0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Davanın Tamamen Islahı

HMK Madde 180

(1) Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.



HMK Madde 180 Gerekçesi


HMK 180 (Davanın Tamamen Islahı) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/14661 Karar : 2018/12215 Tarih : 12.09.2018

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, tazminat, olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir.

Davacı, mirasbırakan babası … ’ın maliki olduğu … ili … İlçesinde bulunan 1278 parsel sayılı taşınmazı 19/11/1987 tarihinde davalı oğluna muvazaalı olarak ve satış gösterilmek suretiyle temlik ettiğini, davalının da taşınmazı 28/11/2006 tarihinde kendisine ait diğer davalı şirkete ayni sermaye göstermek suretiyle temlik ettiğini, mirasbırakanca yapılan temlikin gizli bağış olup, davalı şirketin de durumu bilerek muvazaalı şekilde taşınmazı edindiğini ileri sürerek davalı şirket adına kayıtılı çekişme konusu 1278 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakanın terekesine iadesine karar verilmesini istemiş, 31/03/2016 tarihli dilekçesi ile, dava tarihinden önce çekişme konusu taşınmazla ilgili kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasında verilen tescil kararının kesin olduğu halde tapu kaydında halen kayıt maliki olarak davalı şirketin göründüğünü belirterek HMK 125. maddesi uyarınca davanın tazminata dönüştürülmesini, aksi halde HMK 180. maddesine göre davayı tamamen ıslah ettiğini ve süresi içerisinde yeni dava dilekçesini sunacağını beyan etmiş; 06/04/2016 tarihli yeni dava dilekçesiyle, çekişme konusu taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle kamulaştırma bedelinden miras payına isabet eden 5.004.252,00-Tl’nin fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini, olmadığı taktirde tenkis hükümlerinin uygulanmasını istemiştir.

Davalılar vekili, mirasbırakanın mal kaçırma amacıyla hareket etmeyip tüm mirasçıları kapsar şekilde paylaştırma yaptığını, davacı lehine kazandırmalarda ve tasarruflarda bulunduğunu, kamulaştırma nedeniyle otuz yıl sonra değer kazanan dava konusu taşınmazda davacının kötüniyetli olarak pay istediğini, davalı … ’in taşınmazı alım gücü bulunduğunu, davalı şirketin ise iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş; davacı yanın HMK 180. maddesi uyarınca sunmuş olduğu yeni dava dilekçesine karşı yetki itirazında bulunmuş, davanın ayni hakla ilgisi kalmayıp murisin son yerleşim yerinin kesin yetkili olduğunu, mirasbırakanın ve davalıların … ’da ikamet ettiğini belirterek yetkisizlik kararı verilmesini istemiş, tazminata dönüştürülen davanın zamanaşımına uğradığını, kademeli tenkis isteği yönünden de hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, mirasbırakanın son yerleşim yerinin ve davalıların yerleşim yerinin … ili olduğu, 6100 sayılı HMK`nun 11.maddesindeki “Mirastan kaynaklanan davalarda murisin son yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkili olduğu” düzenlemesi ve genel yetki kuralı uyarınca yetkisizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Bilindiği üzere, HMK’nun 12. maddesine göre, taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre, bu davalar birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri hakkında da açılabilir. Anılan bu kural kesin yetki ve dava şartına ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.

Diğer taraftan, HMK 11. maddesinde mirastan doğan davalarda ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkili olduğu belirtilmiş ve bu kesin yetki kuralının uygulanacağı davalar maddenin (a) bendinde terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar, (b) bendinde terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar şeklinde sayılmış olup, taşınmazın aynına ilişkin davalardaki kesin yetki kuralı ise HMK`nun 12. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

Eldeki dava, muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı, kaynağını 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından alan bir davadır. Eş söyleyişle, sağlar arası işlemin geçersizliği ileri sürülmektedir. Temlikin muvazaa nedeniyle geçersizliğine dayanılarak iptal tescil istemiyle açılan dava, yargılamanın seyri sırasında ıslah edilerek tazminat isteğine dönüştürülse dahi açıldığı tarih itibariyle yetkili mahkemede açılmıştır.

Hal böyle olunca, davanın, taşınmazın aynına ilişkin bulunduğu ve HMK’nun 12.maddesinde öngörülen kesin yetki kuralına göre taşınmazın bulunduğu Akyurt yargı çevresi içinde kaldığı ve bu yer mahkemesinin yetkili olduğu gözetilerek, davanın esasının incelenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Davalıların değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazının kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK.`nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas : 2015/3666 Karar : 2018/244 Tarih : 21.02.2018

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan …Tekstil İşl. Hiz. İhr. İth. San. ve Tic. Ltd. Şti.`nin işçisi olarak diğer davalıya ait iş yerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, yol parası, aylık ücret, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücretlerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı … vekili, davalılar arasındaki sözleşmenin bir yıl süreli olarak yapıldığını, sözleşme süresinin sona ermesi ile davalı şirketin işçisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin de sona erdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı … Tekstil İşl. Hiz. İhr. İth. San. ve Tic. Ltd. Şti. davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunduğu, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine dair delil sunulmadığından, davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı, fazla çalışma yapıp ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı, son aya ait ücret ve yol parası alacakları ile yıllık izin ücretinin de ödenmesi gerektiği gerekçesi ile; Davalı … hakkındaki davanın kısmen kabulüne, davacı vekilince geri alındığı beyan edildiğinden diğer davalı şirket yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Hükmün davalı … vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenle bozulmuştur.

Mahkemece karşı oy yazısında dile getirilen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 181`inci maddesinde belirtilen sürenin kesin süre niteliğinde olup artırılıp eksiltilemeyeceği ancak hâkim tarafından bu sürenin kesin süre olduğu belirtilip sonuçlarının hatırlatılması gerektiği, 20/09/2012 tarihli celsede bu hükme uygun kesin süre verilmediği, kaldı ki bu konuda davalı tarafından itirazda bulunulmayıp temyiz konusu da yapılmadığı, usul ekonomisi ve kesin sürenin sonuçlarının hatırlatılmaması göz önüne alındığında yapılan ıslah işleminin usulüne uygun yapıldığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı vekilinin mahkemece verilen süre içinde ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 181`inci maddesinde öngörülen 1 haftalık süre geçtikten sonra yaptığı ıslahın usulüne uygun bir ıslah olup olmadığı, mahkemece verilen süre içinde ıslah yapılmamasının sonuçlarının hatırlatılmaması ve davalı tarafın ıslaha itiraz etmeyip, temyiz konusu da yapmamış olması karşısında bu hususun resen bozma nedeni yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, mahkemenin bozma kararı öncesi kararında fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücretlerinin en yüksek banka mevduat faizi ile tahsiline karar verdiği hâlde, direnme kararında bu iki alacağa yasal faiz işletildiği ve bu yöne ilişkin açık temyiz olmadığı dikkate alındığında, usulüne uygun direnme kararı bulunup bulunmadığı ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede ilk kararda fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücretlerine işletilen faizin en yüksek banka mevduat faizi olduğu, direnme kararında bu iki alacağı yasal faiz işletildiği, bu durumun davalının lehine olduğu, “usuli kazanılmış hak” ve “aleyhe bozma yasağı” ilkeleri dikkate alındığında kararın davalı aleyhine bozulması mümkün olmadığından ön sorun bulunmadığı ikinci görüşmede oy birliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Uyuşmazlığın açıklanan niteliğine göre “ıslah” müessesi ile “hak arama özgürlüğü” kavramı üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.

Öncelikle ifade edilmelidir ki, ıslah tarihinin 02.10.2012 olması nedeni ile 6100 sayılı HMK`nın ıslaha dair hükümleri dikkate alınacaktır.

6100 sayılı HMK’nın 176`ıncı maddesine göre; “(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.”

Madde metninden anlaşılacağı üzere ıslah kısmen ya da tamamen yapılabilir.

Kanunun 180`inci maddesi uyarınca davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.

Davanın tamamen ıslah edilmesi hâlinde, dava dilekçesi dâhil yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekir (HGK, 29.06.2011 gün ve 2011/1-364 E., 453 K.).

Davanın kısmen ıslahında ise; davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir (düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin (ıslah edilen usul işlemi ile ilgili oldukları ölçüde) yapılmamış sayılması sağlanır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C IV, İstanbul 2006 s. 4014). Davacının talep sonucunu (müddeabihi) arttırması, talep sonucunu terditli dava haline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule ilişkin işlemlerdir.

Kısmen ıslah, 6100 sayılı HMK’nın 181`inci maddesinde; “(1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Görüldüğü üzere ıslah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur.

2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 36`ncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak sureti ile yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Yine Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40`ıncı maddesi uyarınca; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.”

Maddeye 03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16`ncı maddesi ile eklenen ikinci fıkra uyarınca, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilerine başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” düzenlemesi getirilmiştir.

Bu bağlamda anılan madde hükmüyle hak arama özgürlüğü Anayasal bir kurum olarak, diğer temel haklar gibi düzenlenmiş ve Anayasa güvencesine bağlanmış, Anayasa’da kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.

Vatandaşlara hak arama özgürlüğü konusunda anayasal bir hak tanınırken, devlete de, onların bu haktan yararlanmayı sağlayacak şartları hazırlama görevi yüklenmiştir. Devlet için öngörülen bu zorunluluk ilgilinin anayasal haklar içinde yer alan hak arama özgürlüğünün yaşama geçirilmesini sağlayacaktır.

Bu anayasal görevin yerine getirilmesi için getirilen yasal düzenlemeler ve kurulan kurumların görevleri de bu bilinçle değerlendirilmelidir.

Bu kapsamda anayasal teminat altına alınmış hak arama özgürlüğünden bahsedebilmek için, devletin işlemlerinde işleme karşı başvuru yollarını ve süresini açıkça, ilgililerde kuşku ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gerekir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi 20.01.2016 gün ve 2013/7114 Başvuru numaralı kararında “…Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri çerçevesinde izah edildiği gibi davaya iş mahkemesi sıfatı ile bakan Asliye Hukuk Mahkemesinin, kararında bu sıfatı kullanmadığı gibi kanun yolu ve süresini de doğru bir şekilde belirtmediği; mahkemenin kısa kararını, usul hükümlerine uygun olarak tefhim etmediği; ayrıca gerekçesiz verilen kısa kararda, temyiz süresinin gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren başlaması gerektiğine ilişkin Kanun hükmü ve mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü göz önüne alındığında, temyiz süresini tefhimden başlatarak dilekçenin reddine karar veren HGK’nın değerlendirmesinin, mevzuat hükümleri çerçevesinde ve öngörülebilirlik sınırları içerisinde olduğunun kabul edilemeyeceği; yapılan yorumun, başvurucuların temyiz hakkını kullanmalarını imkânsız kılacak ölçüde ve kanun hükümlerine olağanın dışında bir anlam vermek suretiyle elde edildiği; bu açıdan kararın, başvurucuların mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediği sonucuna varılmıştır.” şeklindeki tespiti ile başvurucuların Anayasa’nın 36`ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince;

Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer işçilik alacaklarının asıl işveren-alt işveren ilişkisi içinde bulunan davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Mahkemece, dava konusu edilen işçilik alacaklarının miktarının tespiti ile ilgili bilirkişi hesap raporu alınmıştır.

Davacı vekili bilirkişi raporunun dosyaya sunulmasından sonra 20.09.2012 tarihli duruşmada rapora bir itirazının olmadığını, ıslah için süre talep ettiğini belirtmiştir.

Bunun üzerine mahkemece aynı tarihli duruşmada; “1-Davacı vekiline dava dilekçesini ıslah etmesi harçlandırması ve karşı yana tebliğ ettirmesi hususunda duruşma gününden 5 gün öncesine kadar kesin süre verilmesine, 2- Davalı vekilinin rapora karşı itirazlarının davacı vekilinin ıslah dilekçesini sunduktan sonra karar verilmesine, Duruşmanın bu nedenle 26/12/2012 günü saat 10.00`a bırakılmasına karar verildi.” şeklinde oluşturulan ara kararı ile, davacı vekiline ıslah yapmak üzere bir sonraki duruşma günü olan 26.12.2012 tarihinden beş gün öncesine kadar süre vermiştir.

Bu ara kararı gereği davacı vekili, 02.10.2012 harç ve havale tarihli ıslah dilekçesi ile dava konusu ettiği alacakların miktarını bilirkişi raporu doğrultusunda arttırmıştır. Islah dilekçesi davalı … vekiline 12.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiş; davalı vekili 23.10.2012 havale tarihli dilekçesi ile ıslaha karşı itirazlarını sunmuştur.

Mahkeme, verilen süre içinde yapılan ıslaha değer vererek alacakları ıslah edilmiş şekli ile hüküm altına almıştır.

Bu hâlde, davacı vekili mahkemece kendisine verilen süre içinde kısmen ıslaha başvurup harcını yatırdıktan sonra ıslah dilekçesinin karşı tarafa tebliğini de sağladığına göre, artık bu şekilde mahkeme ara kararına uygun biçimde gerçekleştirilen ıslaha değer verilmesi gerekir.

Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı onanmalıdır.

SONUÇ: Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 21.02.2018 gününde ikinci görüşmede oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/4365 Karar : 2016/9586 Tarih : 4.04.2016

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalılar vekili, davanın haksız olduğunu, davacının emekli olması sonrasında asgari ücret ile çalıştığını, çalışma alacaklarının kendisine ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini, tanık beyanları ve emsal ücret araştırmalarına göre davacının asgari ücretten daha yüksek ücret aldığını ispatlayamadığı, zamanaşımı savunmasına göre yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz: Kararı davacı ve davalı temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.

İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.

4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece re`sen araştırılmalıdır.

Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşları ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı internet sitesinde bulunan “Kazanç bilgisi sorgulama” ekranından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.

Somut olayda, davacının davalı işyerinde 22.11.2005 tarihinden 17.05.2011 tarihine kadar fırın ustası olarak çalıştığı, mahkemece tanık beyanlarından ücret konusunda net bir bilgiye ulaşılamadığı belirtilerek Uşak Fırıncılar ve Unlu Madde İmalatçıları Esnaf Odası’nın yazısı doğrultusunda davacının asgari ücret ile çalıştığı kabulü ile karar verilmişse de yapılan emsal ücret araştırması yetersiz ve dosya kapsamına uygun değildir. Davacının kıdemi ve yaptığı işin niteliği belirtilerek yukarıda açıklanan şekilde ilgili yer ve kurumlardan yeniden emsal ücret araştırması yapılarak davacının ücretinin belirlenmesinin gerekliliği bozma sebebi yapılmıştır.

3-Dosya kapsamında yapılan yargılama içeriğinde; davacı vekilinin 26.11.2014 tarihli karar celsesinde taleplerinin asgari ücret esas alınarak hesaplanması konusundaki itirazını ileri sürerek ek rapor aldırılmasını, bu talebi kabul olunmayacak ise ıslah dilekçesini sunmak üzere süre verilmesini talep etmiş, mahkemece verilen ara karar ile dosya kapsamındaki belge ve incelemelere göreek rapor aldırılması talebinin ve bilirkişi raporunun tebliğ edilmesi sonrasında davacı tarafın ıslah beyanını sunmak için yeterli süresi olmasına rağmen bu işlemi yapmaması sebebiyle de süre isteminin reddine karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 177. maddesinde ıslahın, tahkikat aşaması bitene kadar yapılabileceği, 180 ve 181. maddelerinde ise ıslaha başvuran tarafa gerekli usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği belirtilmiştir. Somut olayda, davacı ücret konusundaki itirazının neticelenmesi sonrasında ıslah hakkını kullanmak istemiş, ancak mahkemece usul hükümlerine aykırı olarak dava hakkını kısıtlar şekilde ıslah işleminin yapılabilmesi için gerekli süre verilmeden yargılamanın sonlandırılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/10443 Karar : 2015/11833 Tarih : 13.10.2015

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Dava, vasiyetnamenin iptali ve tenkis istemine ilişkindir.

Davacı, ortak mirasbırakan . . . ’nin 03/01/2008 tarihli vasiyetnamesi ile davalı Osman’a Ömerli Köyü’nde bulunan adına kayıtlı ev, zeytinlik ve aynı yerde bulunan ancak tapuda kayıtlı olmayan tarla vasfındaki tüm taşınmazlarını vasiyet ettiğini, mirastan ıskatı gerektirir bir durum olmadığı halde bu şekilde mirastan iskat edildiğini ileri sürerek mirastan ıskatın iptalini istemiş, aşamada davasını ıslah ederek talebinin vasiyetnamenin iptali ve tenkis olduğunu bildirmiştir.

Davalı, vasiyetnamede şekil ve usul eksikliğinin sözkonusu olmadığını, murisin sağlığında davacıya payına düşen mallardan fazlasını bağış yoluyla verdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, vasiyetnamenin iptali isteminin reddine, tenkis isteminin kabulüne karar verilmiştir.

Bilindiği gibi ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini (dava dilekçesine yeni vakıaların eklenmesi, davanın sebebi, talep sonucu, iddia, davaya cevap ve savunmanın değiştirilmesi ve yeni delil gösterilmesi gibi işlemlerle) tamamen veya kısmen değiştirmesidir. 6100 sayılı HMK’nın 180. maddesi uyarınca, davacı davasını tamamen ıslah ederek talep sonucunu değiştirebilir.

Somut olayda, mirastan iskatın iptali istemi ile açılan davada davacı, 14/10/2010 tarihli dilekçesi ile davasını tamamen ıslah ederek, vasiyetnamenin iptali ve tenkis davasına dönüştürmüştür. Tam ıslah edilen davada değer belirtilmediği gibi, 21/11/2011 tarihli hukukçu bilirkişi raporunda belirlenen değer üzerinden de harç tamamlanmadan, 492 sayılı Harçlar Kanununun 30. maddesindeki “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dâva dilekçesinde bildirilendeğerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça dâvaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409`uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır” hükmüne aykırı şekilde, davanın görülebilirlik koşulu yerine getirilmeden davanın sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca, davacıya tam ıslah edilen talebine göre dava değerini bildirmesi ve buna göre harcın tamamlatılması, eksiklik giderildikten sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

Kabule göre de, davacının miras payı 1/5 olduğu halde, 1/3 miras payı üzerinden hesaplama yapılması doğru olmadığı gibi, davalının saklı paylı mirasçı olması nedeniyle sabit tenkis oranı belirlenirken saklı payının düşülmesi gerektiği gözardı edilerek tenkis hesabı yapılması da hatalıdır.

Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.`nın 428.maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2013/12999 Karar : 2014/12265 Tarih : 12.06.2014

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilerek davalı eş adına tescil edilen ada 2 parselde kayıtlı 30 numaralı bağımsız bölümün alımına vekil edeninin gerek çalışarak gerekse düğünde takılan ziynet eşyalarıyla katkıda bulunulduğunu, ayrıca dava dilekçesinde nitelikleri yazılı çeyiz eşyasının da davalıda kaldığını açıklayarak; taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptali ile ½ sinin vekil edeni adına tesciline, eşyaların ise aynen, olmadığı takdirde bedelinin dava tarihinden itibaren faiziyle tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Dava, boşanma davasından tefrik edilmiş, talep boşanma dava dilekçesinde taşınmaz bakımından 10.000 TL değer gösterilerek harçlandırılmış; eşyalar bakımından ise 24.10.2008 tarihli harçlandırılmış dilekçe ile 13.180 TL değer bildirilmiştir. Davacı vekili 24.04.2013 tarihli yargılama oturumunda; harca tabi değer için bilirkişi incelemesi yaptırılması ve taraflarına buna göre davayı ıslah edebilme imkanı verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, nizalı taşınmazın vekil edeninin kişisel malı olduğunu, ziynet eşyalarıyla katkıda bulunulduğu iddiasının doğru bulunmadığını, davacı tarafından getirilen çeyiz eşyalarının talebe konu miktarda ve nitelikte var olmadığı gibi, yargılama aşamasında teslim alındığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, ıslah ile dava konusu değiştirilemeyeceğinden, sadece miktarı artırılıp, eksiltilebileceğinden; dava terditli açılmadığından tapu iptali ve tescile yönelik olması nedeniyle davanın reddine; mal rejiminden doğan katkı payı alacağı veya katılma alacağı şeklinde dava açmakta davacının muhtariyetine karar verilmiştir.

Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 15.07.2006 tarihinde evlenmiş, 26.06.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 22.12.2011 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur.

Dava konusu …ada 2 parselde 6. Blok 30 numaralı bağımsız bölüm satın alma suretiyle 31.03.2008 tarihinde davalı adına tapuya tescil edilmiştir.

TMK’nun 179. maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar TMK’nun 202. maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Başka bir anlatımla dava konusu taşınmazın edinildiği tarih itibariyle eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK`nun 225/2. maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir.

Davacı taraf, dava dilekçesinde nizalı taşınmazın evlilik birliği içinde edinildiğini, davacının düğünde takılan yaklaşık 10.000 TL değerinde ziynet eşyalarını satarak nizalı taşınmaz için harcadığını bildirerek, taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptali ile ½ sinin adına tescilini, bunun yanısıra çeyiz eşyasınında aynen olmadığı takdirde bedelinin iadesi isteğinde bulunmuştur. Evlilik birliği içinde davalı eş adına alınan taşınmaza ilişkin eşler arasında 4721 sayılı TMK`nun 706 (MK.nun 634) maddesi gereğince düzenlenmiş mülkiyetin aktarımı ile ilgili resmi bir sözleşme bulunmamaktadır. 07.10.1953 tarih 8/7 sayılı İBK uyarınca taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu iddia eden davacı, bu katkısına dayanarak ayın (mülkiyet) talep edemez. Bu durumda tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin dava redde mahkum ise de, davacı vekilinin 24.04.2013 günlü yargılama oturumundaki beyanları değerlendirilmemiştir.

6100 sayılı HMK`nun 176 vd. (1086 sayılı HUMK.83 vd.) maddelerinde düzenlenen ıslah müessesesi ile taraflar davada iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı sebebiyle yapamadıkları işlemleri tamamen veya kısmen düzeltebilirler.

Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanıdır. Bu nedenle yapılabilmesi, karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı değildir.

Islahın konusu, tarafların yaptıkları kendi usul işlemleridir. Taraflar ıslahla dilekçelerinde belirtilen vakıaları, dava konusunu, talep sonucunu değiştirebilecekleri gibi, yeni bir vakıa da ileri sürebilirler. HMK.nun 177.maddesine göre ıslah tahkikatın sona ermesine kadar, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Davanın tamamen ıslahı halinde, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi verilmelidir (HMK.180.m). Davanın kısmen ıslahı halinde ise, kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir ( HMK.181.m). Mahkemece, taşınmaza ilişkin dava bakımından davacı vekilinin ıslaha ilişkin beyanlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, hatalı gerekçe ile hüküm kurulması doğru değildir.

Bundan ayrı, eşya alacağına ilişkin dava bakımından olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması da isabetsizdir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK`nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, yine 6100 sayılı HMK.nun geçici 3.maddesi yollamasıyla HUMK.nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/18490 Karar: 2016/7455 Tarih: 20.06.2016

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan miras payı oranında tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde tazminat istemine ilişkindir.

Davacı, 01.11.2010 tarihinde ölen mirasbırakanı …‘ın 351 ada 12 numaralı parselde tapuya kayıtlı 3 numaralı bağımsız bölümünü davalı kızına 26.01.2005 tarihli ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiğini ancak davalının bakım görevini yerine getirmediğini ileri sürerek miras payı oranında tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde tazminat isteğinde bulunmuş çekişme konusu taşınmazın dava dışı üçüncü kişi adına kayıtlı olduğunun anlaşılması üzerine tapu iptal ve tescil isteğinden vazgeçerek terditli talebini tazminat istemine hasretmiş, 28.11.2013 havale tarihli dilekçesiyle dava dilekçisini tamamen ıslah ettiğini belirtip davalıya yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürmüştür.Davalı, işlemin muvazaalı olmadığını, bakım görevini yerine getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, bakım akdine dayalı olarak taraflarının, edimlerini yerine getirdikleri, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Bilindiği gibi ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini (dava dilekçesine yeni vakıaların eklenmesi, davanın sebebi, talep sonucu, iddia, davaya cevap ve savunmanın değiştirilmesi ve yeni delil gösterilmesi gibi işlemlerle) tamamen veya kısmen değiştirmesidir. 6100 Sayılı HMK’nın 180. maddesi uyarınca, davacı davasını tamamen ıslah ederek davanın sebebini değiştirebilir ve yeni vakıalar ekleyebilir.

Somut olayda, davalının bakım görevini yerine getirmediğini ileri sürerek ölünceye kadar bakma akdinin iptali ve miras payı oranında tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde tazminat isteğiyle açılan davada, davacı 28.11.2013 tarihli dilekçesi ile; davasını tamamen ıslah ederek, muris tarafından yapılan temliki işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürmüş kısacası yeni vakıalar ekleyip, dava sebebini de değiştirmek suretiyle davasını muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tazminat davasına dönüştürmüştür. Bu durumda, dava tam ıslah edildiğine göre 179 Maddesi’nde sayılan haller dışında yeni delilde bildirilebilir.

Hâl böyle olunca; mahkemece, davacı vekilinin 28.11.2013 tarihli ıslah dilekçesinde bildirdiği tanığın dinlenip, bu tanık beyanı toplanan diğer delilerle birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 Sayılı Kanun’un geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 20.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas: 2014/3784 Karar: 2015/5933 Tarih: 18.11.2015

  • HMK 180. Madde

  • Davanın Tamamen Islahı

Dava, alacağın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemenin; ıslahla artırılan miktar da dikkate alınarak ceza-i şart isteminin kısmen kabulüne, taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri ile resmi satış bedeli arasındaki farkın tahsili isteminin ise reddine dair kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.

2- Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Uyuşmazlık 08.07.2007 tarihli arsa satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı, bu sözleşme uyarınca 1053 ada 1 parsel numaralı taşınmazın mülkiyetinin davalıya devredildiğini, davalının sözleşmede belirtilen süre içerisinde inşaatla ilgili hiçbir imalât yapmadığını iddia ederek taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptâl edilerek adlarına tescilini, olmadığı taktirde bilirkişi marifetiyle belirlenecek bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiş, 10.02.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle istemini tamamen ıslah ederek sözleşmenin uyarınca belediye emlak vergisi beyan değerinden az olmamak üzere 65.364,58 TL ceza-i şart alacağının ve taşınmazın resmi satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki farkın tahsilini istemiştir. Yine davacı vekili tarafından verilen 08.05.2014 tarihli dilekçeyle, bu kez ödenmesi gereken ceza-i şart miktarı 103.636,00 TL’ye çıkartılmış, taşınmazın gerçek satış bedeli ile resmi satış bedeli arasındaki fark olarak da 62.182,00 TL’nin tahsili istenmiştir. Her ne kadar, 08.05.2014 tarihli dilekçeyle taşınmazın gerçek değeri ile resmi satış bedeli arasındaki farkın değeri rakamsal olarak belirlenmiş ise de, daha önceki ıslah dilekçesiyle istenen ceza-i şart miktarı bu dilekçeyle artırıldığından sözü edilen bu dilekçe, niteliği itibarıyla ikinci kez sunulmuş bir ıslah dilekçesidir.

Islah müessesi 6100 sayılı HMK’nın 176 ila arasında düzenlenmiştir. Islah, taraflardan birisinin yapmış olduğu bir usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir ( 176/1). Dava, davacı tarafından 180. maddesi uyarınca tamamen ıslah edilebileceği gibi, taraflarca HMK’nın 181. maddesi uyarınca kısmen de ıslah edilebilir. Davanın tamamen ıslah yoluna dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur. Davadaki talep kısmının değiştirilmesi de davanın tamamen ıslahı mahiyetindedir. Kısmi ıslahta ise, taraf belli bir usul işlemini ıslah etmektedir. Davadaki talep kısmının artırılması ise davanın kısmen ıslahı mahiyetindedir. Gerek davanın tümden ıslahı gerekse kısmi olarak ıslahı tahkikatın sona ermesine kadar ( 177/1) ve bir defa yapılabilir ( 176/2). İkinci defa ıslah yoluna başvurulamaz.

Tüm bu açıklamalara göre davacı, 10.02.2014 tarihli dilekçesiyle tapu iptâli ve tescil ile taşınmazın bedelinin tahsili istemlerini tamamen ıslah ederek 65.364,58 TL ceza-i şart ile taşınmazın resmi satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki farka dönüştürmüştür. Yapılan bu işlem az yukarıda sözü edilen ve HMK’nın 180. maddesinde düzenlenen davanın tümden ıslahı mahiyetindedir. Ne var ki davacı, daha sonraki 08.05.2014 tarihli dilekçesiyle istemini yine ıslah ederek taşınmazın gerçek satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki fark nedeniyle 62.182,00 TL’nin tahsili istemiş ve ceza-i şart alacağını 103.636,00 TL’ye çıkarmıştır. Oysa, az yukarda açıklandığı üzere HMK’nın 176/2. maddesi uyarınca bir davada ancak bir kez ıslah talebinde bulunulabilinir. İkinci kez yapılan ıslah talebi mahkemece kendiliğinden reddedilmelidir. Bu durum karşısında mahkemece, davacının 10.02.2014 tarihli ıslah dilekçesi uyarınca 65.364,58 TL ceza-i şartın tahsiline karar verilmeliyken ikinci kez ıslah yapılamayacağı gözden kaçırılarak daha fazla ceza-i şarta hükmedilmesi doğru olmamış, açıklanan nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca davalının diğer temyiz itirazlarının kabulüyle kararın (BOZULMASINA), 1.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 18.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS