0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Islahın Zamanı ve Şekli

HMK Madde 177

(1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.

(2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.)(1) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.

(3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.



HMK Madde 177 Gerekçesi

Maddeyle, ıslahın tahkikat sona erinceye kadar yapılabileceği kabul edilmiştir. Bu hüküm, esas olarak 1086 sayılı Kanunun 84 üncü maddesinde düzenlenmiş ve orada tahkikata tâbi olan davalarda, tahkikat sona erene kadar, tahkikata tâbi olmayan davalarda ise yargılamanın sonuna kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Ancak, bu düzenleme çerçevesinde, tahkikata tâbi olan ve tâbi olmayan dava ayırımına gerek duyulmadığı için, ıslahın tahkikatın sonuna kadar yapılması esası kabul edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, ıslahın şekli düzenlenmiştir. Buna göre, ıslah yazılı veya sözlü olarak yapılabilecektir. Duruşmada sözlü yapılan ıslah, tutanağa geçirilecektir. Islah yazılı yapılıyorsa, duruşmada veya duruşma dışında mahkemeye verilebilecektir. Hukukî dinlenilme hakkının bir sonucu olarak, karşı tarafı ıslahtan haberdar etmek amacıyla, tutanağın veya ıslah dilekçesinin bir örneği ona tebliğ edilmelidir.


HMK 177 (Islahın Zamanı ve Şekli) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/7174 Karar : 2018/16678 Tarih : 25.09.2018

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı iş yerinde 05/11/2014-24/11/2015 tarihleri arasında iplik temizleme işçisi olarak çalıştığını, iş akdinin 20/11/2015 tarihinde devamsızlık nedeniyle feshedildiğini, fesih işleminin yasaya uygun olmadığını, belirtilen dönemde devamsızlık tutanaklarının tutulmadığını, … iş Kurumu … İl Müdürlüğünün vermiş olduğu dilekçe sonucunda yapılan feshin haksız bulunduğunun tespit edildiğini, 31 günlük kıdem tazminatı ile 28 günlük ihbar tazminatı alacağı olduğunun tespit edildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı olmak üzere toplam 1.493,19 TL`nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı … San. Ve Tic. A.Ş. vekilinin verdiği cevap dilekçesinde özetle, davacının 18/11/2015 tarihinde mesai saati içinde iş yerini izinsiz ve mazeretsiz olarak terk ettiğini, takip eden günlerde de işe gelmediğini bu nedenle iş akdinin 4857 sayılı kanunun 25/2-g bendi gereğince feshedildiğini, davacı tarafından gönderilen 20/11/2015 tarihli noter ihtarname ile kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesini talep ettiğini, davacının bu ihtarname ile geçerli bir mazereti bulunduğuna dair beyanda bulunmadığını, başka bir deyişle davacının devamsızlık yaptığını kabul ettiğini, fakat devamsızlık yaptığına ilişkin tutanak tutulmadığı gerekçesi ile işlemin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı talep ettiğini, davacının devamsızlık tutanakları tutulmaması nedeni ile talepte bulunmasının kötü niyetli olduğunu, sırf bu nedene dayalı olarak davacının kıdem ve ihbar tazminatı kazanamayacağını, davacının haklı nedene dayalı olarak işten çıkarıldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C) Yargılama Süreci ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davalı işverenin iş akdini haklı nedenle feshettiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davaya konu ihbar ve kıdem tazminatlarının kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm altına alınan miktar kesinlik sınırı altında kaldığından kesin olarak hüküm kurulmuştur.

D) Kanun Yararına Bozma Başvurusu:

Davalı vekili 24.07.2017 tarihli dilekçesi ile Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne başvurmuş ve kesin süre içinde yapılmayan ıslah işlemine değer verilerek karar verildiğini ileri sürerek kanun yararına bozma isteğinde bulunmuştur.

Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından davalı vekilinin başvurusunu yerinde görülerek, talep Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2018 gün ve 2018/59480 sayılı tebliğnamesi ile kesin süreden sonra yapılan ıslaha değer verilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğu`` gerekçesi ile kanun yararına bozma talep edilmiştir.

E) Gerekçe:

6100 sayılı HMK’nın 181. maddesinde “Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir” şeklinde kurala yer verilmiştir. Düzenleme ile, ıslahın HMK`nın 177/2. maddesine göre duruşmada sözlü beyan üzerine yapıldığı hallere yönelik olarak ıslah edilen işlemlerin tamamlanması için bir haftalık kanuni süre öngörülmüştür. Başka bir anlatımla tutanağa geçmek suretiyle yapılmış olan ıslah işleminin tamamlanması için bir süre tanınmıştır. Tarafın ıslah edeceğini belirterek süre talep etmesi durumunda, sözü edilen maddenin uygulanması söz konusu olmaz.

Somut uyuşmazlıkda, ilk derece mahkemesi tarafından davacı vekiline ıslah yapması için iki haftalık kesin süre verilmiş ve davacı vekili bu süreye uymamıştır. Daha sonra ve tahkikat sona ermeden ıslah yoluyla davaya konu ihbar ve kıdem tazminatı miktarları arttırılmıştır. Mahkemece kesin süre den sonra yapılan ıslaha değer verilerek arttırılmış miktarlar üzerinden ihbar ve kıdem tazminatlarının kabulüne karar verilmiştir.

HMK`nın 177/1. maddesine göre ıslah, tahkikat tamamlanıncaya kadar her zaman yapılabileceğinden, hakimin kanuni süreyi kısaltması mümkün değildir. Bu nedenle kanuni süresi içinde yapılan ıslaha değer verilerek karar verilmesi yerinde olup, bu durum usul ekonomisine de uygundur.

F) SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi tarafından kesin olarak verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, kararın bir örneğinin Resmi Gazetede yayınlanması için Adalet Bakanlığı`na gönderilmek üzere ilgili birime tevdiine 25.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/1040 Karar : 2018/6885 Tarih : 20.09.2018

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Dava, iş kazası sonucu hastanede ölen sigortalının tedavisi için yapılan masraflar ile, hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın, davalılardan işveren şirket ve davalı … yönünden kabulüne, diğer davalı … yönünden reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Mahkemece uyulan bozma ilamında “Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmü uyarınca hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı değilse de, kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır. Mahkemece, … 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2007/88 Esas sayılı dosyası incelenerek, davalılardan sanık olarak yargılanan … ile hakkında suç duyurusu yapılmasına karar verilen … yönünden kesinleşmiş mahkumiyet kararının bulunup-bulunmadığı araştırılmalı; sonrasında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak, ceza davasında alınan kusur raporları ile iş bu rücu davasında alınan kusur raporu arasındaki çelişki giderilerek, kusur oran ve aidiyeti belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedeni” olduğu belirtilmiştir.

16.1.2007 tarihinde davalı işyeri sigortalısı … davalı işyerinde kurulu sobayı tutuşturmak için tiner dökmüş tinerin parlaması sonucu meydana gelen yangın sonucu alevler arasında kalarak yaralandığı ve tedavi gördüğü hastanede vefat ettiği, Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılama sonucu hükme esas alınan kusur raporunda, davalı işveren %75, davalı … %5, sigortalı … %20, oranında kusurlu olduğu, davalı … ‘un kusursuz olduğunun belirlenerek karar verildiği anlaşılmıştır.

1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulun 16.03.2005 tarihli 2005/13-97 Esas, 2005/150 Karar sayılı ilamı ve aynı şekilde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 04.02.1948 gün ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına baktığımızda; ıslahın, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurum olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki; taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177’nci maddesinde ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, 177’nci maddesine bakılarak, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

Mahkemece, Yargıtay Hukuk Genel Kurulun 16.03.2005 tarihli 2005/13-97 Esas, 2005/150 Karar sayılı ilamı ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 4.2.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı kararları uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılabilmesi mümkün olmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2-Mahkemece, iş kazasında, işveren Mısra’nın %75, davalı … %5, sigortalı … %20 oranında kusurlu olduğu, davalı … ‘un kusursuz olduğunun belirtildiği bilirkişiler tarafından rapor esas alınarak hüküm kurulmuş ise de, Mahkemece, … 12. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ceza davasının hükmün açıklanmasının geri bırakılması yolu ile sona ermiş olsa bile, anılan davada alınan kusur raporunda davalılardan … şirket ortağı olarak 2/8 kusurlu bulunduğu, mevcut dosyada alınan raporlar ile ceza dosyasından alınan raporlarda sigortalı ve davalıların kusur oranının farklı belirlenmesi karşısında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek, iş kazasında kusurlu bulunan kişilerin kusurunun sebebini ve sıfatlarını ayrıntılı olarak açıklayacak biçimde rapor alınıp irdelenerek, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Her ne kadar bozma sonrası ıslah yapılamacağı belirtilerek 1 nolu fıkrada kararın bozulmasına karar verilmiş ise haklarında kabul kararı verilen davalıların kararı temyiz etmedikleri dikkate alınarak ıslah edilen ve karar verilen miktar yönünden davacı Kurum yönünden oluşan usulü kazanılmış hak gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.9.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/14035 Karar : 2018/3501 Tarih : 19.03.2018

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı-davalı kadının Türk Medeni Kanununun 174/1 maddesi kapsamında maddi tazminat talebinin bulunmadığının anlaşılmasına göre, davacı-davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Mahkemece, “ taraflar arasında, fiziksel engel olmamasına rağmen cinsel birliktelik yaşanmaması nedeni ile tarafların birbirlerini suçladıkları, bu nedenle aralarında sorun yaşandığı, her iki tarafında üçüncü kişilerin bu durumu bilmesinden kaynaklı incindikleri, davacının ayrıca fiziksel şiddete maruz kaldığı” gerekçesiyle tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları kabul edilerek kadının manevi tazminat (TMK m. 174/2) talebinin reddine karar verilmiş ise de; mahkemece kabul edilen ve tarafların gerçekleşen bu kusurlu davranışlarına göre davalı- davacı erkeğin davacı-davalı kadına nazaran boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Boşanmaya sebep olan olaylar kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50,51) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

3- Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir (HMK m. 176/1). Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir (HMK m. 177/1).

HMK’nun 176 vd. maddelerinde, ıslahın harca tabi olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda da “ıslah harcı” şeklinde bir harç türü yer almamaktadır. O halde sırf ıslah istemi sebebiyle harç alınamaz.

Bunun yanında, ıslah sonucunda, dava/talep konusunun miktar veya değeri artarsa ve artan miktar veya değer için harç ödenmesi gerekiyorsa, ancak o zaman harç ödenmesi/tamamlanması gerekir. Somut olayda, davacı-davalı kadının dava dilekçesinde herhangi bir ziynet ve çeyiz eşyası alacağı talebi bulunmadığı halde 20.11.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile boşanma, boşanmanın fer’i niteliğindeki talepler ile ziynet ve çeyiz eşyası alacağı talepleri yönünden davasını tamamen ıslah etmiş, mahkemece usulüne uygun bir dava bulunmadığı gerekçesiyle ziynet ve çeyiz eşyası alacağı davasının açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. HMK’nun 176 vd. maddelerine göre, taraflardan herbiri davasını tamamen ıslah ederek dava dilekçesinde yer almayan yeni bir talep ekleyebilir. O halde mahkemece; dava dilekçesinden alınan başvurma harcının tüm istekleri kapsadığı gözetilerek, boşanmanın eki niteliğinde bulunmayan ve nispi harca tabi olan ziynet ve çeyiz eşyası alacağı talepleri yönünden eksik peşin nispi harcı tamamlaması için davacı-davalı kadına imkan ve süre tanınması (Harçlar Kanunu m. 30-32), harcın tamamlanması halinde toplanan deliller değerlendirilip sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 19.03.2018(Pzt.)


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/7075 Karar : 2018/727 Tarih : 5.02.2018

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, davalının mirasbırakanı…’nun maliki olduğu 212 ada 22 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın deprem nedeniyle yıkılması sonucunda dava konusu 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 11 nolu bağımsız bölümün davacı adına tescil edildiğini ancak davalının depremden önce 212 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki miras payını satış suretiyle devrettiğini, geçersiz eski tapu kaydı ile idareyi yanıltmak suretiyle kendisini hak sahibi gibi gösterdiğini ileri sürerek dava konusu 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 11 nolu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada taşınmazın dava sırasında hükmen el değiştirmesi sonucu davacı, 75.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak Hazineye ödenmesini talep etmiş, 03.04.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat talebini 85000-TL olarak ıslah ettiğini bildirmiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar Dairece; ‘’… taşınmaz mülkiyetinin el değiştirdiği ve el değiştirmeden önce davalı tarafından davanın …‘ya ihbar edildiği anlaşılmaktadır.Bilindiği üzere;dava açıldıktan sonrada sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş ve 6100 sayılı HMK’nun 125. (1086 sayılı HUMK’nun 186.) maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre iki taraftan biri dava konusunu ( müddeabihi ) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir. Kendiliğinden (re’sen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece davacı yana tercih hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulmalı, sonucuna göre işlem yapılmalıdır…’’ gerekçesi ile bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davalının dava konusu taşınmazı hakkı olmadığı halde iktisap ettiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalının 1978 yılında ölen mirasbırakanı …’dan mirasen intikal eden 212 ada 22 parsel sayılı taşınmazdaki miras payını 04/07/1994 tarihinde kardeşi dava dışı …’ya satış suretiyle devrettiği, taşınmaz üzerine bulunan binanın depremde yıkılması sonucunda geçerli olmayan ve davalının paydaş olarak yer aldığı eski tapu kaydına binaen dava konusu 132 ada 1 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 11 nolu bağımısz bölümde hak sahibi olduğu ve 23/08/2001 tarihinde çekişmeli taşınmazı teslim aldığı, davalı tarafından mahalli iskan komisyon kararının iptali için açılan iptal davasının reddedildiği, eldeki davanın yargılaması devam ederken satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak açılan tapu iptal tescil davası neticesinde taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptali ile dava dışı … adına tesciline karar verildiği, mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davacının HMK’nın 125. maddesi gereği tercih hakkını bedel yönünden kullandığı ve 09.01.2014 tarihli dilekçe ile 75000-TL’nin yasal faizi ile birlite davalıdan tahsiline karar verilmesini istediği, 03.04.2014 tarihinde de tazminat talebini toplam 85000-TL olarak ıslah ettiğini bildirdiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazın yargılama aşamasında el değiştirmesi nedeniyle davacının isteğini bedele dönüştürdüğü ve davalı tarafından idari işlemin iptali isteğiyle idare mahkemesinde açılan davanın de redle sonuçlandığı, tescilin dayanaksız kaldığı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur.

Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde olmadığından reddine.

Tarafların diğer temyiz itirazlarına gelince;

Somut olayda, mahkemece … . Noterliği’nin 06.12.2007 tarihli … yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile taşınmazın 35.000,00TL bedelle dava dışı …‘ya satıldığı ve il afet acil durum müdürlüğünün 24.9.2014 tarihli cevabına göre dava konusu taşınmaz için davalı tarafından 14.560,00 TL ödeme yapıldığı gerekçesi ile satış vaadi sözleşmesindeki bedelden hak sahipliği için davalı tarafından yapılan ödeme düşüldükten sonra kalan meblağ üzerinden hüküm kurulması hatalı olmuştur.

Öte yandan, Yargıtay’ın 04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ıslah, soruşturma ve yargılama bitinceye kadar yapılabilir, Yargıtay’ca karar bozulduktan sonra hüküm mahkemesince yeni tahkikat sırasında ıslah yapılmasına olanak yoktur. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi de aynı doğrultuda ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hükmünü içermektedir. Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır.

Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin açıkça saptanması ve bilirkişi raporu ile belirlenen bu değerden davalının hak sahipliğ için yaptığı ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden bozma ilamından sonra ıslah yapılamayacağı da gözetilerek davacının HMK’nın 125. maddesi uyarınca 09.01.2014 tarihinde sunduğu dilekçedeki talebi ile bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/15815 Karar : 2018/678 Tarih : 15.02.2018

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Davacı vekili, davalı bankaya ait kredi kartından davacının bilgisi dışında 3.500,40 TL’lik harcama yapıldığını, kart bilgilerinin davacının bilgisi olmadan kullanılmasında hiç bir güvenlik önlemi almayan bankanın ve bu işlemleri yaptırarak kontör satışı yapan diğer davalı şirketin olayda ağır kusurlu olduklarını, günde 15 kez kontör alımının hayatın olağan akışına aykırı bir harcama şekli olmasına rağmen her iki davalının hiç bir tedbir almadığını öne sürerek, yapılan 3.500,40 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Yapı Kredi Bankası A.Ş. vekili, davacının itiraz ettiği harcamaların, kendisine ait doğru kart bilgileri, şifre ve parolanın girilerek yapıldığının tespit edildiğini, davalı bankanın olayda bir kusuru bulunmadığını, üç boyutlu güvenlik sisteminin kullanıldığını, olayda güvenlik bilgilerini özenle muhafaza etmeyen davacının kusurlu olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.

Davalı Logic Bilişim Sist….Şti. vekili, internet yoluyla yapılan kontör satışında 3D secure denilen güvenlik sisteminin kullanıldığını, bununla birlikte; söz konusu işlemlerde sadece davalı şirketin aracı konumunda olduğunu, güvenliğin banka tarafından sağlandığını, olayda davacının kendisinin kusurlu olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, davaya konu işlemlerin yapıldığı davalı üye iş yerlerinin bu tür işlemlerde gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle sorumlu olduğu, davalı bankanın her işlem için ayrı şifre yerine statik şifre uygulamasının bir güvenlik zafiyeti olduğu, işlemlerde uluslararası kredi kartı kurallarına, üye iş yeri sözleşmelerine, mevzuata ve 5464 sayılı Yasaya aykırı olarak peş peşe ve aynı zaman diliminde bölüntü yapılmış olması, işlemlerin yapılış şekli ve saatlerinin hayatın olağan akışına uygun düşmemesi ve bankanın objektif özen borcu gibi olgular gözününde bulundurulduğunda, davalıların ise %80 nispetinde müterafık kusurlu oldukları davacının ise şifresini muhafaza konusunda yeterli özeni göstermediği için %20 kusurlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne ve 2.800,32 TL` nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılardan Yapı Kredi Bankası AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece daha önce verilen hüküm Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’ nin 2012/23879 E. 2013/5450 K. sayılı kararı ile bozulmuş olup, bozma kararına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sırasında davacı vekili 17.06.2015 tarihinde ıslah talebinde bulunmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinin 1’inci fıkrasına göre, “Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.” hükmünü içermektedir. Diğer yandan 06.05.2016 tarih 2015/1 esas 2016/1 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından yazılı şekilde bozmadan sonra yapılan ıslah talebi dikkate alınarak karar verilmesi doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde davalı Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.`ye iadesine, 15/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/3551 Karar : 2017/5755 Tarih : 3.07.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Hükümde açıkça vurgulanmamış ise de tutuklama tarihinden itibaren hükmedilen maddi ve manevi tazminata yasal faiz uygulandığının belirtilmiş olması ve davacının tutuklandığı tarihte herhangi bir ihtilaf bulunmaması karşısında, mevcut uygulamada herhangi bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamede düzeltilmesi gerektiği belirtilen hususa iştirak edilmemiştir.

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

5271 sayılı CMK’nın 142/1. maddesi uyarınca, 3 aylık sürenin kesinleşen beraat kararının davacıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağı hususu dikkate alınarak, kesinleşmiş beraat kararının davacıya tebliğ edilip edilmediği, bu kapsamda davanın süresinde açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de;

1-Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmolunması,

2-Dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat için faiz talep edilmemiş olmasına karşın, 25/12/2012 tarihinde sunulan dilekçede, haksız tutuklama tarihinden itibaren faiz talep edildiğinin anlaşılması karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 177/2 maddesi gereğince, davacı tarafın bu talebinin davalı tarafa bildirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA 03/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1980 Karar : 2017/5997 Tarih : 29.06.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Davacı vekili dava ve ıslah dilekçesinde, davalının V3A blok 144 numaralı bağımsız bölümü satın aldığını, sözleşmeye göre ödemesi gereken aidatı ödemediğini ileri sürerek, 6.595,00 TL`nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek %10 gecikme tazminatı ve işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.

Mahkemece asıl alacağın 14.11.2007 tarihinden önce ödenmesi gereken aidatların aylık %10, bu tarihten sonra ödenmesi gereken aidatların ise aylık %5 gecikme zammı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava ortak gider alacağı istemine ilişkindir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak;

1- Davalının davaya konu aidatların belirlendiği kat malikleri kurulu toplantılarına katılıp katılmadığı, bu aidatların belirlendiği işletme projelerinin tebliğ edilip edilmediği tespit edilmeli, tebliğ edilmiş ise tebliğ tarihinden edilmemiş ise davalı hakkında yapılan takiplerde talep edilen alacakların hangi dönemlere ait olduğu belirlenerek bu alacaklar ile ilgili takip bulunduğunun belirlenmesi halinde işletilecek gecikme faizinin ödeme emrinin davalıya tebliğ tarihinden başlatılması gerektiğinin dikkate alınmamış olması,

2- Dosya içindeki bilgi ve belgelerle, tapu kayıtlarının incelenmesinde; davaya konu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olduğu ve Kat Mülkiyeti Yasası’nda değişiklik yapılmasına ilişkin 5711 sayılı kanunun 22. maddesi ile Kat Mülkiyeti Yasası`nın 66. ve devamı maddelerinde düzenlenen Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler uyarınca sitede henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle uyuşmazlıkta kat mülkiyeti hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekmektedir.

Buna göre;

Davacı vekilince davalıya ait bağımsız ölümün yer aldığı belirtilen 1257 ada 1 parsel sayılı taşınmazda yönetim planı 23.12.2009 tarihli olduğuna göre, yönetim planının yürürlük tarihinden önceki döneme ait aidatlar için yasal faiz uygulanması, yönetim planının yürürlük tarihinden sonrası için ise, taraflar arasında imzalanan sözleşme niteliğinde olan yönetim planı uyarınca %10 gecikme tazminatı ödenmesi gerekir ise de, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 88. maddesinde “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.” düzenlemesine “Temerrüt Faizi” başlıklı 120. maddesinde “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdi faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdi faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faiz oranı hakkında akdi faiz oranı geçerli olur” düzenlemesine yer verilmiş olup, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 7. maddesinde de yukarıda açıklanan faize ilişkin 88 nci, temerrüt faizine ilişkin 120 nci maddenin görülmekte olan davalarda da uygulanacağı düzenlenmiştir. Yönetim planlarında belirlenen faiz Türk Borçlar Kanunu’nun 120. maddesinde düzenlenen temerrüt faizi niteliğinde olup, ortak gider alacakları ile ilgili genel hükümlerin uygulanacağı durumlarda yasal oranda temerrüt faiz uygulanmalıdır. Buna göre yönetim planının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanacak faiz Türk Borçlar Kanunu’nun 120/2. maddesindeki sınırlamaya tabi olup, yönetim planında kabul edilen temerrüt faiz oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun`un 2/1. maddesinde belirlenen yasal faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacağı dikkate alınarak uygulanacak faizin belirlenmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

3- 6100 sayılı HMK’nın 177/2. maddesinde “Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir” hükmü düzenlenmiştir. HMK`nın hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca ise davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında, davacı tarafça duruşma dışı yapılan ıslah dilekçesinin davalıya tebliği edilip, varsa beyanı alınarak toplanan bütün delilerin takdiri ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 29/06/2017 günü oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/21929 Karar : 2017/10221 Tarih : 12.06.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının dava dışı …’nin alt işveren, davalının ise asıl işveren olduğu çağrı merkezinde müşteri hizmetleri yetkilisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, işe iade davası açıldığını, tazminatlarının … AŞ tarafından TİS hükümlerine göre 4 ay boşta geçen süre dikkate alındığında eksik ödendiğini, Telekom işçisi olduğundan, kıdeme esas ücretin belirlenirken, Telekom işçisinin aldığı ücretten belirlenmesi gerektiğini, yıllık izinlerini de kullanmadığını belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının … AŞ elemanı olarak çalıştığını, davacı ile müvekkili şirket arasında hiçbir hukuki bağ bulunmadığından, husumet itirazında bulunduklarını, … AŞ’nin ayrı ayrı imzalanan sözleşmelerle başka kurumlara da hizmet verdiklerini, … şirketi ile müvekkili arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunmadığını, çağrı hizmetlerinin yürütülen işyerinin değişik şirketlere devredildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının davalı … Telekom işçisi olmasına rağmen, muvazaalı olarak … Rehberlik AŞ işçisi olarak gösterildiği, muvazaanın Yargıtay kararları ile kesinleştiği, davacının iş akdinin feshinden sonra … 8. İş Mahkemesi’nin 2010/627 esas 2010/1354 kararında işe iade davası açıldığı, davanın kabulle sonuçlandığı, henüz işe iade davasının kesinleşmediği, davacının talep konusu ettiği alacakların feshe bağlı alacaklardan olduğu, işe iade davası kesinleşmediğinden, iş akdinin feshinin askıda olduğu, bu alacakların dava tarihi itibariyle talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı taraf temyiz etmiştir.

Mahkeme kararı Dairemizin 2012/22856 E 2014/19385 K. ve 16.06.2014 tarihli ilamı ile “ Dosya içeriğine göre iş sözleşmesi kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek feshedilen ve bu feshe karşı feshin geçersizliği ve işe iade davası açan davacı, feshin geçersizliğine dair karar kesinleşmeden, fark kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı isteminde bulunmuştur. Üstelik yıllık ücretli izin talep ederken, kesinleşemeyen ve başvuruya bağlı olan 4 aylık boşta geçen süre ücretinin de dikkate alınmasını talep etmiştir. Mahkemece feshin geçersizliğine dair karar kesinleşmeden fesih tarihi ile ortada fesih bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Oysa yukarda açıklandığı üzere geçersizliğine karar verilen feshin ortadan kalkması ancak işçinin kesinleşen karar üzerine süresi içinde başvurması, bu başvuruya rağmen işveren tarafından işe başlatılmaması veya başlatılması halinde ortadan kalkmaktadır. Mahkemece geçersizliğine karar verilen feshin ortadan kalkıp kalkmadığı beklenmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır” gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyularak taraflar arasındaki işe iadeye yönelik davanın sonuçlanması ardından davanın kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Davacı, işe iade kararından sonra yapılan başvuruya rağmen işe başlatılmadığına göre ilk fesih ortadan kalkmıştır.

Dava tarihi itibariyle ortada bir fesih bulunmadığıdan davacının feshe bağlı kıdem ve ihbar tazmiatı ile yıllık izin ücretine yönelik taleplerin erken açılan dava nedeni ile usulden reddi yerine kabulü hatalıdır.

Kabule göre ise bozma sonrası yapılan davacı ıslahına göre karar verilmesi HMK.nun 177/1. maddesinin “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” hükmü ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı YİBK” karşısında isabetsizdir.

Mahkemece yapılacak iş, feshe bağlı kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretine yönelik taleplerin erken açılan dava nedeniyle usulden reddine karar vermektir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/14548 Karar : 2017/6896 Tarih : 6.06.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Davacılar, 1994 doğumlu …‘ın 11.01.2002 günü bademciklerinin şişmesi sebebi ile hastaneye götürülerek yapılan muayene neticesinde başka ilaç ile birlikte … 300 mg ampul (enjeksiyon) içeren reçetenin hastayı muayene eden doktor tarafından yazıldığını, reçeteyi alan davacıların ilaçları almak üzere davalının işlettiği eczaneye geldiklerini ve ilaçları alarak eczası olan davalıya iğne yapıp yapmadığını sorduklarını, davalının yaparım cevabı üzerine ilk enjeksiyonun davalı tarafından o anda …‘a yapıldığını herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını ve evlerine döndüklerini, aynı gün akşam günde iki kez yapılması gereken enjeksiyonun ikincisi için tekrar davalının eczanesine gittiklerini, davalı …‘ın sağ kalçasına iğneyi yaparken … şiddetli bir ağrı ve yanma duyarak bağırarak ağladığını, bunun üzerine eczacının çocukların bazen böyle tepkiler verdiğini söylemesi üzerine evlerine döndüklerini ancak aradan saatler geçmesine rağmen … sağ ayağının üzerine basamama durumunun geçmediğini, ertesi sabah … Tıp Fakültesi Hastanesine gittiklerini burada yapılan muayene neticesinde sorunun enjeksiyonun hatalı yapılmış olmasından kaynaklandığının kendilerine bildirildiğini ve … tedaviye alındığını, tedavi amaçlı 30 seans fizik tedavi rehabilitasyonu uygulandığını, davalı eczacının tamamen kusurlu olduğunu ileri sürerek, maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiş, yargıma sırasında davacı vekili 02.09.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile haksız fiilin gerçekleştiği 11.01.2002 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesini talep etmiş ve 29.11.2014 tarihli dilekçesi ile de … yönünden maddi zararı 12.638,40 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacı …‘ın maluliyeti nedeniyle oluşan maddi zararın 12.638,40 TL ile davacı … tarafından yapılan tedavi masraflarından kaynaklı 1.135,50-TL tedavi giderinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin tedavi gideri talebinin reddine, Manevi tazminat talebi yönünden davacılardan Ramazan için 5.000,00 TL…. ve … için ayrı ayrı 1.500,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiş, dairemizin onama kararı üzerine davalı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, davalının yerinde olmayan ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir.

2-6100 sayılı HMK’nun 176/2.maddesi uyarınca aynı davada, ‘taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilirler.’’ hükmü öngörüldüğü gibi, aynı yasanın 177.maddesinde “ıslah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.’’hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda, davacılar vekili 03.09.2014 havale tarihli dava dilekçesinin kısmen ıslahı konulu dilekçesi ile “davacılar adına talep edilen tazminat miktarına haksız fiilin gerçekleştiği 11.01.2002 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi talep olunur ” demek suretiyle ıslah talebinde bulunmuş, 28.11.2014 havale tarihli dilekçesi ile de davacılardan … yönünden dava değerini 12.638,40 TL.ye yükseltmiştir. Davacılar vekili 28.11.2014 tarihli ikinci ıslah dilekçesi ile talep miktarını arttırmışsa da, açıklanan gerekçe ile davacı tarafın ikinci ıslah isteminin reddedilmesi gerekirken, bu hususların dikkate alınmaması ve yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. Mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerekirken, zuhulen onandığı anlaşılmakla davalının bu yöne ilişkin karar düzeltme talebinin kabulüne ve kararın gösterilen nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

3-Dava, hatalı enjeksiyon nedeniyle maddi-manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece 19.11.2014 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmişse de, söz konusu raporla daha önce alınan 21.05.2014 tarihli bilirkişi raporu arasında çelişki ve farklılıklar bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece rapora karşı yapılan itirazlar değerlendirilmeden ve daha önce alınan raporla arasındaki çelişkiler giderilmeden eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsizdir. O halde mahkemece, rapora karşı yapılan itirazlar da değerlendirilmek suretiyle, dava konusu alacak miktarının tespiti için konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Mahkeme kararının bu nedenle de bozulması gerekirken, zuhulen onandığı anlaşılmakla davalının bu yöne ilişkin karar düzeltme talebinin kabulüne ve kararın gösterilen nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının ikinci ve üçüncü bent kapsamı dışında kalan sair itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle; davalının değinilen yöne ilişkin karar düzeltme itirazının kabulüne, dairemizin 23.03.2016 gün ve 2015/10130 Esas, 2016/8431 Karar sayılı onama kararının kaldırılması ile mahkeme kararının gösterilen nedenle BOZULMASINA, peşin alınan 433,30 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/2132 Karar : 2017/4451 Tarih : 29.05.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

4926 sayılı Kanuna aykırılık suçu kapsamında davacıya ait tankere 21/09/2005 tarihinde el konularak, yediemine teslim edildiği, tankerin Gümrük Müsteşarlığı Dicle Tasfiye Şube Müdürlüğü tarafından 5.800 TL ye 3. bir şahsa satıldığı, davacı hakkında Kahramanmaraş 1 Asliye Ceza Mahkemesinin 23/03/2009 tarih, 2005/845-2009/240 sayılı ilamı ile atılı suçtan beraatine, tazminat davasına konu tankerin ise iadesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 7 Ceza Dairesi tarafından 20/05/2013 tarihinde onandığı, bunun üzerine, tasfiye edilen araç bedelinin faizi ile birlikte 04/10/2013 tarihinde davacıya ödendiği, görülmekle;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davalı vekili ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-Manevi tazminat davaları kişilik hakkını koruyan, haksız tecavüzün doğurmuş olduğu olumsuz sonuçları, yani zararın giderilmesini, telafi edilmesini amaçlamaktadır. Manevi tazminat davası için, kişilik haklarının ihlal edilmesi özellikle sosyal ve duygusal kişilik değerlerinin ihlali ve hukuka aykırı bir fiilin bulunması gerekir. Yakalanan veya tutuklanan kimsenin gerek aile, gerekse iş çevresinde itibarının sarsılması, aile, çocuk ve yakınları için tutukevinde hasret çekilmesi, kişinin tutuklanması nedeniyle ruhi sıkıntılar çekmesi, cezaevi şartları, buralarda duyduğu acı ve ızdıraplar kişinin manevi zararının giderilmesini gerekli kılmaktadır. Tutuklanan kimseye verilecek manevi tazminatın tespitinde; tutukluluk süresi, kişinin sosyal ve ekonomik yeri, üzerine yüklenen ve ceza kovuşturmasına konu olan suçun nitelik ve kapsamı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu açıklamalar ışığında, yalnızca haksız yere yakalanan ya da tutuklanan kişinin çektiği acının karşılığı olarak manevi zarar ödenmesi gerektiği, haksız el koyma nedeniyle manevi tazminat şartlarının oluşmayacağı gözetilerek, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, davacı lehine el koyma nedeniyle 1.500 TL manevi tazminata hükmedilmesi

2-Davacının aracının el koyma tarihindeki ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle parasının iade edildiği tarihteki muhtemel değerinin hesaplanıp, arada fark bulunup bulunmadığı, bu süreçte, bakım, vergi, sigorta, amortisman, şoför vs. giderleri çıkartılmak suretiyle araç ile ortalama ne kadar kazanç sağlanabileceği ve aracın tasfiye bedelinin iade edilmiş olması hususları dikkate alınarak maddi zararın belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, el koyma tarihinden tasfiye bedelinin iade edildiği tarihe kadar TÜFE enflasyon değişim oranı dikkate alınarak hesaplanan asgari ücret miktarına, aracın tasfiye edilmesi sırasında uğranılan zararda eklenmek suretiyle belirlenen miktarın, maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınıp, yazılı şekilde hüküm tesisi,

3-Kabul ve uygulamaya göre de;

a-Dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat için dava tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olmasına karşın, 19/11/2014 tarihinde sunulan dilekçede, el koyma tarihinden itibaren faiz talep edildiğinin anlaşılması karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 177/2 maddesi gereğince, davacı tarafın bu talebinin davalı tarafa bildirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,

b-Islah yolu ile faiz istenebileceği hususu dikkate alınarak, davacı tarafın el koyma tarihinden itibaren hükmedilecek maddi ve manevi tazminata faiz uygulanması hususundaki talebinin kabul edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

c-Davacı tarafın 79.247,92 TL maddi tazminat talep etmiş olması karşısında talebin aşılamayacağı gözetilmeksizin, 81.902,87 TL maddi tazminata hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekili ve davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 29/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/10188 Karar : 2017/2063 Tarih : 9.03.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Davacı vekili 27.07.2009 tarihli dilekçe ile müvekkili adına kayıtlı …ilçesi, …mahallesinde bulunan 1254 parsel sayılı taşınmazın kıyıda kaldığı gerekçesiyle bedelsiz olarak hükmen tapusunun iptaline karar verildiğini, tapunun iptal edilmesi sebebiyle zararın oluştuğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup şimdilik 10.000.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Daha sonra 21.05.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle 129.000.-TL tazminatın tapu iptali ve tescil davasının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak müvekkiline verilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı Hazine; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; davanın kabulüne 129.000.-TL tazminatın 19.12.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 11.02.2013 tarih 2012/19252 E. - 2013/1678 K. sayılı ilamıyla bozulmuştur.

Hükmüne uyulan bozma kararında özetle “…Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapılara değer biçilmesinin yöntem itibariyle doğru olduğu, ancak arsaya piyasa rayicinden söz edilerek değer biçilmesinin usulsüz olduğu, bu sebeple taraflara tapusu iptal edilen taşınmaza yakın bölgeden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, gerekirse re`sen emsal celbi yoluna gidilmesi, yeniden oluşturulacak bilirkişi kuruluyla yapılacak keşifte üzerindeki yapıların ve emsal karşılaştırması yöntemiyle arsanın dava tarihindeki değerlerinin tespit edilmesi, dava tarihinden itibaren de faize hükmedilmesi…” gerektiği belirtilmiştir.

Bozma sonrasında davacı vekili 23.03.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 368.591,90.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davanın kabulüne, 368.591,90.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK`nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.

Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; davacı vekili, bozma öncesinde dava dilekçesini ıslah ederek 129.000,00.-TL tazminat isteminde bulunmuştur. Daha sonra Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin bozma kararından sonra yapılan bilirkişi incelemesi sonucu 23.03.2015 tarihli ikinci ıslah dilekçesiyle toplam 368.591,90.-TL tazminat istemiştir. Mahkemece bozma sonrası verilen ıslah dilekçesi esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.

Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. ve devam eden maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177. maddede, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 147. ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer. Tahkikat evresinin ardından, sözlü yargılamanın da (Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 186 ve devamı) tamamlanmasından sonra, davanın hüküm verilecek derecede aydınlanmış olması halinde hüküm verilir ve tefhim edilir.

Buna göre, tahkikat kavramı, layihalarla yeterince aydınlanmamış olan bir davada, tarafların duruşmaya çağrılmalarıyla başlayıp, çekişmeli yönlere ilişkin taraf delillerinin toplanmasıyla biten ve uygulamada, davaların tamamına yakın bölümünde gerçekleşen bir evreyi ifade etmektedir.

Vurgulanmalıdır ki; tahkikat evresi, bozmanın içerik ve kapsamına göre, bazı hallerde bozmadan sonra da gerçekleşebilir. Ancak, 177. maddedeki “Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir. Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.

Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, 177. maddenin soyut iznine bakılarak, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca da soruşturma ve yargılama bitinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere ıslah yapılabilir. Yargıtayca karar bozulduktan sonra bu yoldan yararlanmaya olanak yoktur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi ile mülga 1086 sayılı HUMK`nın 84. maddesi aynı doğrultuda olup ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hükümlerini içermektedir. Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır. Aynı davada bir kez ıslah yoluna başvurulabilir, ikinci ıslah dilekçesi verilemeyeceğinden koşullarının varlığı halinde ancak ek dava açılabilir.

Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında aynı davada birden fazla ıslah dilekçesi verilemeyeceği, bozmadan sonra da ıslah yapılamayacağı halde bozma sonrasında verilen ikinci ıslah dilekçesine değer verilerek işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Hal böyle olunca, bozma kararından sonra ileri sürülen ıslah isteğinin reddedilmesi ve bozma öncesi verilen ıslah dilekçesindeki istekle bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA 09/03/2017 günü oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/5890 Karar : 2017/9833 Tarih : 3.04.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin olup mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar (kapatılan) 18. Hukuk Dairesince bozulmuş, bu karara karşı davacılar vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Dosya içerisindeki kanıt ve belgelere göre davanın kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin olduğu anlaşıldığından ve bu nitelikli davalarda HMK 177.maddesi uyarınca tahkikatın bitimine kadar ıslah yapılabileceğinden davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ve 18. Hukuk Dairesinin 12.11.2015 gün 2014/-2466 2015/16364 sayılı bozma ilamının kaldırılmasına karar verildikten sonra yapılan değerlendirmede;

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Mahallinde yapılan keşif sonucu, … Köyü, 1263 parsel sayılı taşınmazın dava tarihindeki değerinin biçilmesinde ve alınan rapor uyarınca bedelinin tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, davalı idareden aşağıda yazılı kalan onama harcının alınmasına, peşin alınan temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, davacıdan peşin alınan karar düzeltme harcının istenildiğinde iadesine, 03/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/13457 Karar : 2017/2617 Tarih : 30.03.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Davacı, davalı Kuruma ödenen sigorta ve işsizlik sigorta primlerinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla 5.000.00 TL her aya ilişkin primin Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden ay başından itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Dava, davacı şirketçe işçilere ödenen yol yardımları üzerinden alınan prim ve işsizlik sigortası kesintilerinin 506 sayılı Yasa’nın 84. maddesi kapsamında her aya ilişkin primin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5000 TL sinin her aya ilişkin primin davalı Kurum’a yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurum’dan tahsili ile davacı şirkete ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulü ile “yol ve yemek yardımı olarak Kurum’a ödenen 73.054,95 TL nin ödeme tarihini takip eden aybaşından itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine” karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, yargılama esnasında alınan bilirkişi ek raporu sonrasında davacı vekili tarafından sunulan 03/03/2015 havale tarihli ıslah dilekçesi ile harçsız olarak ıslah taleplerinin kabul edilmesi gerektiği belirtilerek dava değerinin arttırıldığı anlaşılmaktadır.

6100 sayılı HMK’ nın Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi başlığını taşıyan bölümünün; Kapsamı ve sayısı başlıklı 176. maddesine göre, “Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” Islah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır.

Islahın konusu, tarafların yapmış oldukları ( kendi ) tek taraflı usul işlemleridir. Davacı, dava dilekçesini veya daha sonraki usul işlemlerini, davalı da cevap dilekçesini veya diğer usul işlemlerini ıslah edebilir.

Islah, iddianın ( davanın ) veya savunmanın değiştirilmesi yasağının ( m. 141, 1, m. 319 ) istisnasıdır. Davada her bir taraf, ıslah hakkını ancak bir kez kullanabilir. 6110 sayılı HMK’nın 177. maddesine göre ıslahın tahkikatın bitimine kadar yapılacağının düzenlemesine karşın Yargıtay bozma ilamından sonra ıslah yapılamayacaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 4.2.1948 gün 1944/10 E. 1948/3 K. Sayılı kararı da bu yöndedir.

Somut olayda, davacının 03.03.2015 havale tarihli ıslah dilekçesi ile talebini değiştirip genişlettiği ancak ıslah harcını yatırmadığı, dolayısıyla ıslahın usulüne uygun yapılmış, geçerli bir ıslah olmadığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen geçersiz bir ıslaha değer verilmek sureti ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.

O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 30/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2054 Karar : 2017/4132 Tarih : 2.03.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Davacı isteminin özeti:

Davacı, davalıya ait işyerinde çalışırken iş akdinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı cevabının özeti:

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme kararının özeti:

Mahkemece toplanan deliller ve davacının bozma sonrası sunduğu ıslah dilekçesi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:

Karar davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Gerekçe:

…-Dosyadaki yazılara, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda karar verilmiş olmasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

…-Taraflar arasındaki uyuşmazlık bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılmayacağı konusundadır.

Gerek mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 84. maddesinde gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesinde ıslahın ancak tahkikat tamamlanıncaya kadar yapılabileceği hükme bağlanmıştır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun ….05.2016 tarihli ve 2015/… esas ve 2016/… karar sayılı ilamında da bozma sonrası ıslahın mümkün olmadığı kesin bir şekilde belirtilmiştir. Bu sebeple, fazla çalışma ücreti alacağının bozmadan sonra yapılan ıslah doğrultusunda hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas: 2017/540 Karar: 2017/3008 Tarih: 18.09.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Dava eser sözleşmesinin tasfiyesi sonucu uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini ve sözleşme eki Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin gereğince hesaplanacak tasfiye kâr kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece 02.06.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile arttırılan miktar da dikkate alınarak maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat isteminin reddine dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı yüklenici vekili, dava dilekçesinin 5. sayfasında maddi tazminatın dayanağı olarak sözleşme dışında nakit olarak yapılan harcamaları ve imalât bedellerini 13 kalem halinde göstererek toplam 177.015,80 TL olduğunu, 6. sayfasında da işin tasfiyesi sebebiyle Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin gereğince sözleşme bedelinin %80’i ile sözleşme fiyatları ile yaptığı işlerin tutarı arasındaki bedel farkının %5’inin geçici kabul tarihindeki fiyatlar üzerinden karşılığının 65.051,50 TL olduğunu hesaplayarak netice-i talep kısmının 177.015,80 TL maddi, 100.000,00 TL manevi ve müvekkil şirketin uğramış olduğu menfi zarar ve ziyanların HMK’nın 107. maddesi gereği fazlaya dair talepler saklı kalarak 10.000,00 TL maddi manevi tazminatın tahsili ile Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 21. maddesi hükmü gereğince 65.051,50 TL bedelin tasfiye edilmesini istemiştir. Bilahare 02.06.2014 tarihinde harcını yatırdığı ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep ettiği 10.000.00 TL alacak istemindeki maddi tazminatı 29.080,75 TL’ye çıkartmıştır. Islah dilekçesi davalıya tebliğ edilmediği gibi duruşmada da davalı vekiline elden tebliğ edilerek cevap ve savunma olanağı tanınmamıştır.

Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK’nın 107/1. maddesinde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde alacaklı hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değerini belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir hükmü getirilmiştir. Davacının dava dilekçesinde açıkladığı olaylar ve talepleri dikkate alındığından dava tarihi itibariyle alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğu anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinin 5 ve 6. sayfalarında bu zarar ve alacaklarını tam ve kesin olarak belirlemiş olmasına rağmen davayı belirsiz alacak davası olarak isimlendirerek açmıştır. Bu sebeple davacı vekilinin dava dilekçesinde alacağının belirsiz alacak davası olduğunu belirtmesine rağmen Dairemizin 10.07.2013 gün 2012/6728 Esas 2013/4.521 Karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.03.2016 gün 2014/15-430 Esas 2016/207 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere davanın belirsiz alacak davası olarak görülüp yürütülmesi mümkün değildir. Ancak davacının alacağını tam ve kesin olarak belirlenebilecek olmasına rağmen tahsili için belirli kısmını talep ederek kısmi dava açması mümkündür. Bu haliyle davacının açtığı davanın 10.000,00 TL maddi ve manevi tazminat ile 65.051,50 TL üzerinden tasfiye bedeli için kısmi dava olduğunun kabulü ve davanın kısmi dava olarak nitelendirilmesi gerekir.

492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 15 vd. maddelerinde yargı harçlarının değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden alınacağı belirtildikten sonra 28. maddesinde nispi karar ve ilâm harçlarının 1/4’ünün peşin ödeneceği hükmü getirilmiş, harcın noksan yatırılması halinde 32. madde gereğince yargı işlemlerinden alınan harçlar ödenmeden devam eden işlemler yapılamayacağından 30. maddede harç tamamlamak üzere takip eden celseye kadar süre verilip, noksan değer üzerinden peşin karar ve ilâm harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı hükmü getirilmiştir. Ayrıca HMK’nın 177/2. maddesinde ıslah talebinin duruşma dışında yapılması halinde bu yazılı talep veya tutanak örneğinin haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirileceği hükmü de getirilmiştir.

Bu durumda mahkemece dava toplam 75.051,50 TL değer üzerinden açıldığından davacıya öncelikle bu değer üzerinden Harçlar Kanunu’nun 28. maddesi hükmünce noksan 1/4 peşin nispi harcı tamamlamak üzere süre verilmesi, tamamlanmaması halinde 6100 Sayılı HMK’nın 150. maddesi gereğince işlem yapılması, harcın tamamlanması durumunda davacı vekili ilk bozmadan önceki 09.09.2014 tarihli duruşmasında manevi tazminat yönünden taleplerinin 5.000,00 TL olduğunu beyan ettiğinden, davacı vekiline dava dilekçesinde talep ettiği 10.000,00 TL’lik maddi manevi tazminat isteminden maddi tazminat olarak talep ettiği anlaşılan 5.000,00 TL ve ıslahta sadece maddi tazminat istemi arttırıldığından, ıslahla arttırtığı maddi tazminat talebi içinde dava dilekçesinin 5. maddesinde gösterdiği herbir alacak kalemi için ne miktarda talepte bulunduğu açıklattırılarak ve ıslah dilekçesi duruşma dışında verilmiş olduğu ve duruşma sırasında da davalı vekiline verilmediğinden 6100 Sayılı HMK’nın 177/2. maddesi uyarınca davalıya tebliği yapılıp savunma hakkı sağlanarak toplanan deliller değerlendirilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 1.480,00’er TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan karşılıklı olarak alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan diğer tarafa verilmesine, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 18.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2017/2-1602 Karar: 2017/888 Tarih: 03.05.2017

  • HMK 177. Madde

  • Islahın Zamanı ve Şekli

Taraflar arasındaki açılan “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Gebze Aile Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 15.03.2012 gün ve 2011/1547 E., 2012/514 K. sayılı karar davalı … vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.09.2013 gün ve 2013/2777 E., 2013/20546 K. sayılı kararı ile;

( … Dava; davaya konu taşınmazın devrinin muvazaa sebebiyle iptali ve davacı adına tescili, olmazsa rayiç bedel karşılığı alacağa ilişkindir. Mahkemece, ilk kararıyla dava Türk Medeni Kanununun dayalı tapu iptal tescil davası olarak değerlendirilip, kabul edilmiştir. Dairemizin 17.05.2011 tarihli ilamıyla “ıslah niteliğinde bulunmayan 04.06.2008 tarihli dilekçe dikkate alınarak davanın Türk Medeni Kanununun dayalı tapu iptal tescil davası olarak nitelendirilip karar verilmesi ve muvazaaya dayalı tapu iptal tescil davasına dair hüküm kurulmaması sebebiyle” hüküm bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyulmuştur. Davacı vekili, bozmadan sonra 10.11.2011 tarihli dilekçeyle davasını Türk Medeni Kanununun gereğince tapu iptal ve tescil davası olarak ıslah ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi gereğince ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar mümkün hale geldiğinden bahsedilerek, dava Türk Medeni Kanununun 194. maddesi kapsamında tapu iptal ve tescil davası olarak değerlendirilerek kabulüne karar verilmiştir. Gerek, 01.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesinde, gerekse 1086 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 84. maddesinde “ıslahın tahkikatın, sona ermesine kadar yapılabileceği düzenlenmiş olup, ıslah konusunda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yeni bir düzenleme getirilmemiştir. Bozmaya uyulmuş olmakla bozma lehine olan taraf için usulü kazanılmış hak doğmuştur. Kaldı ki, bir davanın yargılaması sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca bozulmasından sonra tarafların ıslah isteminde bulunmalarına imkan olmadığı 04.02.1948 gün ve 10/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile kabul edilmiştir. Bu durumda bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gözönüne alınmadan, ıslah isteminin kabulüyle Türk Medeni Kanununun 194. maddesine dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi ve muvazaaya dayalı tapu iptal tescil talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı davalı eşi İbrahim üzerine kayıtlı davaya konu taşınmazın kendisinin çalışmaları sonucu alındığını, aralarının bozulduğu bir dönemde eşinin bu taşınmazı davalı …‘ya vekalet vermek suretiyle davalı …‘e muvazaalı bir şekilde devrettiğini belirterek taşınmazın kendi adına tescilini olmadığı takdirde rayiç bedelinin tespit edilerek davalı … ve Recep’ten tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davacı 04.06.2008 tarihli dilekçeyle davasını her ne kadar muvazaa iddiasına dayandırarak açmış ise de tapunun iptali için Türk Medeni Kanunu’nun ( ) 194. maddesinin de geçerli bir hukuki sebep olduğunu, nitelendirmenin ne şekilde olursa olsun davanın kabulünün gerektiğini bildirmiştir.

Davalı … boşanma durumunda taşınmazı eşine geri vermemek için davalı …‘ya vekalet verdiğini, davalı …‘nın taşınmazı davalı …‘e sattığını, davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.

Davalı … vekili taşınmazın davalı … tarafından evlilik tarihinden önce alındığını, edinilmiş mal olmadığını, müvekkilinin taşınmazı bedelini ödeyerek satın alındığını, Türk Medeni Kanunu’nun ( ) 1023 maddesi uyarınca iyiniyetinin korunması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı …, davalı …‘in eşinden mal kaçırmak amacıyla taşınmazı devrettiğini, davalı …‘in bu durumu bildiğini ancak sözünde durmadığını ve taşınmazı geri vermediğini belirtmek suretiyle davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.

Yerel mahkemece ilk kararda davanın TMK’nın 194. maddesine istinaden açılmış tapu iptali ve tescil davası olduğu belirtilerek davaya konu yerin aile konutu olarak özgülendiği, davalılardan Recep’in de taşınmazı satın alırken bu yerin aile konutu olduğunu ve davacının da satışa rızasının bulunmadığını bildiği, bu durumda TMK’nın 1023. maddesi koşullarının davalılardan Recep yönünden gerçekleşmediği gerekçesiyle tapunun iptali ve taşınmazın önceki malik olan davalı … adına tesciline karar verilmiş, hüküm davacı … ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

Özel Dairece birinci bozma kararında, davacının ıslah niteliği taşımayan 04.06.2008 tarihli dilekçesine itibar edilerek davanın TMK’nın 194. maddesine dayalı tapu iptal tescil davası olarak nitelendirilip karar verilmesinin ve muvazaaya dayalı tapu iptal tescil davasına dair hüküm kurulmamasının hatalı olduğu belirtilmiştir.

Davacı vekili ilk bozma kararından sonra verdiği 12.12.2011 tarihli dilekçeyle davayı ıslah ettiğini ve taşınmazın aile konutu olduğunu belirterek 194. maddesi gereğince davalı …‘e yapılan satışın iptali ile taşınmazın malik İbrahim adına tescilini istemiştir.

Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılabileceği ve davacının da davasını 12.12.2011 tarihli dilekçeyle ıslah ettiği, davanın TMK’nın 194. maddesine göre açılmış tapu iptal tescil davası olduğu belirtilerek ilk karardaki gerekçelerle davanın kabulüne, taşınmazın tapusunun iptali ile önceki malik İbrahim adına tesciline karar verilmiştir.

Hüküm davalı … vekili tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece bozma kararına dayanak yapılan İçtihadı Birleştirme Kararının mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun ıslahı düzenleyen hükümleri gereğince verilmiş bir karar olduğu, oysa bozmaya konu mahkeme kararının yargılaması sırasında 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( ) yürürlüğe girdiği, 6100 Sayılı HMK’nın ıslahı düzenleyen hükümleri gereğince verilmiş bir İçtihadı Birleştirme kararı bulunmadığı belirtilerek önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmü davalı … vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, birinci kararın bozulmasından sonra yapılan ıslahın geçerli olup olmadığı; muvazaaya dayalı olarak açılan tapu iptal tescil davasında bozma sonrası yapılan ıslah talebi esas alınmak suretiyle TMK’nın 194. maddesine dayalı olarak hüküm kurulmasına usulen olanak bulunup noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çıktığı tarihte yürürlükte olan mülga 1086 Sayılı 83. vd. maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 83. maddede davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 84. maddede, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiş benzer hükümlere 6100 Sayılı HMK’nın 176, 177/1. maddelerinde yer verilmiştir.

Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule dair bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur.

Eş söyleyişle, ıslah, iyiniyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur

Bu konuda 1086 Sayılı zamanında verilmiş olan 04.02.1948 gün ve 1948/3 E., 1944/10 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da ( İBK ) yukarıda bahsi geçen hükümler benimsemiş; ayrıca ıslahın tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği Yargıtay’ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı kabul edilmiştir. Sözü edilen kararda taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınmasının davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olacağı, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılmasının, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi davanın tamamen ıslah edildiği hallerde işin sonuçlandırılmasını güçleştireceği vurgulanmıştır.

Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun ( ) 177/1. maddesinin tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslah yapılabileceğini öngördüğünü, bu sebeple Yargıtayın bozma kararı sonrasında tahkikat safhasına dönüleceğinden bozmadan sonra ıslah yapılabileceği, 6100 Sayılı HMK’nın 177. maddesinin yanlış yorumlandığı, 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının 6100 Sayılı karşısında güncelliğini kaybettiğini, bozma kararı sonrasında ıslah yapılıp yapılamayacağına dair Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek içtihadın birleştirilmesi talep edilmiş ise de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 06.05.2016 gün ve 2005/1 E., 2006/1 K. sayılı kararında 04.02.1948 gün ve 1948/3 esas, 1944/10 karar sayılı içtihadı birleştirme kararındaki benzer gerekçelerle “bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağı ve içtihadı birleştirme kararının değiştirilmesinin gerekmediğine” dair karar verilmiştir.

O halde bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı başlangıçta davaya konu taşınmazın devrinin muvazaa sebebiyle iptali ve davacı adına tescilini, olmazsa rayiç bedel karşılığını talep etmiş, mahkemece 31.07.2008 tarihli kararda davanın TMK’nın 194. maddesine dayalı tapu iptal tescil davası olduğundan bahisle değerlendirme yapılarak kabul kararı verilmiştir. Özel Dairece 17.05.2011 tarihli kararla “ıslah niteliğinde bulunmayan 04.06.2008 tarihli dilekçe dikkate alınarak davanın TMK’nın 194. maddesine dayalı tapu iptal tescil davası olarak nitelendirilip karar verilmesi ve muvazaaya dayalı tapu iptal tescil davasına dair hüküm kurulmaması sebebiyle” hüküm bozulmuştur. Mahkemece, bozma kararına uyulduğu belirtildiği halde bozmadan sonra ibraz edilen ıslah dilekçesi dikkate alınarak TMK’nın 194. maddesi gereğince tapu iptal ve tescil davasının kabulüne karar verilmiştir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere hem 1948 tarihli İBK, hem de 2016 tarihli İBK dikkate alındığında bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün olmadığından mahkemenin direnme gerekçesi hatalıdır.

Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS