0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Kapsamı ve Sayısı

HMK Madde 176

(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.

(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.



HMK Madde 176 Gerekçesi

1086 sayılı Kanunun 83 üncü maddesi hükmü esas olarak kabul edilmiş, ancak anlaşılmasını kolaylaştırmak için ifadesi değiştirilmiş ve iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.

Taraflar, daha önce olduğu gibi, ıslah yolu ile iddialarını ve savunmalarını genişletip değiştirebileceklerdir. Buna göre, davacı dava dilekçesinde belirttiği dava sebebini değiştirebileceği gibi, örneğin; daha önce belirttiği ödünç sözleşmesi sebebini değiştirip, sebepsiz zenginleşme sebebine dayanabilecektir. Keza, davacı dava dilekçesinde belirttiği vakıaları eksik belirtmişse, onları ıslah yolu ile tamamlayabilecektir. Ayrıca, davacının dava dilekçesinde belirttiği talebini ıslah yolu ile artırması, örneğin daha önce istediği ellibin Türk Lirasını yüzbin Türk Lirasına çıkarması mümkün olduğu gibi, talebini değiştirmesi de mümkündür, aynen talep ettiği otomobilden vazgeçip, ıslah yolu ile değerini isteyebileceği gibi, otomobilden tümüyle vazgeçip, ıslah yolu ile bilgisayar istemesi de mümkündür. Aynı şekilde davalı da, vermiş olduğu cevap dilekçesini ıslah edip, daha önce eksik bıraktığı savunmasını tamamlayabileceği gibi, savunmasını dayandırdığı vakıaları tümüyle de değiştirebilecektir.

Hukukumuzda, ıslah yolu ile davanın taraflarının değiştirilip değiştirilemeyeceği konusunda farklı görüşler mevcut olup, Yargıtayın uygulaması da ıslah yolu ile davanın taraflarının değiştirilemeyeceği yönündedir. Bu Tasarıda, açıklanan esaslar tamamen kabul edilmiştir.

Islah yolu ile davanın geciktirilmesi ve sürüncemede bırakılması mümkün olduğundan, ikinci fıkra ile, tarafların ıslah yoluna bir defa başvurabileceklerine ilişkin sınırlama bu Tasarıda da kabul edilmiştir.

Uygulamada, zamanaşımının ıslah yolu ile ileri sürülüp sürülemeyeceğine dair bazı tereddütler var ise de zamanaşımı ilk itiraz olmayıp, ıslah yolu ile de ileri sürülebileceğinde tereddüt etmemek gerekir.


HMK 176 (Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/21090 Karar : 2018/8866 Tarih : 11.09.2018

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır (HMK m. 141). Davalı kadın süresinden sonra verdiği 01.12.2015 tarihli dilekçe ile yoksulluk nafakası, tahkikat aşamasında 13.05.2016 tarihinde verdiği dilekçe ile de maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuş ancak davacı taraf bu taleplere açıkça muvafakat etmemiştir. Bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah (HMK m. 176) işlemi de bulunmamaktadır. Bu durumda; davalı kadının yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde karar verilecek yerde, bu taleplerin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilerek onanmasına (HUMK m.438/son) karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple gerekçeli kararın hüküm fıkrasından 5. ve 6. bentlerinin tamamen çıkarılmasına, yerine “Davalının maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına” cümlesinin yazılmasına, hükmün bu bölümünün açıklanan şekilde düzeltilerek, diğer bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 11.09.2018 (Salı)


YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/7010 Karar : 2018/8269 Tarih : 11.09.2018

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı, davalı hakkında icra takibi başlattığını, icra takibine konu edilen fatura içeriğini oluşturan malların davalı şirkete ait maden sahasında kulanılmak üzere kendisi tarafından davalı şirkete satıldığını ve teslim edildiğini, ancak borcun ödenmediğini belirterek itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davacı vekili, 15/11/2011 tarihli duruşmada, davayı tamamen ıslah ettiklerini bildirmiş, 22/11/2011 tarihli ıslah dilekçesinde de, taraflar arasında …bulunan maden sahası ile ilgili 29/07/2010 tarihli rödövans sözleşmesi düzenlendiğini, yine davalıya ait … bulunan iki adet maden sahası içinde 27/09/2010 tarihli rödövans sözleşmesi düzenlendiğini ancak davalının bu sözleşme altındaki imzayı kabul etmediğini bu durumda taraflar arasında sözlü kira sözleşmesi düzenlendiğinin kabulü gerektiğini ileri sürerek … maden sahası ile ilgili sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle menfi zararına karşılık şimdilik 15.000 TL… mevkiinde bulanan maden sahalarına ilişkin müspet zarar olarakta şimdilik 100.000 TL tazminatın ve 30.000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, somut olayda ilk haliyle faturaya dayalı alacak talebi ticaret mahkemesinin görevinde ise de; daha sonra tam ıslah suretiyle dava sebebi ve konusudeğiştirilerek, rödövans sözleşmesinden kaynaklanan tazminat talebine dönüştürüldüğü, 6100 Sayılı HMK nın 4.maddesindeki düzenlemeye göre rödövans sözleşmesinin bir tür hasılat kirası sözleşmesi olduğu gözetildiğinde; bu tür davalara Sulh Hukuk Mahkemesinde bakılacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1-)HMK`nun 176. maddesine göre; taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini, kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Islahın, bir tarafın tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile yapılması mümkün olup, karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı değildir.

Davanın tamamen ıslahı durumunda, yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, davanın ilk açıldığı 17/06/2011 tarihinde açılmış sayılacaktır.

01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 1. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre; bu kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz. Davanın tamamen ıslahı sonucu, dava, kira sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davanın ilk açıldığı tarih göz önünde bulundurulduğunda, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun göreve ilişkin 8. maddesi hükmü uygulanacaktır. Dava değeri itibariyle Mahkeme görevlidir. Bu nedenle Mahkemece işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.

2-) Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK`nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/1484 Karar : 2018/8676 Tarih : 5.07.2018

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir [HMK m.176-(l)]. Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir [HMK m.l77-(l)]. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 vd. maddelerinde, ıslahın harca tabi olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda da “ıslah harcı” şeklinde bir harç türü yer almamaktadır. O halde sırf ıslah istemi sebebiyle harç alınamaz.

Bunun yanında, ıslah sonucunda, dava/talep konusunun miktar veya değeri artarsa ve artan miktar veya değer için harç ödenmesi gerekiyorsa, ancak o zaman harç ödenmesi/tamamlanması gerekir.

Somut olayda, davalı-davacı erkek duruşmada ve 08.03.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle davanın hukuki sebebini zina sebebi ile boşanma yanında, haysiyetsiz hayat sürme ve pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma olarak ıslah ettiğini beyan etmiştir. Mahkemece, davalı-davacı erkek tarafından ıslaha ilişkin maktu ıslah harcı yatırılmamış olduğu böylelikle usulüne uygun yapılmış bir ıslah işlemi olmadığı gerekçesiyle davalı-davacı erkeğin haysiyetsiz hayat sürme ve pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Oysa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 vd. maddelerine göre, taraflardan herbiri dava/cevap dilekçesini ıslah ederek yeni bir vakıa ekleyebilir, davanın hukuki sebebini genişletip, değiştirebilir ıslah karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı olmadığı gibi bu konularda harç ödenmesine de gerek yoktur.

O halde mahkemece; davalı-davacınm haysiyetsiz hayat sürme (TMK m. 163), pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı (TMK m. 162) boşanma talebi hakkında tüm deliller değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken ıslah işlemi dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen boşanma davaları ve fer’ileri hakkında diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 05.07.2018(Prş.)


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2018/249 Karar : 2018/11336 Tarih : 20.06.2018

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, davalıdan 2009 yılında borç para aldığını, bu borca karşılık kendisine boş senet imzalatıldığını, borcunu ödemesine rağmen davalının bu senedi 60.000,00-TL bedelli olarak doldurup takibe koyduğunu, bu takibe karşı şikayet yoluna başvurduğunu, şikayet dosyasındaki duruşma gününün tarafına usulsüz olarak tebliğ edildiğini, icra takibinin hukuka aykırı şekilde kesinleşmesi sonucu maliki olduğu 7 adet taşınmazın ihale ile davalı tarafından alındığını, icra süreci devam etmekte iken tarafından yapılan şikayet üzerine … Asliye Ceza Mahkemesinde davalı hakkında tefecilik suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini, yargılama sırasında yapılan ıslah ile tapu iptal tescil istemine ek olarak borçlu olmadığının tespiti ile … İcra Müdürlüğünün 2009/13 sayılı dosyasındaki takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın dava konusu 6 adet taşınmaz bakımından kabulüne, davacının borçlu olmadığının tespitine, … İcra Müdürlüğü’nün 2009/13 takip sayılı dosyasındaki takibinin iptaline, … parsel sayılı taşınmazın davacı ile bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle bu taşınmaza yönelik davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan dellillerden; davalının, borçlusu davacı olan 10.10.2007 keşide, 10.10.2008 vade tarihli senet bakımından icra takibi başlattığı borcun ödenmemesi üzerine dava konusu … , … , … , … , … ve … parsel sayılı taşınmazların … İcra Dairesinin 2009/13 takip sayılı dosyasında yapılan 05.04.2010 tarihli ihale ile davalı tarafından alacağına mahsuben edinildiği ve 20.04.2010 tarihinde taşınmazların tapuda davalı adına tescil edildiği dava konusu … parsel sayılı taşınmazın ise ½ payının davacı, kalan ½ payının da dava dışı … adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki; borçlu taraf İcra İflas Kanunu’nun 72. maddesi hükmü çerçevesinde; icra takibi öncesinde ve icra takibi sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.

Öte yandan, HMK’nın 176 ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunun veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanı sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Bu hale göre yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün olmayıp başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 ve 2015/7-917 E-2017/265 K. sayılı İlâmları)

Somut olaya gelince, davacı vekilinin 08.12.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile; tapu iptal ve tescil talebinin yanında dava dilekçesinde dile getirilmeyen menfi tespit ve takibin iptali isteklerinin de hükme bağlanmasını istediği, mahkemece davacının menfi tespit ve takibin iptali istemleri de kabul edilmek suretiyle tapu iptal ve tescil hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.

Eldeki davada, davacı, takibe konulan 60.000-TL bedelli senedin davalı tarafından sonradan doldurulduğunu, davalıya olan borcunu ödemesine rağmen senedin takibe koyularak maliki olduğu taşınmazların cebri satış suretiyle usulsüz olarak edinildiği iddiasını ileri sürmüş, davalı taraf ise davacının borcunu ödemediği savunmasına bulunmuştur.

Bu durumda, uyuşmazlığın davacının davalıya borcu bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı açık olup, bu hususun da ancak usulüne uygun olarak açılmış bir menfi tespit davası ile çözümleneceğin de kuşku yoktur.

Hal böyle olunca; davacı vekilinin 08.12.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile ileri sürdüğü yeni istekler ıslah kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119 vd. maddelerinde düzenlenen dava açma prosedürüne ilişkin usuli şartları taşımaması nedeniyle ek dava olarak da kabul edilemeyeceğinden davacı tarafa menfi tespit davası açması için süre verilmesi ve bu davanın sonucuna göre tapu iptal ve tescil istekli eldeki davanın çözüme kavuşturulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/4267 Karar : 2017/17637 Tarih : 26.12.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı alacaklı 18.02.2012 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 13.04.2015 tarihinde haciz ve tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile aylık 120.000,00 TL’den 2014 yılı Temmuz ayından 2015 yılı Mart ayına kadarki 9 aylık kira alacağı 1.080.000,00 TL kira alacağının faiziyle tahsilini talep etmiştir. Ödeme emri davalı borçluya 14.04.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı 20.05.2015 tarihinde takibe itiraz edilmediğinden bahisle kesinleşen takip nedenine dayalı tahliye istemiyle bu davayı açmıştır.

Davalı borçlu takibe 26.06.2015 tarihinde itiraz ederek, dayanak icra takibindeki ödeme emri tebliğ tarihinin düzeltilmesi istemi ile icra mahkemesinde dava açmıştır. … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 06.11.2015 tarih ve E.2015/366 – ….2015/470 sayılı kararı ile, … 2. İcra Müdürlüğü’nün 2015/2184 esas sayılı takip dosyasında borçluya yapılan ödeme emri tebliğ tarihinin 25.06.2015 olarak düzletilmesine karar verilmiştir.

Davacı alacaklı, davalı borçlu aleyhine kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibine davalının itiraz etmeyerek takibin kesinleştiği gerekçesi ile açtığı tahliye davasında, 05.02.2016 havale tarihli ıslah dilekçesi ile itirazın kaldırılmasını da talep etmiştir.

Mahkemece, davalı şirketin borcu ödediğine dair herhangi bir yazılı belge ibraz edemediği, bahsedilen çeklerin binanın yıpranma ve bakımına ait olduğu, bu sebeple kira bedeli ödemesi yerine geçmeyeceği anlaşılmakla, davalı yasal süre içerisinde borcunu ödemediğinden kiralananın tahliyesine ve davacı vekilinin ıslah talebine konu edilen itirazın kaldırılması talebinin de kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar, Hukuk Mahkemeleri Kanunu`nun 176 ve devamı maddelerine göre ıslah yolu ile dava konusu iddialarını ve savunmalarını genişletip, değiştirebilirler. Ancak daha önce dava konusu edilmeyen bir hususun ıslah yoluyla istem konusu yapılmasına yasal açıdan olanak yoktur. Davacı alacaklı tahliye olan ilk davasına, itirazın kaldırılması davasını ıslah yoluyla ekleyemez. Bu durumda Mahkemece ıslah talebinin reddi ile süresinde yapılmış bir itiraz bulunduğundan, takip kesinleşmediğinden ve itirazın kaldırılması istenilmeden tahliye istenemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ve ıslah talebinin kabul edilerek, davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK`nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 26.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/5738 Karar : 2017/5454 Tarih : 15.06.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacılar 26.02.2009 tarihli dilekçe ile ; miras bırakanları …‘ın 45 ada 1 parsel sayılı taşınmazı 1946 yılında …‘ndan satın aldığını, köy tüzel kişiliği tarafından miras bırakanları aleyhine açılan davanın kabul edilerek taşınmazın Mer’a Yaylak, Kışlak Kütüğüne tescil edildiğini, daha sonra 4342 sayılı Mer’a Kanununun 14/C maddesi uyarınca mer`a vasfı değiştirilerek 500.000. m² kısmının … adına tescil edildiğini, taşınmazın kendilerine iadesi gerektiğini ileri sürerek, müfrez 45 ada 24 ve 25 parsellerin tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmışlardır.

Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22/12/2009 gün ve 2009/9795 E. - 13638 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.

Bozma kararında özetle “…Davacıların miras bırakanı bakımından kesin hüküm bulunduğu belirlenmek suretiyle tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, ancak davacılar yararına makul bir tazminata hükmedilmesi gerektiği…” belirtilmiştir. Bozma sonrasında davacılar dava dilekçesini ıslah ederek 9.892.613,79TL tazminat isteminde bulunmuşlardır.

Mahkemece ; bozma sonrası ıslah olmayacağı gerekçesiyle dava dilekçesinde belirtilen 10.500TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükmün davacılar ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27/03/2012 gün ve 2011/13897-2012/3483 sayılı kararı ile bozulmuştur.

Hükmüne uyulan bozma kararı özetle “…Mahkemece, bozma kararına uyulmak suretiyle davacılar yararına tazminata hükmedilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik bulunmadığı, ne var ki; davanın tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğiyle açıldığı, dava dilekçesinde 10.500.00.-TL`nin dava değeri olarak gösterildiği, mahkemece de bu rakam üzerinden tazminata hükmedilmiş ise de; davanın kademeli olması sebebiyle dilekçede gösterilen değerin tapu iptal ve tescil isteğine münhasır bulunduğu, mahkemece, iptal- tescil isteğinin reddine dair karar Dairece benimsenerek tazminat isteği bakımından keyfiyetin değerlendirilmesi öngörüldüğüne göre; ıslah yoluna gerek bulunmaksızın tazminat isteğinin kendiliğinden gözetilmesi gerekeceği, keşfen belirlenen değer üzerinden harç ikmal edilmekle beraber mahkemece, değer tespiti bakımından yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın hükme elverişli nitelikte olmadığı,mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle taşınmazın nitelik ve değerinin saptanması ….” gerektiği belirtilmiştir.

Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın kısmen kabulüne;

… aleyhindeki davanın husumet yönünden reddine,

4.679.493,66 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı …den alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, hükmün davacılar ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 20.12.2016 gün 2016/7004E-2016/12383K sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, süresi içinde davacılar vekili ve davalılardan … vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.Dava, TMK`nın 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 25.04.1946 tarihinde yapılan kadastro sırasında 45 ada 1 parsel sayılı 1.368.465m2 yüzölçümündeki taşınmazın mera niteliği ile … adına tespit ve tescil edildiği, … tarafından tapu kaydına dayalı açılan dava üzerine … 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1946/119E-1946/1059K sayılı ilamıyla 45 ada 1 parselin tapu kaydının iptaline … adına tesciline karar verildiği, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, 05.07.1948 tarihinde çayırlık niteliği ile … adına tescil edildiği, aynı gün satış yoluyla …‘a geçtiği, … KTK tarafından açılan dava üzerine … 2.AHM’nin 1977/526E-1986/697K sayılı ilamıyla 45 ada 1 parselin kadim mera olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline köyün merası olarak tespitine karar verildiği, temyiz incelemesinden geçerek 21.10.1988 tarihinde kesinleştiği, irtifak kamulaştırması sebebiyle 04.02.1987 tarihinde 45 ada 16, 17, 18 ve 19 parsellere ayrıldığı, 45 ada 19 parselin 1.368.273m2 yüzöçümlü olarak çayırlık niteliği ile … adına tescil edildiği, beyanlar hanesine 20.057m2lik saha üzerinde … Genel Müdürlüğü lehine daimi irtifak hakkı şerhinin yazıldığı, … 2.AHM`nin 1977/526E-1986/697K sayılı ilamının 09.04.2007 tarihinde infaz edilerek 45 ada 19 parselin mera yaylak kışlak kütüğüne yazıldığı, İl Sağlık Müdürlüğünün … mahallesinde hastane yapılması için 45 ada 19 parselin 500.000m2 yüzölçümlü kesiminin mera vasfının değiştirilmesi talebinde bulunması üzerine 23.10.2007 tarihinde 45 ada 19 parselin 500.000m2 yüzölçümlü kesiminin 4342 sayılı Kanunun 14/c maddesi uyarınca mera vasfından çıkarıldığı, 45 ada 24 ve 25 parsellere ayrıldığı, 45 ada 24 parsel sayılı 868.273m2 yüzölçümlü taşınmazın mera yaylak kışlak kütüğüne tescil edildiği, 45 ada 25 parsel sayılı 500.000m2 yüzölçümlü taşınmazın ise ham toprak niteliği ile 18.01.2008 tarihinde … adına tescil edildiği, daha sonra 45 ada 24 ve 25 parsellerin 3402 sayılı Kanunun 22/a uygulamasıyla 7093 ada 19 ve 20 parsel numarasını aldıkları, davacıların 24.02.2009 tarihinde tapu iptali tescil olmazsa tazminat istemiyle dava değerini 10.500TL belirterek eldeki davayı açtıkları, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22/12/2009 gün ve 2009/9795E-2009/13638K sayılı bozma ilamından sonra yapılan bilirkişi incelemesi sonucu davacıların dava dilekçesini ıslah ederek 9.892.613,79TL tazminat isteminde bulundukları, mahkemece de bozma sonrası verilen ıslah dilekçesi esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

Her ne kadar hükmüne uyulan Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27/03/2012 gün ve 2011/13897-2012/3483 sayılı kararında “ ….Davanın tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğiyle açıldığı, dava dilekçesinde 10.500.00.-TL’nin dava değeri olarak gösterildiği, mahkemece de bu rakam üzerinden tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığı, davanın kademeli olması sebebiyle dilekçede gösterilen değerin tapu iptal ve tescil isteğine münhasır bulunduğu, mahkemece, iptal- tescil isteğinin reddine dair karar Dairece benimsenerek tazminat isteği bakımından keyfiyetin değerlendirilmesi öngörüldüğüne göre; ıslah yoluna gerek bulunmaksızın tazminat isteğinin kendiliğinden gözetilmesi gerektiği.. “ belirtilmiş ise de dava, terditli (kademeli) olarak açılmış olup, dava dilekçesinde belirtilen 10.500TL miktarlı dava değeri hem tapu iptali tescil hemde tazminat isteklerine ilişkin harca esas değerdir. Eş söyleyişle tapu iptali ve tescil isteği yönünden dava değeri 10.500TL olduğu gibi, terditli istek olan tazminat yönündende dava değeri 10.500TL`dir. Diğer taraftan ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. ve devam eden maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177.maddede, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.

Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı ve 06.05.2016 gün 2015/1E-2016/1K İçtihadı Birleştirme Kararları uyarınca da soruşturma ve yargılama bitinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere ıslah yapılabilir. Yargıtayca karar bozulduktan sonra bu yoldan yararlanmaya olanak yoktur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi ile mülga 1086 sayılı HUMK.`nun 84. maddesi aynı doğrultuda olup ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hükümlerini içermektedir. Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır. Dolayısıyla bozmadan sonra ıslah olmayacağından koşullarının varlığı halinde ancak ek dava açılabilir.

Her ne kadar yerel mahkemece Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 27/03/2012 gün ve 2011/13897-2012/3483 sayılı kararına uyularak hüküm kurulmuş ise de yukarıda açıklanan hususlar, 04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı ve 06.05.2016 gün 2015/1E-2016/1K sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları karşısında 1. Hukuk Dairesinin bozma kararı maddi yanılgıya dayalı olup davacılar yararına usuli kazanılmış hak oluşturmaz.

Hal böyle olunca, bozma kararından sonra ileri sürülen ıslah isteğinin reddedilmesi ve dava dilekçesindeki istekle bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.

Bu hususlar karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, davalı … vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulüyle Dairenin 20.12.2016 gün 2016/7004E-2016/12383K sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılıp hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: 1- Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK`nın 442. maddesi uyarınca takdiren 275.00.- TL para cezası ile Harçlar Kanunu uyarınca 65.40.- TL ret harcının düzeltme isteyen davacılardan alınmasına, 2- Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin karar düzeltme isteğinin kabul edilerek Dairenin 20.12.2016 gün 2016/7004 E. -2016/12383 K. sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılıp hükmün BOZULMASINA, 15/06/2017 günü oy birliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/22360 Karar : 2017/9851 Tarih : 6.06.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, aynı merkez tarafından yönetilen iki grup şirket olduğunu, müvekkilinin davalılara ait bulunan ve çalışması için gönderdiği muhtelif işyerlerinde 31/01/2011 ile 20/06/2013 tarihleri arasında proje mühendisi/teklif hazırlama sorumlusu olarak en son net aylık 2.300,00 TL ücretle maaşının bir kısmı elden bir kısmı ise banka hesabına yatırılmak suretiyle çalıştığını, davalı şirkete ait olan işyerlerinde işe giriş ve çıkışlarda kart basma puantaj kayıt sistemi bulunduğunu, hafta içi 5 gün sabah 08.00 akşam 20.00 saatleri arasında 1 saat ara dinlenmesi yaparak günde 10 saat, hafta sonu cumartesi günleri ise sabah saat 08.00’den akşam saat 17.00’ ye kadar 1 saat ara dinlenme yaparak 8 saat çalıştırıldığını, Şubat/2013 tarihinden bu yana yaklaşık 6 aydır maaş alamadığını, fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini bu nedenle müvekkilinin haklı sebeplere dayanarak … 1.Noterliğinin 21/06/2013 tarihli ihtarnamesiyle iş sözleşmesini feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izin, ücret, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

B) Davalılar Cevabının Özeti:

Davalılar vekili, davacının müvekkil … Çelik Konstrüksiyon Mak. San. A.Ş. unvanlı işyerinde 31/01/2011-20/06/2013 tarihleri arasında teknisyen sıfatıyla ihtiyaç duyulan şantiyelerde çalıştığını, diğer davalı Şirket ile herhangi bir iş ilişkisinin bulunmadığını bu nedenle müvekkil … A.Ş. açısından husumet itirazında bulunduklarını, davacının son ücretinin resmi kayıtlarda aylık 2.000,00 TL olduğunu, bir kısmının elden ödendiği iddiasının doğru olmadığını, çalışmaları karşılığı ücretlerinin tamamını eksiksiz olarak banka aracılığı ile tahsil ettiğini, tüm ücretlerini banka aracılığı ile itirazı kayıt ileri sürmeksizin teslim aldığını savunarak davanın reddini savunmuştur.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davacının SGK bildirimlerinin diğer davalı adına olması, her iki davalının birlikte kullandıkları işyeri bulunmaması, … A.Ş. nin adresinin Ankarada bulunuşu, davacının çalıştığı işyerinin …nde bulunduğu anlaşılmış olduğundan, sadece iki şirket arasında akraba kişilerin ortağı bulunması sebebiyle … A.Ş. nin müteselsil sorumluluğunun doğmayacağı bu şirket yönünden açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının iş akdini maaş alacağının ödenmemesi nedeniyle haklı olarak feshettiği gerekçesiyle de diğer davalı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı taraflar temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, taraflar aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.

İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta; davacı fazla çalıştığı iddiasını tanık deliline dayanarak ispatlamaya çalışmış ise de, tanıklarının işverene karşı davası olup, davacı ile menfaat birliği olan kişilerdir. Dosya kapsamında bu tanıkların beyanını destekler hesaplamaya elverişli yan deliller de bulunmamaktadır. Bu nedenle ispatlanamayan fazla çalışma alacağının reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.

3-Davalı Şirketler arasındaki ilişki uyuşmazlık konusudur. Dosya kapsamı Dairemizce temyiz incelemesi yapılan emsal nitelikte 2015/8455, 2015/8456 ve 2015/8457 E. sayılı dosyadaki bilgi ve belgelerden davalı Şirketler arasında fiili ve hukukî bağ bulunduğu anlaşılmakla işçilik hak ve alacaklarından birlikte sorumlu tutulması gerekirken yazılı gerekçeyle davalılardan Atilla Doğan Şirketi hakkında davanın husumetten reddine karar verilmesi hatalıdır.

4-Hüküm fıkrasının 3 üncü bendinde dava tarihinden itibaren faiz uygulanacak izin alacağı miktarının 1.000,00 TL. yerine 5.000,00 TL. olarak belirtilmesi hatalıdır.

5-Davacı kısmi dava açmıştır. Islah ile alacak miktarlarını artırmış, ancak faiz talep etmemiştir. Buna karşın Mahkemece ıslah ile artırılan miktar için faize hükmedilmesi taleple bağlılık kuralına aykırı olup, isabetsizdir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.06.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Yerel mahkemece, davacının ıslah dilekçesi üzerine açıkça faiz istemediği halde ıslah ile arttırılan miktarlara faiz yürütmesi nedeni ile verdiği kararın davalı tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile açıkça talep olmadığı gerekçesi ile ıslah ile arttırılan miktarlara faiz yürütülmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.

Diğer taraftan, Islah, karşı tarafın onayına ve yargıcın kararına bağlı olmaksızın bir tarafın usule ilişkin yaptığı işlemleri, gerekli giderleri vermek koşuluyla yasada belirtilen süre içerisinde yöntemine uygun biçimde tamamen veya kısmen düzeltilmesini sağlayan hukuksal bir işlemdir.

Normatif düzenleme, HMK .’un 176. maddesine göre;

“(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.

(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.”

Kısmen ıslahta davada daha önce yapılmış olan belli bir usuli işlemin düzeltilmesi söz konusudur. Kısmen ıslaha uygulamada sıklıkla dava konusunun(müddeabihin) arttırılması biçiminde rastlanmaktadır. Davanın kısmen ıslahı ile davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir(düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sağlanır.

Kısmi ıslah sureti ile dava konusunun arttırılması ile kısmi dava dilekçesinde belirtilen miktarın arttırılmasına ilişkin usul işlemi düzeltilmekte ve dava tam eda davası niteliğini almaktadır. Dava dilekçesinde faiz istemi var ise ıslah ile miktar arttırıldığından ayrıca ıslah dilekçesinde faiz istenmesine gerek bulunmadığı gibi ıslah ile arttırılan isteklere temerrüt varsa temerrüt tarihinden faiz yürütülmesi gerekir. Zira kısmi ıslah da olsa ıslah bir ek dava değildir, bu dilekçe ile dava dilekçesinde kısmi olarak istenen miktar düzeltilmiştir.

Yerel mahkemenin ıslah ile arttırılan miktarlara faiz yürütmesi isabetli olup kararın onanması görüşünde olduğumdan Dairemiz bozma kararının (5)nolu bendine katılmıyorum. 06/06/2017


YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/11587 Karar : 2017/2491 Tarih : 28.03.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle, temyiz kapsamı ve nedenlerine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, iş kazası sonucu sigortalının sürekli iş görmezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, 13.10.2010 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle 22.515,70 TL maddi ve 8.300,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davaldan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Mahkemece, manevi tazminat istemine ilişkin olarak açılmış bir dava olmadığı halde, ıslah dilekçesindeki manevi tazminat istemi dikkate alınarak, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi yanlıştır. HMK’nun 176. ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkânını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır.

Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. İnceleme konusu olan bu olayda manevi tazminata ilişkin dilekçenin nispi harç yatırılmak suretiyle mahkemeye verildiği ve ancak başvuru harcının yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Dilekçenin bu haliyle bir ek dava dilekçesi olarak kabulü dahi mümkün değildir. Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir.

Bu halde mahkemece yapılacak iş “ davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine” şeklinde karar verilmesiyken; davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 8.300,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 13.10.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilerek, ıslaha değer verilmesi doğru bulunmamıştır.

Mahkemece, yukarda belirtilen maddi ve hukuksal olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalıya iadesine 28.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/16658 Karar : 2017/2065 Tarih : 20.02.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı DSİ Genel Müdürlüğü’nün 6200 Sayılı yasanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak yasaya uygun şekilde kurulmuş olan Sulama Kooperatifleri Sulama Sahasına, belli plan ve proje dahilinde derin sulama kuyuları açtığını motopomp- baraka elektrik - tesisleri - trafo monte ederek çalışır vaziyette kooperatiflere devir sözleşmesi ile devrettiğini, devir sözleşmesi ile pompaj tesislerinin intifa hakkının kooperatife geçtiğini, devredilen pompaj tesislerinin mülkiyetinin ise bedelleri tamamen ödeninceye kadar idarenin uhdesinde kaldığını, ön sözleşmede devir öncesi yapılacak iş ve esasları ile birlikte tahmini bedellerin belirlendiğini, davacı idare ile sınırlı sorumlu …-… … sulama kooperatifi arasında ön sözleşme imzalandığını, bu ön sözleşmeye istinaden 54739- 54740- 54741 numaralı kuyuların açıldığını motopomp ve malzemelerin yerleştirildiğini, elektrik tesislerinin kurulduğunu ve devre hazır hale getirildiğini, davalıya devir sözleşmesi imzalaması için davacının … D.S.İ 18. Bölge Müdürlüğünce 18/08/2010 tarih ve 004311 sayı ile … Noterliğince ihtarname gönderildiğini, ancak davalı tarafın bugüne kadar devir sözleşmesini imzalamadığını belirtmiş, devir sözleşmesinin davalı tarafça imzalanmaması nedeniyle açılan kuyu, motopomp ve malzemeleri ile elektrik tesislerinin toplam kati bedeli tutarı olan 285.965,00 TL`nin ihtarname tarihi olan 18/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilmesini istemiş, 19/02/2015 tarihli celsede taleplerinin ön sözleşmenin feshi değil ön sözleşmeye uygun olarak asıl sözleşmesinin mahkeme kanalı ile kurulmasını talep etmiştir.

Davalı, süresi içerisinde herhangi bir cevap vermemiştir.

Yargılama sırasında davacı vekili asıl talebinin asıl sözleşmenin kurulmasına yönelik olduğunu bildirmiş mahkeme, esas sözleşmenin kurulmasına yönelik davacının talebini kabulüne yönelik karar vermiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nun “Taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26. maddesinde (1086 sayılı HUMK’nun 74.maddesi), “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.” denilmektedir.

HMK`nun 176.(HUMK 83.) ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanı sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Bu hale göre yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur. Islahta dava konusu olmayan bir istemin dava kapsamına alınması mümkün değildir.

Somut olayda, dava alacak talebi ile açılmış olup davacının dava dilekçesinde asıl sözleşmenin kurulmasına yönelik talebi olmadığından ıslah ile dava konusu olmayan bir talebin dava kapsamına alınması mümkün değildir. Kaldı ki usulüne uygun bir ıslahta yoktur. Açıklanan nedenlerle yazılı şekilde dava dilekçesi ile talep edilmeyen asıl sözleşmenin kurulmasına yönelik talebin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.

Mahkemece, yukarıda belirtildiği şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/1396 Karar : 2017/1042 Tarih : 9.02.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı vekili dilekçesinde; kira sözleşmesinde belirlenen sürenin bittiğini, davalıya ihtar gönderdilerini buna rağmen taşınmazı tahliye etmediğini bildirerek, davalının süre bitimi nedeniyle tahliyesini istemiştir.

Davalı vekili dilekçesinde; taşınmazın ihale ile kiralanmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; taşınmazın ihale ile kiraya verilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, ….07.2015 tarihli celsede; TBK`nun 347.maddesi uyarınca … yıllık uzama süresinin dolduğunu, bu nedenle de taşınmazın tahliyesini istemiş, mahkemece iddianın genişletilmesine davalı tarafın muvafakatı olmadığından bahisle bu talep incelenmemiştir.

6100 sayılı HMK nın 176. maddesinde;” (…) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.(…) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.” düzenlemesi, 177. maddesinde;”(…) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (…) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.” düzenlemeleri bulunmaktadır.

Davacı vekilinin, ….07.2015 tarihli celsede, TBK`nun 347.maddesi uyarınca … yıllık uzama süresi nedeniyle tahliye isteminde bulunduğu anlaşılmakla; mahkemece, davacı vekilinin bu talebinin ıslah olarak değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle davacı taraf yararına HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK`nun geçici madde … atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren … günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/7352 Karar : 2016/5694 Tarih : 5.10.2016

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Dava, ödenmeyen kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkindir. Davacı dava açıldıktan sonra verdiği 01.07.2015 tarihli dilekçesi ile davalının tahliyesini de talep etmiş olup mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 9.488-TL asıl alacak ve ferileri yönünden itirazın kaldırılmasına ve davalının dava konusu taşınmazdan tahliyesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı alacaklı davalı borçlu hakkında 04.03.2015 tarihinde başlattığı icra takibi ile 2014 yılının 6. ayından 2015 yılının 2. ayına kadar bakiye kira alacakları ile 2014 yılının 10. ayı kira bedeli 10.883-TL asıl ve 328,82-TL faiz olmak üzere toplam 11.211,82-TL alacağın tahsilini talep etmiştir. Davalı borçlu süresi içinde vermiş olduğu itiraz dilekçesinde; borcu olmadığını, kiralananın işyeri olması sebebi ile kiranın stopaj ile birlikte brüt yatırıldığını, aylık net kira bedelinin 4.249,35-TL olduğunu belirterek borca ve takibe itiraz ettiğini bildirmiştir.

1-Davalının alacağa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Takibe dayanak yapılan ve karara esas alınan 15.06.2010 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli sözleşme konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede aylık kira bedeli 3.500,00 TL olarak belirlenmiş, bu bedelin net ya da brüt olduğu açıklanmamıştır. Her ne kadar mahkemece; kira sözleşmesinde stopaj bedellerinin davacıya ait olduğuna dair hüküm bulunmaması nazara alınarak karar verilmiş ise de, kira sözleşmelerinde kararlaştırılan kira bedelinin net mi, yoksa brüt mü olduğunun anlaşılamadığı hallerde, kararlaştırılan bedelin brüt olduğunun kabulü gerekmektedir. TBK.nun 302.maddesi gereği vergi ve benzeri yükümlülüklere kiraya veren katlanmalıdır. Bu durumda mahkemece; stopajın kararlaştırılan kira bedelinin içinden kesilerek kalan miktar üzerinden hesaplama yapılarak alacağa karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

2-Davalının tahliyeye yönelik temyiz ve itirazlarına gelince; Hukuk Mahkemeleri Kanunu`nun 176 ve devamı maddelerine göre taraflar ıslah yolu ile dava konusu iddialarını ve savunmalarını genişletip, değiştirebileceklerse de daha önce dava konusu edilmeyen bir hususun ıslah yoluyla istem konusu yapılmasına yasal açıdan olanak yoktur. Davacı alacaklı itirazın kaldırılması talebi olan ilk davasına, tahliye davasını ıslah yoluyla ekleyemez. Bu durumda mahkemece davacının tahliye isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile ıslah talebinin kabul edilerek, tahliye isteminin de kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

Kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca kararın alacağa ve tahliyeye ilişkin olarak BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 05/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi..


YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/11960 Karar : 2015/18818 Tarih : 25.11.2015

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili dilekçesi ile; Ankara İli, E… İlçesi, Ş… Mahallesi, ….ada, … sayılı parsel üzerinde müvekkilinin evi ve bahçesi bulunduğunu, bu parselde yeniden yapılan imar düzenlemesi ve parselasyon ile ….. ada 5 ve 6 parsel olarak ifraz gördüğünü, müvekkiline ait ev ve bahçenin 5 sayılı parselde kaldığı halde müvekkiline ait hissenin 6 sayılı parselde kaldığını, davalının 5 sayılı parselde inşaat yapmak için müvekkiline ait ev ve bahçeyi kaldırmak istemesi üzerine Sulh Hukuk Mahkemesinde ev ve bahçenin değerinin 10.188,00TL olduğunun tespit edildiğini, daha sonra davalının müvekkiline ait evi yıkıp ağaçları da kestiğini öğrendiklerini iddia ederek fazlaya ilişkin haklarını saklı kalması kaydı ile şimdilik Sulh Hukuk Mahkemesinin tespit dosyası ile belirlenen 10.188,00TL`nin dava tarihiden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi ve aşamalarda; dava konusu evlerin kendilerine ait parselde bulunduğu, imar planlarının yapılmasından ve şüyulandırmadan önce bu evi tapudan devir aldıklarını, davacının ev ve bahçesi üzerinde hak sahibi olmadığını, yöntemince inşaat ruhsatı alarak burada inşaata başladığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; davanın kabulüne, istem ile bağlı kalınarak 10.188,00TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan HMK`nun 176. maddesine göre; Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.

178.maddeye göre de; ıslah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış sayılır.

Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davalıdan 10.188,00TL’nin tahsilini talep etmiş, 23.12.2013 tarihinde ıslah harcını yatırmış, 25.12.2015 tarihli dilekçesi ile de talebini 1.808 TL arttırarak 11.996 TL`ye çıkarmıştır.

Ne var ki mahkemece, davacı vekilinin ıslah talebi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeyerek taleple bağlı kalındığı belirtilerek, 10.188,00 TL`nin tahsiline karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ) , oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/12530 Karar : 2015/19054 Tarih : 10.11.2015

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Dava, trafik kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan ölüm aylıklarının, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesince tazmini istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, taraflar avukatlarınca tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalılar avukatlarının tüm, davacı Kurum avukatının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Dava, rücuan tazminat istemine ilişkin olup, davacı, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.612,00 TL`nin tahsilini istemiş, Mahkemece talep edilen miktarın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, Yargılama aşamasında dava açılırken saklı tutulan fazlaya ilişkin haklar kapsamında, tazminat talebi ıslah dilekçesi ile arttırılmış ve 16.835,84 TL’nin tahsiline karar verilmesi istenmiştir.

Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 83 ve devamı (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176 vd.) maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah; taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup; iddiayla savunmanın genişletilmesi yasağının istisnaların biridir ( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, B. 6, C. IV, İstanbul 2001, s. 3965).

Islah müessesesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkan olmakla; bu suretle, aslında yasal itirazla karşılaşabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumunun yardımıyla artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I, II, B. 5, İstanbul 1992, s. 534).

Yine, müddeabihin (davada talep olunan miktarın) artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusudur (Kuru: C. IV, s. 4035).

Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler doğrultusunda, davanın kabulüne şeklinde karar verildiği belirtilmesine rağmen, ıslah ile talep edilen miktar gözetilmeden dava dilekçesinde yazılı miktar esas alınarak rücu alacağına hükmedilmesi isabetsiz bulunmuştur.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davacı Kurum avukatının temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/7935 Karar : 2015/1026 Tarih : 19.02.2015

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Asıl davada davacı vekili, müvekkiliyle davalı yüklenici arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin edimlerini yerine getirmediğini, yapılan imalatın imara aykırı ve kaçak olduğunu ve yıkılması gerektiğini ileri sürerek, sözleşmenin geriye etkili feshinin tespitiyle taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunamamasıyla üzerinde bulunan yapının yıkılması sonucunda uğradığı zararlar için fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Birleşen davada davacı vekili, imar durumu sebebiyle sözleşmenin yapıldığı anda bile ifasının imkansız olduğunu, müvekkilinin taşınmaz üzerine 24.153,00 TL değerinde temel ve su basmanı yaptığını ileri sürerek, yaptığı imalat bedelinin dava tarihinden itibaren en yüksek faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davalı vekili, davacı yüklenicinin ruhsat almadan taşınmaz üzerinde bina yapımına başladığını ve yapılan imalatın ekonomik değeri bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, en son alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporu ve dosya kapsamına göre, Davalı yüklenicinin süresi içinde edimini yerine getirmediği, ruhsat almadan inşaata başladığı, yapılan imalatın imara aykırı ve kaçak olması sebebiyle yıkımına karar verildiği, davacı arsa sahibinin sözleşmenin feshinde haklı olduğu,
Davacının sözleşme yapmakla yıkılmasını kabul etmiş olduğu zemin+1 katlı konutla ahırın yapı bedelini talep etmesinin hakkaniyete ve dürüstlük ilkelerine uygun düşmediği, yargılama sırasında davalı vekilinin davacının bir başkasıyla yeniden inşaat sözleşmesi yapmış olduğunu beyan etmiş olması dikkate alınarak, davacının menfi zarar kapsamında değerlendirilse bile yapı bedelini talep edemeyeceği, sözleşmenin feshiyle bilirkişi tarafından saptanan taşınmazın kullanılmamasından kaynaklanan 10.031,00 TL kira tazminatını talep edebileceği,

Davacı yüklenici tarafından sözleşme kapsamında taşınmaz üzerine yapılan temelin ruhsatsız olup, ekonomik bir değeri bulunmadığı gerekçesiyle:

Asıl davanın kısmen kabulüyle davacı arsa sahibinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini feshetmekle haklı olduğunun tespitiyle geriye etkili olarak feshine, Davacının sözleşmeye konu taşınmaz üzerindeki yapıyı kullanamamasından kaynaklanan 10.031,00 TL tazminatın 18.6.2014 tarihinden itibaren yasal faizle birlikte davalıdan tahsiline, Birleşen davanın reddine; karar verilmiştir.

Kararı, asıl davada taraf vekilleri, birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- )Asıl davada, davacı arsa sahibi dava dilekçesinde, arsa payı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi ile 1.000,00 TL oluşan zararın tazminini talep etmiş, bilahare 30.11.2012 tarihli duruşmada davada yıkılan eski evin bedeliyle halihazır inşaatın yıkım masraflarının tahsilini istediğini bildirmiş, 22.10.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise dava dilekçesindeki 1.000,00 TL tazminat miktarını mahsup ederek yıkılan depo. ev ve mevcut inşaatın söküm bedeli karşılığında oluşan zararının tahsilini istemiş, ıslah dilekçesinde belirtilen işlemlerin hesaplandığı bilirkişi raporuna dayalı olarak 97.997,04 TL alacağın ödetilmesini istemiştir.

Açıklanan bu duruma göre, birbirini teyit eden sözlü ve yazılı izahat karşısında davacının dava dilekçesindeki tazminat talebinin yıkılan ve sökülmesi gereken inşaat masraflarına dair olduğu ortadadır. Yani davacının eldeki davada kira tazminatına dair bir talebi bulunmamaktadır. Her ne kadar 18.6.2014 tarihli 2. ıslah dilekçesiyle kira tazminatı talebinde bulunmuş ise de, H.M.K.nın 176/2. maddesi uyarınca, aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceklerinden, yapılan bu ıslah açıkça yasaya aykırı olduğundan mahkemece dikkate alınabilmesi mümkün değildir. Şu halde, kira tazminatı isteminin belirtilen sebeplerle reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.

Diğer yandan, söz konusu arsa üzerindeki mevcut yapının kaçak olduğu ve herhangi bir ekonomik değerinin bulunmadığı yapılan yargılamayla saptanmış bulunmaktadır. Bu durumda, asıl davadaki istek kalemlerinden olan mevcut inşaatın yıkımına dair masrafların tahsiline dair karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur.

Keza, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili şeklide feshine karar verilmekle. T.B.K.nın 125/III. ( 818 Sayılı B.K. madde 108 ) maddesi hükmü gereğince taraflar birbirlerinin malvarlıklarına kazandıkları değerleri iadeyle mükellef olduklarından, keza gerekli yasal izinleri almadan ruhsatsız olarak işe başlanmak suretiyle arsa üstündeki eski yapının yüklenici tarafından yıkıldığı ve asıl davada buna dair olarak tahsil talebinde bulunulduğu anlaşıldığından; sözleşme uyarınca fiilen yükleniciye teslim edilen taşınmazdaki yapının ne olduğu saptanarak değerinin de hüküm altına alınması gerekirken, T.B.K.nın 125. maddesine aykırı olarak bu istemin reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle hükmün taraflar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, taraflar yararına ( BOZULMASINA ), kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/21090 Karar : 2014/17659 Tarih : 4.12.2014

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı vekili, davalı taraf aracının, müvekkiline ait ticari taksiye çarparak hasarladığını, araçta meydana gelen hasar bedelinin davalı aracının trafik sigorta şirketi tarafından ödendiğini, davalı sürücünün olayda %100 kusurlu olduğunu, müvekkilinin aracın tamirde kaldığı 60 gün süresince gelir kaybı oluştuğunu, ayrıca aracın yan sanayi parçalarla tamir edildiğini, kaza nedeniyle değer kaybı meydana geldiğini belirterek 3.000,00 TL.(60 gün x 50 TL.) gelir kaybı ve 5.000,00 TL. değer kaybı toplamı 8.000,00 TL.’nin kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiş; 27.03.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile değer kaybı zararını 2.500,00 TL. daha artırarak toplam 7.500,00 TL.`nin davalılardan tazminini istemiştir.

Davalı S…, kusuru, hasar talebini ve miktarlarını kabul etmediğini, olayda davacının kusurlu olduğunu, tamir süresinin fazla bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı E… Tic. San. Tur. Nakl. Ltd. Şti. vekili, davacı aracında meydana gelen zararın, trafik sigorta şirketi tarafından ödendiğini, değer kaybı oluşmadığını, gelir kaybının ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 5.625,00 TL. değer kaybı, 1.327,50 TL. kazanç kaybı zararının olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı E… Ltd. Şti. Vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı E… Ltd. Şti. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK`nın 26. maddesi gereğince “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka birşeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Aynı Yasanın 176 ila 182. Maddelerinde ıslah müessesesi düzenlenmiştir. Islahla müddeabihin artırılması için, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep ve dava hakkının saklı tutulması gerekir. Davaya konu tazminat, ticari araçta meydana gelen değer kaybı ve kazanç kaybına ilişkin olup, zararın tespiti aşağı yukarı tahmin edilebilir niteliktedir. Belirsiz alacak değildir. Kaldı ki fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açılıp kesin ve gerçek zarar uzman bilirkişice tespit edildikten sonra, zamanaşımı süresi içinde ıslahla talep artırılabilir.

Somut olayda, davacı vekili fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadan, davalı sürücünün olayda %100 kusurlu olduğunu ileri sürerek 3.000,00 TL. gelir, 5.000,00 TL. değer kaybı zararının davalılardan tahsilini talep etmiş; hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, davalı sürücünün %75 oranında kusurlu olduğu, araçta 7.500,00 TL. tutarında değer kaybı oluştuğu, 1.770,00 TL. gelir kaybı bulunduğu, davalı tarafın kusur oranına göre 1.327,50 TL. kazanç kaybı, 5.625,00 TL. değer kaybından sorumlu oldukları belirtilmiştir.

Davacı vekili, bilirkişi raporlarının ibrazından sonra, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı halde, zarar miktarının önceden kestirilememesi ve bilinememesini gerekçe göstererek 27.03.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile değer kaybına yönelik talebini 2.500,00 TL. daha artırarak toplam 7.500,00 TL. değer kaybı zararının davalılardan tazminini istemiştir.

Bu durumda mahkemece, davacı tarafça fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutulmadan dava açıldığından, davacı vekilinin ıslah talebinin reddine, dava dilekçesinde talep edilen 5.000,00 TL. değer kaybı zararının, davalı tarafın kusuruna isabet eden 3.750,00 TL. değer kaybının davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı E… Ltd. Şti. vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı E… Tic. San. Tur. Nakl. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün temyize gelen bu davalı lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı E… Tic. San. Tur. Nakl. Şti.’ye geri verilmesine üye A.Ş.Sertkaya`nın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Sayın çoğunluğun davacının fazlaya ilişkin hakları saklı tutmadan dava açtığını, değer kaybı yönünden ıslah talebinin reddine karar verilmesi yönündeki bozma görüşüne katılmıyorum.

Dava 31.05.2013 de açılmıştır. 1.10.2011 günü yürürlüğe giren HMK’nin 109.maddesi kısmi davayı düzenlenmiş, maddenin üçüncü fıkrası, dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmediği hükmünü öngörmüştür. Bu fıkra ile dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasının HMK`nin yürürlüğünden sonra gerek olmadığı anlaşılmaktadır.

Somut olayda davacının dava dilekçesindeki beyanlarından açılan davanın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesede kısmi davada usulüne uygun ıslah ile talep artırıldığından yerel mahkeme kararı doğrudur. Onanması görüşündeyim.


YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/11315 Karar : 2014/18472 Tarih : 30.09.2014

  • HMK 174. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

1- Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2- Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik nedeni ile sona erdiğini, iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalının temyizi üzerine Dairemizin 08.07.2013 tarihli ilamı ile özetle, “…Somut olayda, davalı, davacının fazla çalışmalarının sefer primi olarak ödenmesi konusunda anlaştıkları ve davacı tanıklarının da beyan ettiği üzere ayda 450,00-500,00 TL arası sefer pirimi ödendiği anlaşılmaktadır yukarıda ilkeler ışığında davacının aldığı sefer primleri ile hakkettiği fazla mesai alacağı karşılaştırılmalı ve sefer primini geçen fazla mesai alacağı varsa aradaki fark ödenmeli aksi taktirde davacının bu talebinin reddine karar verilmelidir. Ayrıca davacı tarafından 26.12.2011 tarihli ıslah dilekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda tüm talepleri ıslah edilmiş ve ıslah harcı da aynı gün ödenmiştir. Yine davacı tarafından 17.10.2012 tarihinde ikinci kez ıslah dilekçesi verilmiş olup aynı gün harcı ödenmiş, talep ettiği alacak miktarları yükseltilmiştir. Dava 4.2.2011 tarihinde açılmış olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. HMK’nun 448.maddesinde bu kanun hükümlerinin, tamamlanmamış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağı bildirildiğinden HMK.’nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasına ilişkin hükmün somut olayda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Gerek HUMK.’nun 83.maddesine, gerekse HMK.`nun 176.maddesine göre aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Mahkemece, 2. ıslah dilekçesi dikkate alınarak hüküm kurulmuş olması hatalıdır.” gerekçeleri ile bozulmuştur.

Mahkeme bozma kararına uymuş, ek hesap raporu aldıktan sonra davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

Mahkemenin bozma sonrası hükmüne esas aldığı bilirkişi ek hesap raporunda, davacının istek dönemi içinde hak ettiği fazla mesai ücretinin %30 indirimle 12.960,18 TL; yine bu dönem içinde ödenen sefer priminin ise toplam 14.250,00TL olduğu belirtilmiştir. Hal böyle olunca davacının sefer primi ile karşılanmaya fazla mesai ücreti olmadığı için fazla mesai ücret talebinin reddi yerine kabulü hatalı olmuştur.

O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmamalıdır.

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenden ( BOZULMASINA ), davalının yatırdığı temyiz harcının istek halinde iadesine, davacıdan temyiz harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, oybirliğiyle ile, karar verildi.


YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas : 2013/15600 Karar : 2014/19224 Tarih : 25.06.2014

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Davacı vekili, müvekkilinin davalı idareye ait yurtta 01.09.2000-31.12.2010 tarihleri arasında değişik alt işverenler nezdinde aşçı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini iddia ederek; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücreti alacaklarının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı idare vekili, husumet itirazları olduğunu, davacının kendi işçileri olmadığını, kurumun ihale makamı olduğunu, sorumluluğu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Diğer davalılardan E… S… Şirketi vekili, davacının kurumun işçisi olduğunu, kendi dönemleri için bütün alacaklarının ödenip haklarının kullandırıldığını ifade ederek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı işçinin iş sözleşmesinin haklı bir sebep yokken işverence feshedildiği, diğer taleplerine ilişkin alacakları da bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekili temyiz etmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-) Davacı işçinin fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışması yapıp yapmadığı ile bu çalışmaların ispatı ve ücretlerinin hesaplanması konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Somut olayda; fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışmasının davacı şahit beyanlarıyla ispat edildiği görülmektedir.

Tanıklardan bir tanesi 2004 yılında diğeri 2005 yılında emekli olan kişilerdir. Bir diğer davacı şahidi ise 2009-2011 yıllarında davalı idarede çalışmıştır.

Davacı şahitlerinin davalı işyerindeki çalışma süreleri itibariyle 2005 yılında emekli olan şahidin emekli olduğu tarih ile 2009 yılında işe başlayan davacı şahidinin işe başladığı tarih arasındaki davacının çalışmasına ilişkin doğrudan bilgi ve görgü sahibi olmaları mümkün değildir.

Bu itibarla davacı tarafından sözkonusu dönem için fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışmasının yöntemince ispatlanamadığı gözardı edilerek bu dönemi de içine alacak şekilde fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışması ücretlerine hükmedilmesi isabetsizdir.

Diğer taraftan ulusal bayram ve genel tatili ücreti bakımından 2009-2011 yılları için davacı şahidi İpek Körismailoğlu`nun beyanı diğer davacı şahitlerinden farklı olduğundan buna göre de ayrıca bir değerlendirme yapılmaksızın davacının ulusal bayram ve genel tatil ücreti talebinin hüküm altına alınması da yerinde değildir.

3-) Islah taraflara karşı tarafın muvafakati olmaksızın yapılan usul işlemlerini değiştirebilme imkanı veren bir usul hukuku kurumu olup, taraflar aynı davada bir defa ıslah yapma imkanına sahiptirler. Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 176/2. maddesinde, “Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilirler” denilerek açıklanmıştır.

Somut olayda, davacı tarafından bilirkişi raporu ve ek rapor doğrultusunda biri 03.10.2012 tarihinde diğeri ise 16.04.2013 tarihinde olmak üzere iki defa ıslah işlemi gerçekleştirilmiştir. Davacı tarafından ikinci ıslah işlemi fazla çalışma ücretinin ikinci kez artırılması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere aynı davada tek bir ıslah işlemi yapılabileceğinden ikinci ıslah işlemi geçerli değildir. Mahkemece ikinci ıslah işlemine göre davacının fazla çalışma ücreti talebi hakkında karar verilmesi hatalıdır.

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerle (BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2015/9-2259 Karar: 2017/713 Tarih: 12.04.2017

  • HMK 176. Madde

  • Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kadıköy 2. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 26.03.2008 gün ve 2007/1081 E., 2008/142 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10.11.2009 gün ve 2008/23231 E., 2009/33880 K. sayılı kararı ile bozulması üzerine yapılan yargılama sonunda Kadıköy 2. İş Mahkemesince bozma kararına uyularak bakiye süre ücret alacağına dair istemin reddine, cezai şartın tahsili isteminin kabulüne dair verilen 29.06.2012 gün ve 2010/164 E., 2012/727 K. sayılı kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 09.10.2012 gün, 2012/30045 E., 2012/33637 K, sayılı kararı ile;

( … A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, bakiye süreye ait ücret alacağı ve cezai şart alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davanın reddini istemiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, ıslah doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı taraflar temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm ve davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2.Davacı taraf bozmadan sonra yapılan yargılama sırasında 29.12.2011 tarihinde ıslah dilekçesi vererek taleplerini arttırmış ve mahkemece tahkikatın sona ermediği gerekçesiyle arttırılan miktarlar üzerinden hüküm tesis edilmiştir.

Davacının talebi bakiye süre ücreti ve cezai şart talebine yönelik olup Dairemizin 2008/23230 E. 2009/33879 K. sayılı bozma ilamında da belirtildiği üzere bakiye süre ücretinin ödenmesi mümkün değil ise de, iş sözleşmesinde 1 yıllık hakediş tutarı olarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan davalının sorumluluğu vardır.

Yapılacak iş şekli bir hesaplama ve hüküm kurmaktan ibaret olup tahkikat aşamasının sona erdiği açıktır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177 ( 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 84. ) maddesinde belirtildiği üzere ıslah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Mahkemece tahkikat aşamasının tamamlanmasının ve karar verilmesinin ardından verilen bozma kararından sonra ıslah yapılması mümkün değildir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1948 gün ve 10/3 Sayılı kararında da ifade edildiği üzere Yargıtay bozma kararından sonra ıslah yapılamaz.

Mahkemece yazılı gerekçeyle bozma kararından sonra ıslah yoluyla artırılan miktarların hüküm altına alınması hatalı olduğu… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, bakiye süreye ait ücret ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkili ile davalılar arasında imzalanan 01.11.2006 başlangıç tarihli ve üç yıl süreli iş sözleşmesinin davalılar tarafından süresinden önce haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 1.000,00-TL cezai şart alacağı ile 1.000,00-TL bakiye süre ücret alacağı olmak üzere toplam 2.000,00-TL’nin 01.04.2007 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile tahsilini istemiştir.

Davalılar vekili taraflar arasında iş sözleşmesinin hiç kurulmadığını, bu sebeple cezai şart alacağının istenemeyeceğini, talep edilen cezai şart alacağı miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece taraflar arasında bir iş sözleşmesi yapılmış olsa da fiili olarak hizmet verilmeye başlanmamış olması sebebiyle bakiye süre ücreti ve cezai şart alacaklarının istenemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü davacı vekili temyiz etmiş; Özel Dairece somut olayda iş sözleşmesi kurulduğu halde işçinin işe başlamamak suretiyle sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiği, karşılıklı olarak kararlaştırılan cezai şart kuralı gereği davalıların cezai şarttan sorumlu olduğu bu sebeple mahkemece iş sözleşmesinde bir yıllık hak ediş tutarı olarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan Borçlar Kanunun 161/ son maddesi uyarınca indirime gidilmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma kararına uyulmuş ve cezai şart alacağının miktarının belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bunun üzerine davacı vekili de 29.11.2011 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesinde saklı tutulmuş olan fazlaya dair hak kapsamında, bilirkişi raporundaki hesaplama üzerinden davadaki cezai şarta dair istemini ıslah yoluyla 94.467,28-TL’ye yükselterek bu miktarın davalıdan tahsilini istemiştir.

Yerel Mahkemece bozmaya konu kararın henüz taraf delilleri toplanıp, tahkikat aşaması tamamlanmadan ve davacıya ıslah şansı tanınmadan verildiği, bu kararın da bozma ile ortadan kaldırılması üzerine tahkikat aşamasının halen devam ettiği bu sebeple davacı tarafın ıslahının geçerli olduğu kabul edilerek 94.467,28-TL olarak hesaplanan cezai şart tutarından % 85 oranında indirime gidilerek, 19.440,00-TL isteğin kısmen kabulüne, çalışılmayan süreye dair ücret talebinin ise reddine karar verilmiştir.

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçe genişletmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmünü davalılar vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık ilk kararın bozulmasından sonra istek miktarı yönünden yapılan ıslahın geçerli olup olmadığı; bu ıslah esas alınmak suretiyle hüküm kurulmasına usulen olanak bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın açıklanan bu niteliği karşısında, medeni usul hukukunda ıslah kurumu hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.

Islah kurumu 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ( ) ardından gelen maddelerinde, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ( ) 176. vd. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Islah davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hakimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltilmesini sağlayan bir usul hukuku kurumdur.

Islahın yapılması bakımından kanunda bir sınırlama yapılmıştır. HMK’nın 176. maddesinde ( m. 83 ) davanın her iki tarafının da yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; HMK’nın 177 . maddesinde ( m.84, 85 ) ıslahın tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiştir.

Yargıtayın bozması üzerine, davanın yeniden ilk derece mahkemesinde görülmesi aşamasında ıslah yapılıp yapılmayacağı konusunda ise kanunda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda 1086 Sayılı zamanında verilmiş olan 04.02.1948 gün ve 1948/3 esas, 1944/10 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı:

“…1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile usul hükümleri beyanına giren ‘ıslah’ müessesesi ile; açılmış olan bir davada usule müteallik olmak üzere yapılan yanlışlıkları, bir defaya mahsus olmak üzere tamamen veya kısmen düzeltmek imkanı sağlanmıştır. …Bir dava açıldıktan sonra… davayı, sebebi olan vakıalar sonradan öğrenilerek düzeltmek ve deliller safhasında yeni deliller ikame etmek lüzum ve zarureti hasıl olabilir ve iyi niyet sahibi olan taraflar bu yanlışlıkları ve unutulmuş şeyleri ‘ıslah’ yoluyla düzeltir veya tamamlayabilirler. Bu fasıl hükmünün sağladığı bu önemli faidelerine mukabil davanın her hangi bir safhasında bu hükümlerin uygulanması davaların sonu alınamayacak suretle uzamasına da yol açabileceğinden bu değerli ve faydalı hükümlerin sadelik ve çabukluk esasını hedef tutan umumi usul prensiplerine uygun bir şekilde hızlandırılması da tatbikatın gösterdiği lüzum ve icaplarından bulunmaktadır. Konunun aydınlanması ve anlaşmazlığın çözümü bakımından olaya temas eden Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksendördüncü maddesi hükmü kanunumuzun mehazı olan Noşatel Usul Kanununun iş bu seksendördüncü maddemize tekabül -eden yetmişsekizinci maddesi hükmü ile birlikte mütalaa edilmek icap eder. Noşatel Usul Kanununun yetmişsekizinci maddesinde ‘ıslah’ın duruşmanın sonuna kadar “Jusqu’a la cloture des debast” ve teşkilatımızı hedef tutan seksendördüncü maddede ‘ıslah; tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye ve tabi olmayanlarda muhakeme hitamına kadar yapılabilir’ denilmekle bahis konusu yetmişsekiz ve seksendördüncü maddelerin açık ibarelerinden ‘ıslah’ın yalnız tahkikat ve yargılama safhalarında yani tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar mümkün olabileceği kastedildiği ve tahkikat ve yargılama devresinden sonra tarafların bu hakkı kullanamayacakları anlaşılmaktadır. Kanunumuzun temyiz faslında ve hususiyle 430. maddede hüküm temyizen bozulduktan sonra da ıslahın cari olabileceğine dair sarih ve zımni bir hüküm mevcut olmamasına ve aksine tahkikat ve hüküm devreleri gösterilmek suretiyle bir devre ve zaman ile takyid edildiğine göre seksendördüncü maddenin mücerret ıtlakına bakılarak bu istisnai yolun hükmün Yargıtay’ca bozulmasından sonraki safhalara da şumulünün kabul edilmesi bozma karariyle kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi tamamen ‘ıslah’ suretiyle davanın değiştirilmesi hallerinde de işin sonuçlanması güçleşir. Ve bu suretle bu müesseseden beklenilen gayeye ve çabukluk esaslarına aykırı düşer.

Netice; Dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkanını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlarıyla yapılabilen ‘ıslah’ın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun seksendördüncü maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabilip Yargıtay’ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağına… “şeklindedir.

Metni yukarıya alınmış olan İçtihadı Birleştirme Kararının şu iki temel saptamayı içerdiği görülmektedir:

Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksikliklerini tamamlamasına olanak sağlayan bir kurumdur.

Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla 84. madde ile getirilen bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi davanın tamamen ıslah edildiği hallerde işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde ıslahla ilgili kuralların yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanarak bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

Bu İçtihadı Birleştirme Kararında bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılırken, 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84. maddesindeki kural yanında her ne kadar bu konuda kanunda açık düzenleme bulunmasa bile davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelen “usulü kazanılmış hak” kavramının ihlali endişesinin de etken olduğu görülmektedir. Bir davada verilen hükme yönelik bozma kararı, doğaldır ki bozmanın kapsam ve gerekçelerine bağlı olarak değişebilmekle birlikte genellikle, tarafların hak ve borçlarının hukuksal dayanak, nitelik, miktar ve kapsamları gibi yönlerden, davanın ondan sonraki seyrini belirler; mahkemece bozmaya uyulması halinde, uyma sonrasında hangi işlemlerin ve araştırmaların yapılması gerektiğini ortaya koyar. Dolayısıyla mahkemenin bozmaya uyması, davanın artık bozmada gösterilen yön, kapsam ve sınırlar çerçevesinde sonuçlandırılacağı anlamını taşır. O sebeple de uyma kararı, bozma kendisinin yararına olan taraf bakımından usulü kazanılmış hak oluşturur ve mahkeme uyduğu bozma kararının gereklerini yerine getirmekle yükümlü hale gelir. Davanın bu şekilde uyulan bozmanın öngördüğü yön ve içeriğe bürünmesinden sonra taraflardan birinin ıslah yoluna gitmesiyle bozmayla diğer taraf yararına oluşan usuli kazanılmış hakkın ortadan kalkması ya da sınırlanması, zayıflaması sonucuna yol açabilir. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “ Türkiye sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır ve belirsizlik ortamına neden olur ve bu durum kabul edilemez.

Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1 maddesi tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslahın yapılabileceğini öngördüğü, bu sebeple Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında tahkikat safhasına dönüleceğinden bozmadan sonra ıslah yapılabileceği, 6100 Sayılı HMK’nın 177. maddesinin yanlış yorumlandığı, 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının 6100 Sayılı karşısında güncelliğini kaybettiğini, bozma kararı sonrasında ıslah yapılıp yapılamayacağına dair Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğu ileri sürülerek içtihadın birleştirilmesi talep edilmiş ise de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 06.05.2016 gün ve 2005/1 E., 2006/1 K. sayılı kararında 04.02.1948 gün ve 1948/3 esas, 1944/10 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına benzer gerekçelerle “bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağı ve İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesinin gerekmediğine” karar verilmiştir.

Somut olayda, Yerel Mahkemenin 26.03.2008 tarihli birinci kararının Özel Dairece bozulmasından sonra; davacı taraf 29.11.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile davadaki cezai şarta dair istemini 94.467,28-TL’ye yükselterek bu miktarın davalıdan tahsilini istemiştir. Mahkemece bu miktar dikkate alınmak suretiyle istem hüküm altına alınmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla bağlayıcı nitelik taşımaları sebebiyle yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararları uyarınca Yargıtay’ın bozma kararı sonrası ıslah yapılamayacağı kabul edilerek bu yönde hüküm kurulması gerekirken direnme kararı verilmesi doğru değildir.

O halde, belirtilen bu maddi ve yasal olgular gözetildiğinde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS