0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Sözlü Yargılama

HMK Madde 186

(1) (Değişik:22/7/2020-7251/20 md.) Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez.

(2) Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/20 md.) Şu kadar ki, 150 nci madde hükmü saklıdır.



HMK Madde 186 Gerekçesi

Maddede hükümden önceki son yargılama aşaması olan sözlü yargılama aşaması düzenlenmiş bulunmaktadır. Hangi yargılama usulü uygulanırsa uygulansın tarafların yargılamada sözlü olarak görüş ve değerlendirmelerini ifade etmeleri özel bir önem taşımaktadır. Yazılı yargılama usulü içerisinde de tarafların hükümden önce son kez mahkeme huzurunda sözlü değerlendirme yapıp açıklamada bulunmaları, doğru bir karar verilmesi bakımından önemlidir.

Birinci fıkrada, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için bir gün tayini ve belirtilen günde tarafların hazır bulunmalarını sağlamak için davet edilmeleri düzenlenmiştir. Taraflar sözlü yargılama için gelmedikleri takdirde yokluklarında hüküm verilebilir.

İkinci fıkrada, sözlü yargılamada ne yapılacağı düzenlenmiştir. Taraflar tüm yargılamayı değerlendirerek kendi iddia ve savunmalarının haklılığını ortaya koyacak nitelikte son açıklamalarını yaparlar.


HMK 186 (Sözlü Yargılama) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/20862 Karar : 2018/7823 Tarih : 21.06.2018

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Mahkemece, tahkikatın bitiminden (HMK m. 184) sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkarılacak davetiyede (Tebligat K.m.9) belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirir (HMK m. 186). Sözlü yargılamada mahkeme, tarafların son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK m. 186/2). Hakim, Türk Hukukunu re’sen uygular (HMK m.33). Mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanununun emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (HGK 13/03/2013, 2013/802 esas, 2013/347 karar). Mahkeme, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir duruşma günü tayin etmeden, davalının yokluğunda hüküm vermiştir. Yerel mahkeme hakimi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. madde hükmünü dikkate almayarak taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama ve son sözlerini söyleme hakkı vermeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanununun 184. ve 186. maddelerinin emredici ve açık hükmünü uygulamadığından, hüküm münhasıran bu sebeple bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 21.06.2018 (Prş.)


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/20219 Karar : 2018/7690 Tarih : 20.06.2018

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı erkek tarafından 28.07.2015 tarihinde dava açılmış, davalı kadın tarafından ise 07.12.2015 tarihinde birleşen boşanma davası açılmış ve 06.01.2016 tarihli dosya üzerinden verilen kararla eldeki dava dosyası ile birleştirilerek davacı-davalı erkeğin davasının reddine, davalı-davacı kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine karar verilmiştir. Dava dilekçesi, mahkeme tarafından davalıya tebliğ edilir (HMK m. 122). Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ya da davalının cevap vermemesi halinde mahkemece ön inceleme duruşma günü belirlenir ve taraflar ön inceleme duruşmasına davet edilir (HMK m. 139). Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez (HMK m. 137). Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra

tahkikat için duruşmaya davet edilir (HMK m. 147/1). Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir (HMK m. 186/1).

Somut olayda; davalı kadının birleşen boşanma dava dilekçesi davacı-davalı erkeğe tebliğ edilmemiş, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlanmamıştır.

Mahkemece, davacı-davalı erkek tarafından açılan davanın eldeki dava dosyasında birleştiği de gözetilerek, eldeki dava dosyasında birleşen boşanma davası bakımından dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasının tamamlanması sonrasında ön inceleme duruşması yapılarak tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti, taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği takdirde bu delillerin toplanması, toplanan diğer delillerle hep birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, birleşen dava yönünden usulünce dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlanmadan hüküm kurulması, hukuki dinlenilme hakkına (HMK m.27) aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.06.2018(Çrş.)


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/18698 Karar : 2018/6422 Tarih : 21.05.2018

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Mahkeme, tahkikatın bitiminden (HMK m. 184) sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkarılacak davetiyede (Tebligat K. m. 9) belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir (HMK m. 186/1). Sözlü yargılamada mahkeme, tarafların son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK m. 186/2). Hakim, Türk Hukukunu re’sen uygular (HMK m. 33). Mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanununun emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır (HGK 13.03.2013, 2013/802 esas, 2013/347 karar). Mahkeme davalıya tahkikatın tümü hakkında açıklama ve son sözlerini söyleme hakkı vermeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanununun 184 ve 186. maddelerinin emredici ve açık hükmünü uygulamadan hüküm vermiştir. Bu sebeple hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 21.05.2018 (Pzt.)


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/1703 Karar : 2018/9465 Tarih : 25.04.2018

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tazminat, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan … ‘nun 1249 ada 17 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümdeki ½ payını davalıya temlik ettiğini, devrin mal kaçırmak amacı ile yapıldığını ve saklı payına tecavüz edildiğini ileri sürerek satış işleminin muvazaalı olması nedeni ile şimdilik miras payına tekabül eden 8500TL bedelin temerrüt tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, bu talebin kabul edilmemesi halinde saklı paya tecavüzden kaynaklı şimdilik 8500 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiştir.

Davalı, hak düşürücü sürenin geçtiğini, yapılan satışın muvazaalı olmadığını, bu iddianın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece “… mahkemece yazılan kararda, dosyaya toplanan belgeler ve delillerin açıklanması dışında kararın bir gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Anayasanın 141. maddesi hükmü gereği bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 186. maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasanın 297. maddesi uyarınca kararını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 294. madde de öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Hükmün sonuç bölümünde de istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve hakların birer birer açıkça şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde yazılması zorunludur. Mahkemece, kurulan hükmün Anayasa ve Usul Kanunu’nun değinilen hükümlerine uygun olmadığı anlaşılmaktadır… ” gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan … ’nun 03.09.2005 tarihinde ölümü ile eşi … ile … ’den olan kızları davacı … , davalı … ve dava dışı … ’in kaldıkları, çekişme konusu 1249 ada 17 parsel sayılı 106m2 miktarlı arsa nitelikli taşınmazın 140/832 payı yarı yarıya mirasbırakan .. ve eşi … adına kayıtlı iken yapılan apartmanda toplam 140/832 arsa paylı 2 nolu bağımsız bölüm lehine adlarına şerh konulduğu, mirasbırakan … ’in 1983 yılında ölümü ile 25.01.1985 tarihinde 70/832 payın, eşi … , kızları … ,… ve … adına veraseten iştirak olarak tescil edildiği, davacı … tarafından … 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1997/849Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi davası açıldığı, davaya ilişkin tapu kaydına 04.07.1997 tarihinde şerh düşüldüğü, mirasbırakan … ’nın 2 nolu bağımsız bölümde adına kayıtlı 70/832 payını 28.08.1997 tarihli satış işlemi ile 140milyon bedelle davalı … ’ye devrettiği, ortaklığın giderilmesi davası neticesinde 2 nolu bağımsız bölümün tamamının davacı … ’ya satıldığı, bilahare taşınmazı dava dışı 3. kişilere devrettiği, mirasbırakanın, 4045 ada 248 parsel sayılı 625,67m2 miktarlı avlulu ev nitelikli taşınmazını da bir yardım derneğine 27.05.1997 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği, bu taşınmaza ilişkin olarak davacı … tarafından … 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 15.04.2008 tarih 2006/413Esas, 2008/137Karar sayılı kararında temliğin muvazaalı olduğu gerekçesiyle pay oranında iptal tescile karar verildiği, kararın derecattan geçerek kesinleştiği, dinlenen davalı tanığı mirasbırakanın eşi … ’nıın mirasbırakanın davacıya ev aldığını, ancak davacının giriş katta olduğu için evi beğenmediğini ve sattığını beyan ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olayda, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.

Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, mirasbırakanın davacı … ’ya taşınmaz alıp almadığının mirasbırakan adına kayıtlı başkaca aktif-pasif tapu kaydı bulunup bulunmadığının taraflardan da sorulmak suretiyle araştırılması, varsa tapu kayıtlarının istenilmesi, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek mirasbırakanın iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

Öte yandan; davacı tapu iptali ve tescil talep edebileceği gibi tazminat talebinde de bulunabileceğinden, temliğin muvazaalı olduğunun saptanması halinde taşınmazın dava tarihindeki değerine ve bu tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerektiği göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru değildir.

Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/16044 Karar : 2018/3013 Tarih : 12.03.2018

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Dava 11.06.2015 tarihinde açılmış, mahkemece düzenlenen 11.06.2015 tarihli tensip tutanağı ile ön inceleme duruşmasının 17.09.2015 tarihine bırakılmasına karar verilmiş, dava dilekçesi ve duruşma günü davalılara tebliğ edilmiş, davalılardan banka 06.07.2015 tarihinde cevap dilekçesi sunmuş, davacı kadın 07.09.2015 tarihinde sunduğu cevaba cevap dilekçesi davalılara tebliğ olunmadan ön inceleme duruşması yapılmış, davalılar ön inceleme duruşmasına katılmamış, ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konuları belirlenmeden ve tahkikat aşamasına geçildiği yönünde bir karar alınmadan yargılama 05.11.2015 tarihine ertelenmiş ve tahkikat aşamasına dair işlemler yapılarak yargılama sonuçlandırılmıştır.

Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez (HMK m. 137/1-2). Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat için duruşmaya davet edilir (HMK m. 147/1). Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir (HMK m. 186/1).

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerden açıkça anlaşıldığı üzere mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirlenen düzenlemelere aykırı şekilde yargılama sonuçlandırılmıştır. O halde mahkemece yapılacak iş; dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün taraflara tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti, taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği takdirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen delillerin toplanması ile bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.03.2018(Pzt.)


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/16071 Karar : 2017/17590 Tarih : 26.12.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı vekili, taraflar adına müşterek mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı olan 102 ada 98 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan … +1 katlı betonarme evin vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmaması nedeniyle HMK.nın 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, yazılı yargılama usulüne (HMK.md.118-186) tabidir.

Dava dilekçesinin davalılara tebliğinden (HMK.md.122) sonra hangi usuli işlemlerin yapılacağı 6100 sayılı HMK`nın 122 vd. maddelerinde; yargılamadaki dilekçelerin değişimi (HMK.md.126-136), ön inceleme (HMK.md.137-142), kesitleriyle ilgili usulü işlemlerin tamamlanması, varsa dava şartları ve ilk itirazlar hakkında bir karar verilmesi (HMK.md.138), yoksa tahkikat aşamasına (HMK.md.143vd.) geçilerek sonucuna göre karar verilmesi şeklinde gösterilmiştir.

Dava şartı yönünden dosya üzerinden inceleme yapılarak HMK`nın 138/1. maddesi gereğince karar verilebilirse de, bunun için de dilekçeler değişimi aşamasının (HMK m.126-136) tamamlanması gereklidir (HMK m. 137).

Dava, 6100 sayılı HMK yürürlüğe girdikten sonra 11.05.2016 tarihinde açılmıştır.

Dava dilekçesinin davalılara tebliğ edilmediği görülmektedir. Dilekçelerin değişimi aşaması tamamlandıktan sonra (HMK m.126-136) da, ön inceleme aşamasına geçilmesi, bu aşamada gerekli incelemenin ve gerektiğinde ön inceleme duruşmasının yapılması gerekir (HMK m. 137-142).

Ön inceleme aşaması tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez (HMK m.137/1-2).

O halde, dilekçelerin değişimi aşaması tamamlanmadan davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi davacının hukuki dinlenilme hakkına (HMK. m. 27) aykırı olmuştur.

O halde Mahkemece yapılacak iş; öncelikle dava dilekçesini davalı tarafa tebliğ ederek dilekçeler teatisi aşamasının tamamlanmasının sağlanması, iddia ve savunma çerçevesinde toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekirken, böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Davacının temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK`un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmdığına, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/1997 Karar : 2017/3912 Tarih : 20.06.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı vekili, müvekkili şirketin 08/04/2004 tarihli fatura ile şirkete ait gemiyi davalı şirkete devrettiğini, aralarındaki 29.03.2004 tarihli sözleşme uyarınca 2004 ve 2005 yıllarına ait tekne gelirinin %25 hissesinin müvekkil firmaya ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 50.000,00 TL alacağın davalılardan en yüksek faiz oranı ile tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının adına kayıtlı bulunan tekneyi 10.05.2004 tarihinde müvekkili şirkete sattığını, satış bedelinin ödendiğini, müvekkili şirketin davaya dayanak gösterilen sözleşmenin tarafı olmadığını ve geçersiz bir sözleşme olduğunu, sözleşme metninden %25 hisseye tekabül eden kar payının ödeneceğine ilişkin bir anlam da çıkarılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket yetkilisi ile davalı … arasında imzalanan 29/03/2004 tarihli sözleşme uyarınca 27.500 Euro olarak yapılacak ödemelerin tekne bedeli olarak ödeneceği ayrıca, bu bedellerin teknenin %25 hissesine karşılık geldiği, dolayısıyla ödeme tarihine kadar % 25 hisseye karşılık olarak devreden davacı … Emlak Ltd.’ne sezon sonunda kardan %25 hisse ödeneceği, bu bedelin alıcının dilerse teknenin elde edeceği karın %25’in karşılığı olarak ödeyeceği, 27.500 Euro’nun teknenin kar elde etme durumunda ödenmeyeceği, borçluya bu şekilde ödeme konusunda seçenek sunulduğu, 27.500 Euro’nun sabit olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 44.440,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı …‘den tahsiline, diğer davalılar yönünden ise, davanın husumetten reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ile davalı … vekili temyiz etmiştir.

Dava, sözleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Ancak, 6100 sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.

Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’unun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, “Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir.” hükmünü amirdir.

Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK’nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hakim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir.

Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK’nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir.

Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK’nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece, hükmün tefhim edildiği 04/12/2014 tarihli celsede, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya geçildiği bildirilmeden, taraflara son sözleri sorulmadan karar verilmiştir.

Yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin tüm, mümeyyiz davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın mümeyyiz davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm, mümeyyiz davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/06/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

6100 sayılı HMK’nın Geçici 3/2. maddesi delaletiyle temyiz incelemesinde uygulanması gereken 1086 sayılı HUMK’nın 5236 sayılı Yasa ile değişiklikten önceki 428/2. maddesi “Usulü muhakemeye muhalefetten dolayı bir hükmün nakzolunabilmesi mahkemeye ait vezaifte usulü muhakemenin ihlal olunmasına ve işbu kusur ve hatanın lahik olan hükmü tağyir edecek derecede bulunmasına veya müddei, yahut müddeaaleyh tarafından usulü muhakemenin tağyir ve ihlal olunduğunu ispat edecek derecede itiraz olunup da mahkemede tetkik edilmemiş olmasına mütevakkıftır.” hükmünü içermektedir. Yerel mahkemece tahkikatın sona erdiğinin ve keza sözlü yargılama için duruşma günü belirlenip taraf vekillerine tefhim ve tebliğ edilmemiş olması, 6100 sayılı HMK’nın 184 ve 186. maddesindeki usul hükmünün ihlali niteliğinde ise de, yukarda anılan kanun hükmü doğrultusunda, tek başına bozma sebebi olarak kabul edilemez.

Bu nedenlerle, taraf vekillerinin diğer temyiz nedenleri üzerinde durularak esas yönünden bir karar verilmesi, esas yönünden yapılacak inceleme sonucunda bozma nedenleri ortaya çıktığı takdirde, usuli cihete ilişkin bu yönde de bozma nedeni oluşturulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan Daire çoğunluğunun münhasıran usul bozmasına katılmaya olanak görmüyoruz.


YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/15196 Karar : 2017/2518 Tarih : 28.03.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı vekili, müvekkilinin davalı … ile dava dışı Karat … arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine kefil olduğunu, bu kredi sözleşmesinin teminatı olarak alınan senedin kredi borcu ödenmediği için müvekkili aleyhine takibe konulduğunu, müvekkilinin kefaletine ilişkin sözleşmenin geçerli olmadığını ve davalı bankanın kötüniyetli olduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili ile davacı arasında imzalanan kefalet sözleşmesinin geçerli olduğunu savunarak davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davaya konu bono ve kefalet sözleşmesinin davacı şirket yetkilisi tarafından imzalandığı, davacı şirket esas sözleşmesinin kefaleti yasaklayan bir hüküm içermediği gibi taraflar arasında imzalanan kefalet sözleşmesinin mevzuata aykırı bir yanı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, şartlar oluşmadığı için kötüniyet tazminatı isteğinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK ile yazılı yargılama usulünde ilk derece yargılaması beş aşamadan oluşmaktadır. Bunlar, davanın açılması ve karşılıklı dilekçelerin verilmesi, ön inceleme, tahkikat, tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılama ile hükümdür.

Davanın açılması üzerine dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır.

Mahkemece ön inceleme aşamasından sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verilebilir (HMK m.138-142). Ancak mahkemenin ön inceleme aşamasında nihai karar verebilmesi için dava şartlarından birinin bulunmaması, ilk itirazların yerinde olması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması ve zamanaşımı def’inin dinlenebilir olması gerekir. Mahkemece bu nedenler dışında işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, HMK’nun 143. ve devamı maddeleri uyarınca tahkikat aşamasına geçilmeli ve özellikle HMK`nun 147. maddesi uyarınca taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilmeli, tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığı durumda, tahkikatın bittiği taraflara tefhim edilmeli(HMK m.184), mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki yanı davet etmeli ve davetiyeye belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunu bildirmeli, sözlü yargılamada ise taraflara son sözlerini sorup, hüküm vermelidir (HMK m.186). 6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama kesitlerine, kanunda belirtilen sebepler dışında uyulmadan karar verilemez.

Hal böyle olunca, mahkemece 02/03/2016 günlü duruşma oturumunda tahkikatın bittiği tefhim edilmeden (HMK m.184) ve sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunulması amacı ile davet hususu yerine getirilmeden karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 28/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/17824 Karar : 2017/2025 Tarih : 16.03.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı, davalılarla … Noterliğinin 12/10/2000 tarih 11628 Yevmiye sayılı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin tanzim edildiğini, bu sözleşme ile … ili … ilçesi … mevki 1’den 106 parsele kadar (106 parsel dahil) taşınmazı satın aldığını, … Kadastro Mahkemesinin 1996/3 esas sayılı dosyası ile taşınmazın davalı olduğunu ileri sürerek taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’da ilk derece yargılamasında yazılı yargılama usulü beş aşamadan oluşacak şekilde düzenleme yapılmıştır. Bunlar; davanın açılması ve dilekçeler aşaması; ön inceleme; tahkikat; sözlü yargılama ve hükümdür.

Mahkemece, dilekçelerin (dava–cevap-cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri) karşılıklı verilmesinden sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirilir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir (HMK 139.md). Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları

hususları tek tek tespit eder (HMK 140/1.md). Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu teşvik özellikle yasak savma ya da kanuni gerekliliğin yerine getirilmesi amacıyla değil, sonuca odaklanmak suretiyle gerçekten tarafların uyuşmazlığı bitirmeleri yönünde teşvik edecek şekilde yapılarak bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder (HMK 140/2.md). Bu yönde bir kanaat edinmediği takdirde; ön incelemeye devam ederek ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür (HMK 140/3.md). Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK 140/5.md). Özellikle dikkat edilmesi gereken nokta; ön inceleme duruşması tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği hususudur (HMK 137/2.md

Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar (HMK 142/1.md). Mahkemece ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verebilir (HMK 138-142.md). İşin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilir. Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri bildirilir (HMK 147.md).

Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK 186. md).

Somut olayda mahkemece yukarıda belirtilen 6100 sayılı HMK hükümleri uyarınca sözlü yargılamaya geçtiğini yani davayı karara bağlayacağını taraflara tebliğ veya tefhim etmeden doğrudan karar verilmesi doğru görülmemiştir.

O halde, yukarıda değinilen usul hükümleri yerine getirilmeksizin işin esası hakkında yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/10188 Karar : 2017/2063 Tarih : 9.03.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı vekili 27.07.2009 tarihli dilekçe ile müvekkili adına kayıtlı …ilçesi, …mahallesinde bulunan 1254 parsel sayılı taşınmazın kıyıda kaldığı gerekçesiyle bedelsiz olarak hükmen tapusunun iptaline karar verildiğini, tapunun iptal edilmesi sebebiyle zararın oluştuğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup şimdilik 10.000.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Daha sonra 21.05.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle 129.000.-TL tazminatın tapu iptali ve tescil davasının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak müvekkiline verilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı Hazine; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davanın kabulüne 129.000.-TL tazminatın 19.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 11.02.2013 tarih 2012/19252 E. - 2013/1678 K. sayılı ilamıyla bozulmuştur.

Hükmüne uyulan bozma kararında özetle “…Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapılara değer biçilmesinin yöntem itibariyle doğru olduğu, ancak arsaya piyasa rayicinden söz edilerek değer biçilmesinin usulsüz olduğu, bu sebeple taraflara tapusu iptal edilen taşınmaza yakın bölgeden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, gerekirse re`sen emsal celbi yoluna gidilmesi, yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla yapılacak keşifte üzerindeki yapıların ve emsal karşılaştırması yöntemiyle arsanın dava tarihindeki değerlerinin tespit edilmesi, dava tarihinden itibaren de faize hükmedilmesi…” gerektiği belirtilmiştir.

Bozma sonrasında davacı vekili 23.03.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 368.591,90.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davanın kabulüne, 368.591,90.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK`nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.

Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; davacı vekili, bozma öncesinde dava dilekçesini ıslah ederek 129.000,00.-TL tazminat isteminde bulunmuştur. Daha sonra Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin bozma kararından sonra yapılan bilirkişi incelemesi sonucu 23.03.2015 tarihli ikinci ıslah dilekçesiyle toplam 368.591,90.-TL tazminat istemiştir. Mahkemece bozma sonrası verilen ıslah dilekçesi esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.

Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. ve devam eden maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177. maddede, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 147. ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer. Tahkikat evresinin ardından, sözlü yargılamanın da (Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 186 ve devamı) tamamlanmasından sonra, davanın hüküm verilecek derecede aydınlanmış olması halinde hüküm verilir ve tefhim edilir.

Buna göre, tahkikat kavramı, layihalarla yeterince aydınlanmamış olan bir davada, tarafların duruşmaya çağrılmalarıyla başlayıp, çekişmeli yönlere ilişkin taraf delillerinin toplanmasıyla biten ve uygulamada, davaların tamamına yakın bölümünde gerçekleşen bir evreyi ifade etmektedir.

Vurgulanmalıdır ki; tahkikat evresi, bozmanın içerik ve kapsamına göre, bazı hallerde bozmadan sonra da gerçekleşebilir. Ancak, 177. maddedeki “Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir. Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.

Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, 177. maddenin soyut iznine bakılarak, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca da soruşturma ve yargılama bitinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere ıslah yapılabilir. Yargıtayca karar bozulduktan sonra bu yoldan yararlanmaya olanak yoktur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi ile mülga 1086 sayılı HUMK`nın 84. maddesi aynı doğrultuda olup ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hükümlerini içermektedir. Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır. Aynı davada bir kez ıslah yoluna başvurulabilir, ikinci ıslah dilekçesi verilemeyeceğinden koşullarının varlığı halinde ancak ek dava açılabilir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında aynı davada birden fazla ıslah dilekçesi verilemeyeceği, bozmadan sonra da ıslah yapılamayacağı halde bozma sonrasında verilen ikinci ıslah dilekçesine değer verilerek işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Hal böyle olunca, bozma kararından sonra ileri sürülen ıslah isteğinin reddedilmesi ve bozma öncesi verilen ıslah dilekçesindeki istekle bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA 09/03/2017 günü oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/7263 Karar : 2016/7145 Tarih : 13.06.2016

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, evlenmek amacıyla dava dışı … isimli şahsın tanıştırdığı Azeri uyruklu … isimli kadını yurt dışından getireceğinden bahisle …‘a 2.500,00 TL para ödediğini, kadının evlenmek için taşınmaz istemesi üzerine …‘ın teklifini kabul ederek tanıdığı olan dava dışı … isimli şahsa 08/08/2011 tarihli vekaletname ile mutlu olmaları halinde çekişmeli 9 sayılı parselin 1/3 payını …‘ya satışı konusunda yetki verdiğini, bilahare tanıdıklarının uyarıları neticesinde 20/09/2011 tarihli azilname ile …‘i vekillikten azlettiğini, ancak 15/08/2011 tarihinde çekişmeli taşınmazın 1/3 payının vekil marifetiyle davalı …‘a devredildiğini …`in memleketine gideceğinden bahisle evden ayrılması üzerine öğrendiğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek çekişme konusu 9 sayılı parselin davalı adına olan 1/3 payının iptali ile adına tescilini istemiştir.

Davalı, usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiş, yargılama aşamasında temlikin gerçek ve geçerli olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, çekişmeli taşınmazın davalı adına olan 1/3 payın tapusunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.

Ne var ki; mahkemece yazılan kararda, dosyaya toplanan belgeler ve delillerin açıklanması ötesinde kararın gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı yoktur.

Anayasanın 141. maddesi hükmü gereği bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve H.U.M.K.’nun 376. (6100 sayılı HMK.’nun 186. maddesi) maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 388.(6100 sayılı HMK.’nun 297. maddesi) maddesi uyarınca kararını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu H.U.M.K’ nun 489. ( 6100 sayılı HMK`nun 294. maddesi ) maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.

Hükmün sonuç bölümünde de istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve hakların birer birer açıkça şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde yazılması zorunludur.

Somut olayda, mahkemece, kurulan hükmün Anayasa ve Usul Yasasının değinilen hükümlerine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca, HMK`nun 297. maddesine uygun biçimde karar oluşturulması için hüküm bozulmalıdır.

Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/4951 Karar : 2015/12065 Tarih : 16.11.2015

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı vekili, müvekkilinin yıllarca süren araştırmaları sonucunda emek ve masraf sarfederek Tigesiklin kompozisyonları ve prepasyon yöntemleri ile Tigeksiklinin kristalli katı formları ve bunları hazırlama yöntemlerine ilişkin “Tygacil” ilacını geliştirdiğini, “Tygacil” ürünü ile ilgili olarak incelemeli patentlerin bulunduğunu ve bu patentlerin 2026 yılına kadar koruma altına alındığını, davalının, müvekkilinin TR 2013/13011 ve TR 2013/06107 sayılı patentlerine konu “Tygacil” adlı ilacının tamamen aynısı/temelde benzeri olan “Tigecid 50 Mg I.V. İnfüzyonluk Çözeti İçin Liyofilize Toz İçeren Flakon” adlı ürünü için 13.08.2014 tarihinde kısaltılmış ruhsat almak suretiyle müvekkilinin patent haklarına tecavüz edildiğini, davalı ürününün müvekkilinin patentlerini ihlal etmesinin kuvvetle muhtemel ve kaçınılmaz olduğunu, davalının bu ürün için ilaç fiyat onayı da aldığını ileri sürerek davalının kısaltılmış ruhsat başvurusu yolu ile almış olduğu ilacın müvekkillerin TR 2013/13011 ve TR 2013/06107 sayılı patentleri kapsamında olduğunun ve patent hakkına tecavüz teşkil ettiğinin ve/veya edeceğinin tespitini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, 551 sayılı KHK`nın 75/f maddesine göre ruhsat başvurusunda bulunmanın ve bu başvuru için gereken analiz ve testleri yapmanın “Bolar İstisnası” diye anılan serbesti sebebiyle patent ihlali oluşturamayacağını, salt kısaltılmış ruhsat başvurusunda bulunulmasının, ilaç henüz fiilen piyasaya çıkmadıkça, buna dair duyuru, depolara sevk yapılmadıkça patente tecavüze veya tecavüz tehlikesine sebep vermeyeceğini, bunun yasal bir hakkın kullanılması olduğunu, müvekkilinin davacının patentten doğan hakları dahil hiçbir firmanın patent hakkına tecavüz etmeyecek bir formülasyonla ruhsat başvurusunda bulunabilmek için gerekli tüm teknik araştırma ve hazırlıkları yaptırdığını, böylece farklı bir hammadde ve bitmiş ürün formülasyonu için kısaltılmış ruhsat başvurusunda bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalının ürününü henüz kullanmadığı, piyasaya sürmediği, ticaret alanına çıkarmadığı, jenerik firmanın ruhsatlandırma amacıyla patent koruma süresi sona ermeden buna ilişkin her tür hazırlık test ve deneyleri yapmasının mümkün olduğu, 551 sayılı KHK`nın 75. maddesinde 22.06.2004 tarihinde yapılan değişiklikle “Bolar İstisnasının” düzenlendiği, buna göre ruhsat başvurusu ve bu amaçla yapılan test ve deneylerin deneme amaçlı fiiller kapsamında kaldığı, ilaçların ruhsatlandırılmasının da madde kapsamında bulunduğu, davacıların davada hukuki yararlarının olmadığı, davalı eylemlerinin hukuka aykırılık oluşturmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-6100 sayılı Kanun’un 184. ve devamı maddeleri uyarınca, yargıç tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan kanıtları inceledikten sonra duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Taraflar tahkikatın tamamı hakkında açıklamada bulunduktan sonra, yargıç yeniden araştırma yapılmasını gerektiren bir husus kalmadığı sonucuna varırsa tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Anılan Kanun`un 186. maddesi hükmüne göre, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Ancak, taraflar duruşmada hazırsa bu bildirim sözlü olarak yapılır, tutanağa geçirilir ve taraflara imzalatılır. Sözlü yargılama aşamasında taraflara son sözleri sorularak hüküm tefhim edilir. Sözlü yargılama safhasında taraflar kanıt sunmadan kendisi ve karşı tarafın iddia ve savunmaları ile kanıtlarıyla ilgili hukuki değerlendirme yaparak neden haklı olduklarını açıklama hakkı elde ederler, yargıç da gerektiğinde salt hukuki değerlendirmeye esas olmak üzere taraflara soru sorma ve tereddütlü noktaları son kez açıklığa kavuşturma imkanına sahip olur.

Somut uyuşmazlıkta, 24.12.2014 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, aynı duruşmada ön incelemenin bittiği belirtilerek tahkikat aşamasına geçilmesine dair ara karar tesis edilmiş, yine aynı celsede tahkikatın bittiği de belirtilerek sözlü yargılama aşamasına geçilmiş, tahkikatın bittiği tefhim edildikten sonra davacı vekili “bu celse sözlü yargılama yapılmasına muvafakat etmediklerini” beyan etmiş, mahkemece, yukarıda açıklanan hükümler çerçevesinde 6100 sayılı HMK’nın 186. maddesi uyarınca sözlü yargılama için gün tayin edilmeden ve taraflara süre verilmeden doğrudan davanın reddine karar verilmiştir. Bu itibarla, mahkemece HMK`nın 184 ve devamı maddelerinde belirtilen usullere uyulmadan, tarafların iddia ve savunma hakkını kısıtlar şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 16/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ Esas: 2016/1551 Karar: 2017/4213 Tarih: 11.09.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Davacı vekili, davacı şirketin … Şeker Fabrikası A.Ş’nin atık su arıtma tesisini anahtar teslim olarak yaptığını, bu tesisin kurulumu davalıdan 40.000,00 USD turarında çevresel sıyırıcı ve 198.000,00 USD karşılığında havalandırma cihazı alındığını, davalının Su Teknolojileri Bölüm Müdürü …t arafından verilen ropörtajlarda ve davalı şirketin yılbaşı kartında davacının yaptığı atık su tesisinin davalı tarafından yapıldığını belirterek aldatıcı beyanlarda bulunduğunu, davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini, davalının anılan tesisi kendileri yapmış gibi referans göstererek başka firmaların atık su işlerini üstlendiğini ve haksız rekabetten maddi çıkar elde ettiğini ileri sürerek davalının fiilinin haksız olduğunun tespitini, yanlış beyanın düzeltilmesini, 100.000,00 TL manevi tazminatın ticari faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davaya konu röportajlarda … Şeker Fabrikasının müvekkili şirket tarafından yapıldığına dair bir ibarenin bulunmadığını, ilgili röportajda adı geçen projelerde müvekkili şirketin ürün ve çözümlerinin olduğunun altının çizildiğini, aldatıcı veya iyiniyet kurallarına aykırı harekette bulunulmadığını, … Şeker Fabrikasını referans göstererek başkaca işler üstlenmelerinin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, davalı tarafça muhtelif dergilere verilen röportajlarda kullanılan ifadelerden sanki … Şeker Fabrikasının atık su arıtma tesisinin davalı tarafından yapıldığının anlaşıldığı, bu durumun haksız rekabet teşkil ettiği, ancak, eylemlerin gerçekleştiriliş şekli itibariyle, doğrudan doğruya davacının kişilik haklarına yöneltilmediği, çok ağır ve üzüntü verici mahiyette olmadığı gibi m. 58/2 kapsamında davalının beyanlarının düzeltilmesi, gazetede ilan yapılması gibi davacının zararının başka bir biçimde giderimine dair hükümler yer aldığı ve davacının manevi tazminat gerektirecek şekilde zarar gördüğünü yasal delillerle inandırıcı şekilde kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davalının davaya konu eyleminin TTK’nın 55/1-a-2 maddeleri gereğince haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve menine, … Şeker Fabrikası Atık Su Arıtma Tesisinin davalı … tarafından gerçekleştirildiğine dair beyanlarının düzeltilmesine, gideri davalıdan alınmak suretiyle ve kararın kesinleşmesinden sonra hüküm özetinin ilanına, koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.

Dava, haksız rekabetin tespiti ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile karar verilmiştir.

Ancak, 6100 Sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayininin zorunlu olup olmadığı hususudur.

Sözlü yargılama 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’unun 186. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, “Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir.” hükmünü amirdir.

Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK’nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir.

Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK’nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir.

Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK’nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir.

Somut uyuşmazlıkta, mahkemece, hükmün tefhim edildiği 20.10.2015 tarihli celsede, davalı vekili hazır olmayıp, sözlü yargılama için HMK’nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmeden ve bu durum duruşmada olmayan davalı vekiline meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmeden, tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya geçildiği davacı vekiline bildirilmiş ve davacı vekilinin son sözleri sorulduktan sonra karar verilmiştir.

Yukarıdaki açıklanan yasal düzenlemelere uyulmadan hüküm kurulması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır. Mahkemece, bu hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

2- )Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.09.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

6100 Sayılı HMK’nın Geçici 3/2. maddesi6100 Sayılı HMK’nın Geçici 3/2. maddesi delaletiyle temyiz incelemesinde uygulanması gereken 1086 Sayılı HUMK’nın 5236 Sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 428/2. maddesi “Usulü muhakemeye muhalefetten dolayı bir hükmün nakzolunabilmesi mahkemeye ait vezaifte usulü muhakemenin ihlal olunmasına ve işbu kusur ve hatanın lahik olan hükmü tağyir edecek derecede bulunmasına veya müddei, yahut müddeaaleyh tarafından usulü muhakemenin tağyir ve ihlal olunduğunu ispat edecek derecede itiraz olunup da mahkemede tetkik edilmemiş olmasına mütevakkıftır.” hükmünü içermektedir. Yerel mahkemece tahkikatın sona erdiğinin ve keza sözlü yargılama için duruşma günü belirlenip davalı vekiline tefhim ve tebliğ edilmemiş olması, 6100 Sayılı HMK’nın 184, 186. maddesindeki usul hükmünün ihlali niteliğinde ise de, yukarıda anılan kanun hükmü doğrultusunda, tek başına bozma sebebi olarak kabul edilemez.

Bu nedenlerle, taraf vekillerinin esasa yönelik temyiz nedenleri üzerinde durularak bu çerçevede yapılacak inceleme sonucunda bozma nedenleri ortaya çıktığı takdirde, usuli cihete dair bu yönde de bozma nedeni oluşturulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan Daire çoğunluğunun münhasıran usul bozmasına katılmaya olanak görmüyoruz.


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/20704 Karar: 2017/1638 Tarih: 03.04.2017

  • HMK 186. Madde

  • Sözlü Yargılama

Dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir.

Davacılar; mirasbırakanları…‘in ölümü ile davalılarla iştirak halinde malik oldukları taşınmazların kullanımları engellenerek sadece davalılarca kullanıldığını, bu hususta keşide edilen ihtarında sonuçsuz kaldığını, açılmış ortaklığın giderilmesi davası bulunduğunu ileri sürerek 2007 yılından dava tarihine kadarki dönem için 118.125-TL. ecrimisilin davalılardan tahsilini istemişlerdir.

Davalılar; zamanaşımı definde bulunmuş, istenen ecrimisilin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacı … için 2.358,00-Tl, davacı … için davacı … için 23-Tl ecrimisil alacağının davalı …‘den tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalı … yönünden açılan davanın ise reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtmek gerekir ki; hangi yargılama usulü uygulanırsa uygulansın tarafların yargılamada sözlü olarak görüş ve değerlendirmelerini ifade etmeleri özel bir önem taşımaktadır. Yazılı yargılama usulünde de tarafların hükümden önce son kez mahkeme huzurunda sözlü değerlendirme yapıp, açıklamada bulunmaları, doğru bir karar verilmesi bakımından önemlidir.

Bu ilkeler, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 376., 377. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 186. maddesinde yapılan düzenlemelerle hüküm altına alınmış, bu kapsamda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 186/1. maddesi ile; “Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saate mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir” düzenlemesi getirilmiş olup, anılan düzenlemenin emredici olduğu tartışmasızdır.

Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 184. maddesinde tahkikatın sona ermesi düzenlenmiş olup buna göre “ Hakim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra,duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse,tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder.”

Somut olaya gelince, 16.04.2014 tarihli duruşmada bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak üzere taraf vekillerine süre verilmiş olmakla henüz tahkikat aşamasının sona ermediği, 11.06.2014 havale tarihli mazeret dilekçesinde davacılar vekilinin mazeretinin kabulü ile duruşma gününü uyaptan öğrenmesine karar verilmesi talebinde bulunduğu,aynı tarihli duruşmada davacılar vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek uyuşmazlık hakkında da hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Yani tahkikat aşamasının bittiği hususu mazereti kabul edilen davacılar vekiline bir önceki duruşmada bildirilmediği gibi, son duruşmada davacılar vekilinin mazereti kabul edildiği halde sözlü yargılama için ayrı bir gün de tayin edilmemiştir.

Hâl böyle olunca; 6100 sayılı HMK’nin 186/1. maddesi hükmü doğrultusunda sözlü yargılama için gün tayin edilerek taraflara meşruhatlı davetiye gönderilmesi, belirlenen günde hazır olan taraf veya taraflara son söz hakkı verilmesi, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Kabule göre de; davanın kabul edilen değeri üzerinden hesaplanan 268,45-Tl nisbi karar ve ilam harcının davacıdan alınmasına karar verilmesi de isabetsizdir. Zira harç kamu düzeni ile ilgili olup temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın re’sen gözetilmesi gereken hususlardan olup dava dilekçesi ekinde bulunan alındı belgesine göre dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden 1.756,05-Tl nisbi peşin harç yatırıldığı anlaşılmaktadır.

O halde, kabul edilen değer üzerinden alınması gerekli 268,45-Tl karar ve ilam harcının, peşin alınan 1.756,05-Tl harçtan mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 1.487,60-Tl peşin harcın davacı tarafa iadesine, alınması gerekli ve davacıdan peşin alınan 268,45-Tl peşin harcın aleyhine hüküm kurulan davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulü ile hükmün ( 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla ) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS