0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Bekletici Sorun

HMK Madde 165

(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.

(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.



HMK Madde 165 Gerekçesi

Bir davanın görülmesi sırasında ortaya çıkan ve bu davanın incelenebilmesi veya sonuçlandırılabilmesi için, mahkemenin görevi dışında kalması sebebiyle, görevli yargılama makamınca çözümlenmesine kadar beklenilmesi gereken sorunlara, bekletici sorun denir.

1086 sayılı Kanunda bekletici soruna ilişkin bir hüküm yer almamakta iken, bu maddede iki tür bekletici sorun düzenlenmiştir.

Birinci hâl, bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya veya idarî makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkeme görülmekte olan davanın sonuçlanmasına ya da idarî makamın kararına kadar yargılamayı bekletir. Burada beklenen sorun, bir mahkemede açılmış ve görülmekte olan bir dava ya da idarî makamın kararıdır.

İkinci hâl ise yine bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya makamın çözümüne bağlı, fakat o dava henüz açılmamış ya da idarî makama başvurulmamış ise hâkim ilgili tarafa, dava açması ya da idarî makama başvurması için süre verecektir. Bu süre içinde başvurulmazsa, tarafın bu husustaki iddiasından vazgeçtiği varsayılarak esas hakkında bir karar verilecektir. Buna karşılık süresi içinde dava açılır ya da idarî makama başvurulursa, bu davanın sonuçlanmasına ya da idarî makamın kararına kadar asıl dava ertelenecektir.

Ancak her iki hâlde de bekletici soruna karar veren mahkemenin, zaman zaman duruşma yaparak diğer davanın veya idarî makamın kararının akıbetini araştırması, zaman kaybını önlemek bakımından önemlidir.


HMK 165 (Bekletici Sorun) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/5849 Karar : 2018/11282 Tarih : 19.06.2018

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Dava, ketmi verese iddiasına dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.

Davacılar, dava konusu … nolu kök parselin tapuya tesciline esas alınan 2005/164 es.s. veraset ilamının iptali için dava açtıklarını, sonradan taşınmazdaki payların üçüncü kişi konumundaki diğer davalılara satıldığını ileri sürerek, tapu iptali-tescile; sonradan satın alanların iyiniyetli kabul edilmesi halinde tazminata karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, eldeki davada Hazineye husumet düşmeyeceği, verasetin iptaline yönelik 2013/765 es.s. davanın da reddedilip kesinleştiği gerekçesiyle; Hazine hakkındaki davanın husumetten, diğer davalılar hakkındaki davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, ketmi verese iddiasına dayalı davalarda taraflar arasındaki uyuşmazlığın, alınacak hasımlı veraset ilamıyla çözümlenebileceği kuşkusuzdur.

Nitekim, davacı taraf da, dava konusu taşınmazın tapuya tesciline esas alınan 2005/164 es.s. veraset ilamının iptali için dava açtıklarını bildirerek sonucunun beklenmesini istemişlerdir.

Gerçekten de, davacı tarafın 2005/164 es.s. veraset ilamının iptali için … 7. Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı 2013/765 es.s. davanın Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin bozmasına konu olduğu ve bozma sonrasında da inceleme sırasını beklediği dosya içeriği ve UYAP kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165/1. maddesi gözetilerek, eldeki davayı esastan etkileyecek nitelikte bulunan 2013/765 es.s. davanın sonucunun beklenmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

Davacını yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/2221 Karar : 2018/916 Tarih : 13.02.2018

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

Davacı, maliki olduğu 2646 ada 19 parselde kayıtlı 11 nolu bağımsız bölümü boşanma aşamasında olduğu davalı eşi Nilgün ile davalı kızı … tarafından oturulmak suretiyle işgal edildiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve 1.500,00 TL ecrimisile karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, boşanma davasının kesinleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Davanın reddine ilişkin verilen karar Dairece; “.. Somut olaya gelince; taraflar arasında görülmekte olan … . Aile mahkemesinin 2010/673 Esas sayılı dosyasında verilen 25.04.2011 tarihli ara kararı ile dava konusu taşınmaz dışında … Mahallesi … Sokak No:22 D:4 adresinde bulunan taşınmazın aile konutu olarak belirlendiği, taraflar arasında görülen boşanma davasının halen derdest olduğu verilecek kararın eldeki davayı etkileyebilecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca, davacı ile davalı … arasında görülmekte olan … Aile Mahkemesi’nin 2013/877 Esas 2014/9 Karar sayılı dosyasının sonucunun eldeki dava bakımından HMK’nun 165/1. maddesi gereğince bekletici mesele (ön sorun) yapılması ve o davanın sonucuna göre bir karar vermek üzere hüküm bozulmalıdır.” gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayanağı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddine.

Davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 2646 ada 19 parsel sayılı taşınmazdaki 11 numaralı bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı bulunduğu ve anılan bağımsız bölümde davalı eş ve kızının birlikte oturdukları, tarafların … Aile Mahkemesinin 21.11.2014 tarih 2013/877 Esas, 2014/9 Karar sayılı ilamı ile boşandıkları ve kararın 11.02.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren davalıların davacıya ait bağımsız bölümde oturmasının haklı ve geçerli bir nedene dayandığını söyleyebilme olanağı yoktur. Çekişmeli taşınmazın halihazırda davalı … tarafından kullanıldığı davalı …‘nin de kabulünde olduğuna göre mahkemece adı geçen davalı yönünden elatmanın önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalılar vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddine.

Ne var ki, davalı … boşanma kararının kesinleşmesi ile çekişme konusu taşınmazı boşalttığını savunmuş, bu savunması doğrultusunda ikametgah belgesi ve kira sözleşmesi ibraz etmiştir. Ancak, davalı …‘ün ileri sürdüğü ikametgah belgesinde hangi tarihten itibaren bu adreste oturduğu konusunda açıklık bulunmamaktadır.

O halde, öncelikle davalı Nigül’ün ikametgah belgesinde belirtilen adreste hangi tarihten itibaren oturduğunun saptanması, davalının davacı taşınmazını kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise hangi tarihte kullanıma son verdiğinin tespiti ile gerekirse mahallinde keşif yapılmak suretiyle elatmanın olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

Davalılar vekilinin ecrimisile yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)

Somut olaya gelince; tarafların boşanmalarına ilişkin kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 11.02.2015 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 04.05.2011 tarihinde açıldığı dosya kapsamı ile sabittir.

Bilindiği üzere, her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. Taraflar arasında boşanma davası devam ederken, bu davanın açıldığı, boşanma kararının yargılama aşamasında kesinleştiği, dava tarihi itibariyle evliliğin devam ettiği, taşınmazın aile konutu olup davalı eş ve kızı tarafından kullanılmasının haksız ve kötüniyetli sayılamayacağı tartışmasızdır. Bu durumda, ecrimisil istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde kabul kararı verilmesi isabetsizdir.

Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince temyiz eden taraflardan gelen davalılar vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin diğer temyiz eden davacıdan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/16228 Karar : 2017/17529 Tarih : 25.12.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Davacı vekili, vekil edeninin 2193 parsel sayılı taşınmazı 1989 yılında satın aldığını, o tarihten bu yana malik sıfatı ile zilyet olduğunu, davalının söz konusu taşınmaza müdahalede bulunduğunu belirterek davalı tarafından dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin menine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının taşınmaza zilyet ve malik olmadığını, bu nedenle taraf sıfatı bulunmadığını, bu davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, taşınmazın vekil edenine 2009 yılında tapu malikinin mirasçıları tarafından satıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuş, yargılama esnasında … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 2010/15 Esas sayılı dosyasının neticelenmesinin beklenmesi talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, davalının dava konusu yeri dava dışı mirasçılardan satın aldığı iddiası ile kullanmaya başlaması ve müdahalesini devam ettirmesinin davacının zilyetlik adı altındaki üstün hakkına haksız bir müdahale niteliğinde olduğu değerlendirilmekle davanın kabulüne, dava konusu 2193 parsel sayılı taşınmaza davalı tarafından yapılan haksız müdahalenin önlenmesine karar verilmiş;

hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda, dava konusu taşınmaz hakkında, eldeki dosya davacısı tarafından, dava dışı olan dava konusu taşınmaz malikleri aleyhine, dava konusu taşınmazın 07/08/1989 tarihinde satın alındığı ve o tarihten beri davacının zilyetliğinde olduğu ve tapu kayıt malikinin de 1988 yılında öldüğü belirtilerek, TMK’nın 713/2. maddesi gereğince tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesi istemi ile … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 2010/15 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Bahsi geçen davada, davacı tarafından eldeki davanın konusunu oluşturan taşınmaz hakkında tapu iptal ve tescil istemli dava açıldığı, bahsi geçen davada davacının taşınmazdaki zilyetliğinin ve mülkiyet durumunun tespit edileceği ve bu davanın sonucunun eldeki davanın sonucunu etkileyeceği hususları mahkemece değerlendirilmemiştir.

O halde, mahkemece yapılması gereken iş, … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/15 Esas sayılı dosyasının eldeki davada bekletici mesele yapılması (HMK. m. 165/1) ve hükmün kesinleşmesinin beklenilmesi, ondan sonra toplanmış ve toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK`nun 440/III-1,2,3,4 bendi gereğince Yargıtay Daire ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/5512 Karar : 2017/12172 Tarih : 6.07.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin 12/12/1998 tarihinden 01/10/2010 tarihine kadar davalı Kooperatifin işlettiği bağlı kurumlarda ara vermeksizin çalıştığını, son olarak … İlçesi … Tarım Kredi Kooperatifi Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığını, son ücretinin 2.500,00 TL olduğunu, müvekkilinin 27/04/2010 tarihinde kuruma vermiş olduğu dilekçe üzerine kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek iş akdinin tasfiye edilmesini beklerken davalı işveren tarafından iş akdinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile yolluk ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının 12/12/1998 tarihinde … Tarım Kredi Kooperatifinde göreve başladığını, daha sonra aynı bölge birliğinde farklı kooperatiflerde çalıştığını, en son kooperatif müdürü olarak çalışmakta iken 27/09/2010 tarihinde “görevden çıkarma cezası” ile cezalandırılarak kurumlu ilişiğinin kesildiğini, davacının işlediği zimmet suçu nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu, yapılan teftiş ve kontroller neticesinde davacının pek çok kez disiplin cezası almış olduğunu, son olarak çalıştığı bölümde peşin satışları kayda almayarak zimmetine para geçirdiği tespit edildiğinden TİS’in 63 ve Personel Yönetmeliğinin 68. maddeleri gereğince görevden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilerek İş Kanunu’nun 25/2 maddesi gereğince iş akdinin feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş akdinin TİS’nin 63. maddesi gereğince feshedildiği, bu maddede yer alan ve işten çıkarma cezasını gerektiren fiillerin tek tek sayıldığı, davacının eyleminin bu maddede yer alan “zimmet, görevi kötüye kullanma suçunun işlenmesi” nedenine dayalı olduğu, davacının eyleminin bu maddede yer alan diğer nedenlerin hiçbirisine vücut vermediği, davacının üzerine atılı suçları işlemediğinin mahkeme kararı ile sabit olduğu, davacının üzerine atılı eylem nedeniyle herhangi bir kastının bulunmadığı ve aynı kurumda yaklaşık 22 yıllık çalışmasının bulunduğu da göz önüne alındığında davacının iş akdinin davalı tarafından haksız şekilde sona erdirildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin yerinde olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin, davalı işveren tarafından feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.

Dosya içeriğine göre; davalı işverenin, davacı işçinin işyerinde zimmetine para geçirdiği gerekçesi ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, davalının şikayeti üzerine davacı işçi aleyhine zimmet suçundan ceza davası açıldığı ve bu davanın derdest olduğu anlaşılmıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesine göre “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idarî makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idarî makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir”.

İş Mahkemesi bir hukuk mahkemesi olup, kendisine açılan feshe bağlı kıdem ve ihbar tazminat istemli davayı bütün yönleri ile inceleyip karar bağlamakla görevli olduğundan, öncelikle davada ortaya çıkan ön sorunları da kural olarak kendisi inceleyecektir. Fakat bu ön sorun ile ilgili başka bir mahkemede dava açılmış ise ve birleştirilmesi olanağı da yoksa bu ön sorun ile ilgili açılan davanın beklenmesi kaçınılmazdır.

Somut uyuşmazlıkta, … 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2013/21 Esas ve 2014/58 Karar sayılı dosyasında davacı işçi hakkında feshe konu zimmet suçundan yapılan yargılamada verilen beraat kararının henüz kesinleşmediği anlaşılmakta olup, ceza dosyasının sonucu eldeki fesihle ilgili uyuşmazlığın çözümünü doğrudan etkileyeceğinden ceza davasının kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerektiği gözetilmeden sonuca gidilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/13996 Karar : 2017/5463 Tarih : 15.06.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

2010 yılında yapılıp kesinleşen kadastro sırasında … ilçesi … mahallesi 591 ada 4 parsel sayılı 464,06 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 16.01.1950 tarih 47 sıra nolu tapu kaydı ve gittileri uygulanarak, tapu dışı satış ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle kargir ev ve bahçe niteliği ile … tespit ve tescil edilmiştir.

Davacı … Yönetimi 10.10.2014 tarihli dilekçe ile; 591 ada 4 parsel sayılı taşınmazın eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarına göre öncesi itibariyle … sayılan yerlerden olduğunu, anılan taşınmazın geldisi olan 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapu kaydının malikleri … ve … aleyhine … sayılan yer iddiasıyla açtıkları davanın … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün 1983/177E-1993/129 K sayılı ilamıyla kabul edilerek tapu kaydının iptaline karar verildiğini, kadastro çalışmaları sırasında mahkeme kararına uyulmayarak taşınmazın davalı adına tespit edildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ve … niteliğiyle … adına tescili istemiyle dava açmıştır.

Mahkemece; … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün 1983/177 E-1993/129 K sayılı kararının kesinleşmediği, ancak anılan dava dosyası zayii olduğundan ihya edilmeye çalışıldığı, her iki dosyasının konusu ile davalıları farklı olduklarından derdestliğin sözkonusu olmayacağı, çekişmeli taşınmazın … sayılmayan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, tapu iptali ve tescil niteliğindedir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp 07.03.2007 tarihinde ilan edilerek kesinleşen … kadastrosu ve 2/B uygulaması vardır.

Mahkemece yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hükme yeterli değildir. Dosya kapsamı ve geri çevirme kararı üzerine getirtilen belgelerden; … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı kararıyla iptaline karar verilen 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapu kaydının kökünün Eylül 319 Daimi 1 sıra nolu 10 dönüm yüzölçümlü tapu olduğu, anılan tapunun satış yoluyla … çocukları … ve … … adlarına eşit paylarla kayıtlı Haziran 927 tarih 11 sıra numarasına gittiği, … çocukları … … ve … … tarafından açılan yüzölçüm arttırılması davası sonucu … Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.08.1950 gün ve 205 E.-135 K. sayılı kararıyla yüzölçümünün 20 hektar 6.400 m2 olarak belirlendiği ve Eylül 1950 tarih 47 sıra nolu tapu kaydının oluştuğu, anılan tapunun malikleri olan … … ve … … 20 hektar 6.400 m2 yüzölçümlü tapuyu dört parçaya ayırdıkları, iki parçayı üzerlerinde bıraktıkları ve Eylül 1950 tarih 65 nolu 3 hektar yüzölçümlü tapu ile Eylül 1950 tarih 64 sıra nolu 11 hektar 6.400 m2 yüzölçümlü tapu kayıtlarının … … ve … … adlarına 1/2’er paylı mülkiyet üzere oluştuğu, iki parçayı da … ve …‘e sattıkları böylelikle 3 hektar yüzölçümlü Eylül 1950 tarih 62 sıra nolu tapu ile 3 hektar yüzölçümlü Eylül 1950 tarih 63 sıra nolu tapu kaydının 1/2’şer paylı mülkiyet üzere … ve … adlarına oluştuğu, … ve …‘in ise Eylül 1950 tarih 62 nolu tapu kaydını iki parçaya ayırdıkları, 19.500 m2 yüzölçümlü kesimini üzerlerinde bıraktıkları ve 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapunun 1/2’şer paylarla … ve … adlarına oluştuğu, 10.500 m2 yüzölçümlü yeri ise Özel İdare Müdürlüğüne sattıkları ve bu satışa istinaden 23.09.1980 tarih 13 sıra nolu tapunun Özel İdare Müdürlüğü adına oluştuğu, anılan tapunun kadastro sırasında 594 ada 17 parsele revizyon gördüğü Eylül 1950 tarih 63 ve 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapu kayıtlarındaki …‘a ait 1/2 payın satışlar yoluyla 09.08.1996 tarih 2 ve 3 sıra nolu tapu kayıtlarının … …‘a geçtiği, 09.08.1996 tarih 2 ve 3 sıra nolu tapularında 539 ada 11, 12 ve 13 parsellere revizyon gördüğü, … … ile … … üzerlerinde bıraktıkları 2 parça taşınmaza ilişkin oluşan Eylül 1950 tarih 65 nolu 3 hektar yüzölçümlü tapu ile Eylül 1950 tarih 64 sıra nolu 11 hektar 6.400m2 yüzölçümlü tapu kaydının 1/2’şer paylarla … … ve … … adlarına tescil edildiği, Eylül 1950 tarih 64 sıra nolu tapudaki … … ait 1/2 payın … İcra Müdürlüğünün 1983/164 takip dosyasında yapılan cebri satış yoluyla … …‘a (davalının akdi bayii) geçtiği ve 12.08.1985 tarih 6 sıra nolu 1/2 pay tapusunun … … adına oluştuğu, 12.08.1985 tarih 6 sıra nolu tapu kaydının 539 ada 3 ila 8, 10, 14 ila 16, 591 ada 1 ila 3, 592 ada 1 ila 4, 593 ada 1, 2 ve 3 parsellere revizyon gördüğü, Eylül 1950 tarih 65 sıra nolu tapu kayıt maliklerinden … … 9000/30000 payının … İcra Müdürlüğünün 1985/164 takip dosyasında yapılan cebri satış yoluyla … … (davalının akdi bayii) ile … … geçtiği ve 18.11.1985 tarih 2 sıra nolu pay tapusunun … … ve … …lı adlarına oluştuğu, … …‘ın anılan tapu kayıtlarına istinaden 539 ada 3 ila 10, 14, 15 ve 16, 591 ada 1 ila 4, 592 ada 1 ila 4, 593 ada 1 ila 5 parselleri kullandığı, çekişmeli yeri kadastro tespit tarihinden önce tapu dışı satış yoluyla davalı …‘ya sattığı, … Yönetiminin 22.06.1983 tarihli dilekçe ile ; … ve … adlarına kayıtlı olan 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapu kaydının kapsadığı sahanın … yüksek mühendisi …. … …, muhafaza memuru … ve mahalli bilirkişi … tarafından düzenlenen 18.11.1981 tarihli tapu tatbik tutanağıyla … sayılan yerlerden olduğunun belirlendiğini ileri sürerek Eylül 1950 tarih 62 sıra nolu sicilden gelen Eylül 1980 tarih 14 sıra nolu tapu kaydı ile geldi ve gittilerinin iptaline karar verilmesi istemiyle … ve … aleyhine dava açtığı, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı kararıyla “…Dava edilen yerin tapu miktarından çok fazla olduğu, davalı yer üzerinde … … … Kanununa muhalefet suçundan cezalandırıldığı yine … Sulh Ceza Mahkemesinin 1982/46 E. - 1986/72 K. sayılı dosyasında … ve … hakkında açılan davada …‘ın cezalandırılmasına karar verildiği, temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, anılan dosyalarda sanıkların iptali istenen tapu kaydına dayandıkları, … bilirkişinin davalı yerin … sayılan yerlerden olduğu yönünde rapor verdiği, fen bilirkişi raporunda sarı olarak gösterilen yerin … sayılmayan yerlerden olduğu belirtilmiş isede tapu kaydının geniş … sahasını kapsadığı, davanın elatmanın önlenmesi isteğini içermediği, tapu kapsamında kalan yerlerin 4785 sayılı Kanun kapsamında kaldığı gerekçesiyle … ve … adlarına kayıtlı olan 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapu kaydının tüm geldi kayıtlarıyla birlikte iptaline karar verildiği, ancak kararın kesinleşmediği, anılan dava dosyasının zayii olduğundan ihya edilmeye çalışıldığı, iptaline karar verilen 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapudaki …‘a ait payın satışlar yoluyla son olarak 09.08.1996 tarih 3 nolu tapu ile … …‘a geçtiği ve kadastro sırasında 539 ada 11, 12 ve 13 parsellere revizyon gördüğü, Eylül 1950 tarih 64 ve 65 sıra nolu tapuların paylı maliki olan … …, Eylül 1980 tarih 14 sıra nolu tapunun paylı maliki …`ın eşi olduğu anlaşılmaktadır.

… Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı dosyasında bulunan fen bilirkişi … … … tarafından düzenlenen 30.10.1991 tarihli krokili raporda; Eylül 1950 tarih 47 sıra nolu tapunun sınırları içinde kalan yerin davaya konu olduğu, anılan tapunun ifraz edildiği, (C) ile işaretlenen 19.500m2 yüzölçümlü taşınmazın 23.09.1980 tarih 14 sıra nolu tapunun malikleri olan … ve …‘in, (B) ile işaretlenen 10.500m2 yüzölçümlü kesimin 23.09.1980 tarih 13 sıra nolu tapunun maliki Özel İdare Müdürlüğünün uhdesinde kaldığı, … bilirkişi raporuna göre A ile işaretlenen yerin kültür arazisi olduğu belirtilmiş, (A) ve (D) ile işaretlenen yerlerin kim veya kimlerin kullanımında bulunduğu yönünde açıklama yapılmamıştır.İhya edilmeye açılışan dosyadaki … bilirkişi … tarafından düzenlenen 07.11.1991 tarihli raporda da ; Eylül 1950 tarih 47 sıra nolu tapunun sınırları içinde kalan yerin davaya konu olduğu, fen bilirkişi raporunda kültür arazi olarak belirtilen yerin dışında kalan kesimlerin memleket haritasına göre … sayılan yerlerden olduğu, doğru taraftaki kesimde (fen raporunda D ile işaretlenen yerde) 100-150 yaşlarında kızılçam ağaçlarının bulunduğu açıklanmıştır. Geri çevirme kararı üzerine fen bilirkişiden alınan ek raporda … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı dosyası içinde bulunan fen bilirkişi tarafından düzenlenen 1/5000 ölçekli krokide köşe koordinatları ve karelaj bulunmadığından kadastro paftası ile çakıştırılamadığı, yine … bilirkişi raporu ekinde kroki bulunmadığı, iptaline karar verilen tapuya ait ifraz haritasının tapu müdürlüğünce gönderilmediğinden uygulanamadığı belirtilmiştir. … Tapu Müdürlüğü de Eylül 1950 tarih 47 sıra nolu tapudan ifraz yoluyla oluşan Eylül 1950 tarih 62, 63, 64 ve 65 sıra nolu tapu kayıtlarına ilişkin ifraz haritalarının bulunmadığını bildirmiştir. Bu durumda … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı ilamının gerekçesi ile hüküm fıkrası örtüşmediğinden fen bilirkişi … … … tarafından düzenlenen 30.10.1991 tarihli 1/5000 ölçekli krokili raporda (A), (B), (C) ve (D) ile işaretlenen yerlerin mi yoksa … ve …`in uhdesinde kaldığı belirtilen (C) ile işaretlenen yerin mi davaya konu olduğu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenememiştir.

Davacı … Yönetimi; çekişmeli taşınmazın … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı kararının kapsamı içinde kaldığını ve öncesi itibariyle … sayılan yerlerden olduğunu iddia etmektedir. Bu durumda … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı kararının neticesinin eldeki davanın sonucuna etkili olacağı kuşkusuzdur.

6100 sayılı HMK`nun 165. maddesinde “Bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir” hükmü yer almaktadır. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı dava dosyasının sonucu görülmekte olan davanın esası yönünden önem arz etmektedir. Bu sebeple o davanın eldeki dava bakımından bekletici sorun olarak kabul edilmesi gereklidir.

O halde … Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.09.1993 gün ve 1983/177 E. - 1993/129 K. sayılı dava dosyasının sonucu bekletici mesele yapılmalı, anılan davanın çekişmeli yere ilişkin olduğunun belirlenmesi halinde ihya aşamasında bulunan davanın yörede yapılan arazi kadastrosunun ve … kadastrosunun kesinleşmesini önleyeceği, bu durumda, davanın aynı zamanda kadastro tespitine ve … kadastrosuna itiraza dönüşeceği, 6831 sayılı … Kanununun 11.maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanunun 25, 26 ve 27.maddeleri uyarınca uyuşmazlığın çözümünde Kadastro Mahkemesinin görevli olacağı gözetilmeli, delillerin tamamı birlikte değerlendirilip oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.

Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı … Yönetimi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 15.06.2017 günü oy birliği ile karar verildi.


YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ Esas : 2017/2417 Karar : 2017/7419 Tarih : 14.06.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Davacı, …(…) köyü 120 parselde kayıtlı taşınmazdaki davalıların hisselerinin tamamını 17.03.1989 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile satın alındığını, satış bedelini de ödediğini, davalıların devirden imtina ettiklerini ileri sürerek; …(…) köyü 120 parselde kayıtlı taşınmazda davalıların hisselerinin iptali ile kendi adına tescil edilmesini istemiş, 23.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile de, davaya konu taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle kamulaştırma bedelinden satış vaadi sözleşmesine konu hisselere isabet eden 144.050,00TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılardan bir kısmı davanın reddini dilemiş, bir kısım davalı cevap vermemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, … Köyü 120 parsel sayılı taşınmazdaki davalıların miras bırakanlarından intikal eden payların satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satıldığının tespitine, istihkak davasının husumet nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm davacı ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26/1.maddesine göre; “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Somut olayda davacı; ıslah dilekçesinde kamulaştırma bedelinden satış vaadi sözleşmesindeki hisselere isabet eden 144.050,00TL alacağın tahsilini istemiş olup, mahkemece emredici nitelikteki anılan yasa maddesi hükmüne aykırı olarak, tespite yönelik karar verilmiştir. Sözü edilen yasa maddesi uyarınca, mahkemenin talepten başka bir şeye karar vermesi mümkün bulunmamaktadır. O halde mahkemece, değinilen bu yön göz önünde bulundurularak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

2- Davacı, 23.03.2011 tarihli dilekçesi ile satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı taşınmazdaki sözleşmeye konu hisselere düşen kamulaştırma bedelinin tahsilini istemiştir. Her ne kadar mahkemece, sözleşmeye konu taşınmazın … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/466 E ve 2010/176 K sayılı ilamı ile kamulaştırıldığı, hükmün tescile ilişkin kısmının kesin olduğu, bedele ilişkin kısmının ise kesin olmadığı gerekçe gösterilmek suretiyle davalıların taşınmazdaki hisselerinin davacıya satıldığının tespitine karar verilmiş ise de, kamulaştırma davasının derdest olduğu anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nun 165/1. maddesinde “Bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir” hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda; satış vaadi sözleşmesine konu taşınmaza ilişkin görülen kamulaştırma davasının sonucunun eldeki davanın sonucunu etkileyeceği açık olduğundan bu dava dosyasının eldeki dava bakımından bekletici sorun olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca mahkemece; kamulaştırma davası eldeki dava açısından bekletici mesele yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle az yukarıda yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

3-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalı …‘ın sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 76,15 TL harcın istek halinde iadesine, 76,00 TL harcında davalıya iadesine HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/20105 Karar : 2017/2993 Tarih : 11.04.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, 173.037,09 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacılar vekilince duruşmalı, davalılardan …. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ve … Paz.Tic.San.Ltd.Şti. vekillerince de duruşmasız olarak istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11/04/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar vekili Avukat …. …. ile davalılardan … Paz.Tic.San.Ltd.Şti. vekili Avukat …geldiler. Diğer davalılar adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre; davacıların tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, yargılama sırasında vefat eden davacı eşin maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı çocuklar … ve Serkan’ın maddi tazminat istemlerinin reddine, davacılar … ve ….’ın maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden, müteveffa sigortalının imzasını taşıyan ücret tediye bordrolarının bulunmadığı, mahkemece ücret araştırması yapılmadığı, hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda murisin kaza tarihindeki ücretinin aylık net 1.750,00 TL olarak dikkate alındığı, Kurum tarafından olayın iş kazası olarak kabul edildiği, davacı çocuk ….’e iş kazası sigorta kolundan gelir bağlandığı rücu dava dosyasından anlaşılıyor ise de müteveffa davacı eş ile davacı çocuk ….’a yargılamaya konu iş kazası nedeniyle iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılmadığı, dolayısıyla bu davacılar açısından hesaplanan maddi zarar tutarlarından bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerinin veya gelirler sonradan kesilmiş ise fiili ödeme tutarlarının rücu edilebilecek kısmının tenzil edilmediği, hükme esas bilirkişi hesap raporunda destek payları hesaplanırken murise ayrılması gereken payın dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.

Dava nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın giderilmesine ilişkin olduğundan, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilir kısmının hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre belirlenen tazminattan düşülmesi, bunun yanında zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının veya yakınlarının maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.

Ayrıca, davanın niteliği göz önünde tutularak öncelikle hak sahiplerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası nedeniyle gelir bağlanıp bağlanmadığının araştırılması, gelir bağlanmış ise, bildirilen miktarın rücu edilebilecek kısmının tazminattan düşülmesi, gelir bağlanmamış ise bu yön, hak sahibinin tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden hak sahibine; gelir bağlanması için Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı dava açması için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu, Başka bir anlatımla, kendisine gelir bağlanmayan hak sahibinin destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına sahip olmayacağı açık-seçiktir.

Somut olayda, zararlandırıcı olayın tahkikat sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumunca iş kazası kabul edilmesine karşın davacı çocuk … ile yargılama sırasında vefat eden davacı eşe iş kazası dolayısı ile gelir bağlanıp bağlanmadığı araştırılmadan, bunun yanında kaza tarihindeki emsal ücretin ne olduğu araştırılıp tespit edilmeden, zarar hesabında hak sahiplerini murisin gelirinin tamamından yararlandırıp murise pay ayırmayan hesap raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.

Yapılacak iş, kazalı işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin günlük net ücretini ilgili meslek odasından, TÜİK ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden de sormak, buralardan gelecek neticelere göre sigortalının durumuna en uygun ücreti belirlemek, davacı çocuk …e iş kazası ölüm geliri bağlandığı dikkate alındığında, yalnızca davacı çocuk … ile müteveffa davacı eşe iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanıp bağlanmadığını Kurumdan sormak, gelir bağlanmış ise, hüküm tarihine en yakın tarihteki veriler gözetilerek davacı çocuk …, davacı çocuk … ve davacı eşin maddi zararını emsal ücreti ve destek hesabında murise ayrılması gereken payı da dikkate alacak şekilde bilirkişi marifeti ile yeniden hesaplattırmak, hesaplanan zarar tutarlarından maddi tazminat isteminde bulunan davacı çocuklar … ve …‘a bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerinin veya gelirler sonradan kesilmiş ise yapılan fiili ödeme miktarlarının, müteveffa davacı eş açısından ise kazalının ölümünden davacı eşin kendi ölüm tarihine kadar SGK tarafından eşe ödenen fiili ödeme miktarının rücu edilebilecek kısmını tenzil etmek, davacı …‘la davacı eşe gelir bağlanmamış ise; davacı çocuk …‘a ve dava sırasında vefat ettiği anlaşıldığından davacı eşin mirasçılarına iş kazası sigorta kolundan …‘a ve eşe gelir bağlanması için Kurum’a başvurmak üzere süre vermek, başvurunun reddi halinde SGK Başkanlığı’nı hasım göstererek iş kazası sigorta kolundan …‘a ve eşe ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti davası açılması için önel vermek, dava açılması halinde 6100 sayılı HMK’nun 165/2. maddesi gereğince bu dava için bekletici mesele yapmak, kesinleşen mahkeme kararı ile dava reddedilmiş ise davacı çocuk … ile müteveffa davacı eşin maddi tazminat istemlerinin reddine karar vermek, bu ihtimalde yalnızca kendisine gelir bağlandığı dosya kapsamından anlaşılan davacı çocuk …‘in maddi zararı bulunup bulunmadığını yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda belirlemek, başvuru üzerine Kurumca davacı … ve müteveffa davacı eşe gelir bağlanmış veya açılan tespit davası kabul edilmiş ve kesinleşmiş ise hüküm tarihine en yakın tarihteki veriler gözetilerek davacı çocuk …, davacı çocuk … ve davacı eşin maddi zararını emsal ücreti ve destek hesabında murise ayrılması gereken payı da dikkate alacak şekilde hesaplatırarak, hesaplanan zarar tutarlarından davacı çocuklar … ve …‘a bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerinin veya gelirler sonradan kesilmiş ise yapılan fiili ödeme miktarlarının rücu edilebilecek kısmını, müteveffa davacı eş açısından ise kazalının ölümünden davacı eşin kendi ölüm tarihine kadar SGK tarafından eşe ödenmesi gerken fiili ödeme miktarını tespit edip, tespit edilen bu fiili ödeme miktarının rücu edilebilecek kısmını tenzil etmek, usuli kazanılmuş hakları gözeterek oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Davalılardan …..Paz.Tic.San.Ltd.Şti. yararına takdir edilen 1.480.00TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, fazla alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 11/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/9817 Karar : 2017/2374 Tarih : 27.03.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.05.2014 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.04.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar

Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.

Davacı vekili, 23629 ada 7 parsel sayılı taşınmaza taraflarla birlikte malik olduklarını, taşınmazın rızaen taksiminin mümkün olmadığını belirterek ortaklığın satış yoluyla giderilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan …, davayı kabul etmediğini, taşınmazın başkasına satılmasını istemediğini, taşınmazın üzerinde evi olduğunu belirtmiştir.

Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 23629 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın açık arttırma usulü ile satılarak giderilmesine karar verilmiştir.

Hükmü, davalılardan … temyiz etmiştir.

Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği yüzdelik (%…) oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi de bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.

Bütünleyici parçanın (muhdesat) arzın paydaşlarına (ortaklarına) değil de üçüncü şahsa ait olduğunun anlaşılması halinde bu kimseyi muhdesat sahibi olarak davaya dahil etmek ve ona satış bedelinden pay vermek mümkün değildir.

Paydaşlığın (ortaklığın) satış suretiyle giderilmesine ilişkin davalarda taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçaların (muhdesat) kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık olup da bunlar üzerinde bazı paydaşların (ortaklar) hak iddia etmeleri ve öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesini istemeleri halinde o paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere HMK`nın 165. maddesi uyarınca uygun bir süre verilmelidir. Mahkemece verilen süre içerisinde dava açıldığı takdirde sonucunun beklenmesi, açılmadığı takdirde o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekir.

Somut olaya gelince; davalılardan … 12.02.2015 tarihli celsede taşınmaz üzerinde evinin bulunduğunu beyan etmiştir. Bu durumda muhdesatın kime ait olduğu hususunda paydaşların beyanı alınarak bu hususta bütün paydaşlar ittifak etmiyor ise, yukarıda açıklandığı şekilde öncelikle bu uyuşmazlığın giderilmesi için o muhdesatta hak iddia eden paydaşa görevli mahkemede dava açmak üzere uygun bir süre verilmesi, verilen süre içerisinde dava açıldığı takdirde sonucunun beklenmesi, açılmadığı takdirde o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 27.03.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/12012 Karar : 2017/4487 Tarih : 23.03.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Alacaklı tarafından borçlular hakkında bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinin kesinleşmesi üzerine, alacaklının talebi ile borçlunun alacaklı olduğu üçüncü kişi …‘a 89/1, 89/2 ve 89/3 haciz ihbarnameleri gönderildiği, ihbarname tebliğlerine rağmen üçüncü kişi tarafından itirazda bulunulmadığı gibi ödeme de yapılmaması nedeniyle yine alacaklının talebi ile üçüncü kişinin icra dosyasına borçlu olarak eklenerek araçlarına haciz konulduğu, üçüncü kişi tarafından … 4. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2015/450 Esas sayılı dosyasında haciz ihbarnamelerinin tebliğ işlemlerinin usulsüz olduğundan bahisle şikayet yoluna gidildiği, mahkemenin 24.12.2015 tarihli kararı ile haciz ihbarnameleri tebligatlarının usulsüz tebliğ edildiğinin tespiti ile öğrenme tarihi olan 07.7.2015 tarihinin tebliğ tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği, alacaklının bu ilamla icra müdürlüğüne başvurarak mahkemece düzeltilen tebliğ tarihine göre üçüncü kişi tarafından yapılmış bir itiraz bulunmadığından, önceki hacizlerin kaldırılarak mahkemece belirlenen tebliğ tarihine göre yeniden haciz konulmasını ve mahcuz aracın muhafazasının da devamını talep ettiği, icra müdürlüğünün 15.02.2016 tarihli kararı ile; … 4. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2015/450 Esas, 2015/705 Karar sayılı ilamı gereğince haciz ihbarnamelerinin iptaline, mahcuz aracın üçüncü kişiye teslimine ve 89/1 haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye yeniden tebliğine karar verildiği, alacaklının icra mahkemesine yaptığı başvuru ile icra müdürlüğünün bu kararının iptalini talep ettiği, mahkemece, … 4. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2015/450 Esas sayılı kararında 89/1 haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinin düzeltilmiş olması nedeniyle 89/2 ve 89/3 ihbarnamelerinin yeniden tebliğ edilmesi gerektiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

HMK’nun 165/1. maddesine göre; bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına kadar yargılama bekletilebilir.

Somut olayda; … 4. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 24.12.2015 tarih ve 2015/450 Esas, 2015/705 Karar sayılı ilamı ile her 3 haciz ihbarnamesinin de tebliğ tarihinin 07.7.2015 olarak düzeltilmiş olduğu, herhangi bir haciz ihbarnamesinin iptal edilmediği görülmekle birlikte kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği ve Dairemizin 2016/13611 Esas sayılı dosyasında inceleme aşamasında olup henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, mahkemece, üçüncü kişinin usulsüz tebligat ile ilgili şikayetinin sonucu, alacaklının icra müdürlüğü işlemine ilişkin şikayetinin de sonucunu etkileyeceğinden, … 4. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 24.12.2015 tarih ve 2015/450 Esas, 2015/705 Karar sayılı dosyasının bekletici mesele sayılması ve kesinleştikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre alacaklının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/6254 Karar : 2017/1158 Tarih : 16.03.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan ödenen tazminatının rucuan tahsili talebi ile yapılan icra takibine itirazın iptali talebinden ibarettir. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir. Davacı yüklenici vekili; borçlu hakkında yapılan takibe konu alacağın icra takibinde açıklandığı üzere ödenen tazminat borcundan kaynaklandığını, Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü’nce 2009/39464 Esas sayılı takip dosyası ile haklarında yapılan takipten dolayı Yargıtay’ca bozmasından sonra öğrenilen 17.01.2012 tarihli makbuzla yatırılmış bulunan 14.800,00 TL ile 17.07.2012 tarihinde vekile elden ödenilen 4.800,00 TL olmak üzere toplam 19.600,00 TL’nin tarafınca ödenilmek mecburiyetinde bırakıldığını, takibin davalı ile ikisine ait olduğunu, borç yarı yarıya bölünmesi nedeniyle ödemenin yarısı olan 9.800,00 TL’nin borçluya düşen hissenin faizi ile birlikte Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/3290 Esas sayılı dosyası ile aleyhinde icra takibi yapılan davalının 14.05.2013 tarihli dilekçesi ile asıl alacağı ve işlemiş faizi haksız ve hukuka aykırı bir şekilde itiraz ettiğini itirazların haksız olup kaldırılmasına, takibin kaldığı yerden devam edilmesine, davalının alacak miktarının %40’ı oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiş, davalı iş sahibi vekili; Büyükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1669 Esas sayılı ve davacısı Kadriye Ayverdi ve davalıları davacı ve davalı olan müvekkili tazminat davasında müştereken ve müteselsilen borçlu olunduğunda ihtilaf bulunmadığını, davacının mahkeme kararı gereği müşterek ve müteselsilen borçlu sıfatıyla borcun icra dosyasına ödenen kısmına bir diyeceklerinin bulunmadığını, müvekkilinin kooperatif üyeliğinden Kadriye’ye yaptığı ödemeye karşılık üyelik hakkında isabet edilen daireyi bitirip teslim ettiğini taahhüt ettiğini, bu yönüyle üyesine karşı sorumlu olduğunu, davacının ise kooperatif üyelerine yapıp teslim etmeyi taahhüt ettiği daireleri aldığı bedel ve yaptıkları sözleşme gereği kooperatife yapmayı taahhüt eden yüklenici olduğunu, davacı kendi taahhüdünü yerine getirmediği için üyenin olduğu zararı ödediğini, müşterek ve müteselsil borçlu olmalarının tazminatı yarı yarıya ödeyecekleri anlamına gelmediğini, borcun tamamında üzerine aldığı işi bitirip teslim etmeyen yüklenici davacının sorumlu olduğunu, takibin kötüniyetli olduğunu, davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini ve davanın reddini savunmuş, mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı vekilince yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/3290 Esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; alacaklı davacı tarafından borçlu davalı aleyhine 10.812,00 TL asıl alacak üzerinden ilamsız takip yapıldığı, ödeme emrinin borçluya 19.04.2013 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği ve borçlu davalının 26.04.2013 tarihli dilekçesi ile borca itiraz ettiği, itiraz üzerine takibin durdurulduğu ve 1 yıllık yasal süresi içerisinde itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.

Davacı yüklenici dava dışı Kadriye Ayverdi tarafından Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/815 Esas sayılı dosyası ile haklarında eksik iş ve gecikmeden doğan tazminat talepli dava açtığını ve bu davanın mahkemece kısmen kabul edilerek deracattan geçerek kesinleşmesi üzerine kararın Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü’nün 2009/39464 Esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu ve bu bedeli ödemek zorunda kaldığını beyan ederek takip yapıp itiraz üzerine itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmaktadır. Bu arada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/648 Esas sayılı dosyasına davalı iş sahibinin davacı yüklenici aleyhine eksik iş bedelinin tahsili talebiyle dava açtığı ve davacı yüklenicinin de Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/69 Esas sayılı dosyası ile ödenmeyen iş bedelinin tahsili talebiyle dava açtığı ve bu iki davanın birleştirildiği ve yargılamanın 2014/648 Esas üzerinden devam ettiği ve davanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Eldeki temyize konu davanın sözü edilen dava dosyası ile ilgili olduğu, bu dosyada tarafların değerlendirilecek kusur durumunun bu dosyayı da etkileyecek olması değerlendirilerek bu dosyanın 6100 sayılı HMK’nın 165/1. maddesi gereğince bekletici sorun sayılması gerektiği halde duruşmaya devamla hüküm kurulması doğru olmamıştır.

Mahkemece yapılması gereken iş; aynı hukukî ilişkiden doğduğu anlaşılan ve birinde verilecek kararın diğer dosyada verilecek kararı etkiler nitelikte olduğu açık olan Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/648 Esas sayılı dosyasını 6100 sayılı HMK’nın 165/1. maddesi gereğince bekletici sorun saymak ve bu dosyada verilecek kararın kesinleşmesinden sonra bu hükmün eldeki davaya olan etkisi değerlendirilerek hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır.

Bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 16.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/11338 Karar : 2017/2301 Tarih : 21.02.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Davacı … vekili, evlilik birliği devamında davalılardan eski eş … adına bir adet traktör alındığını, bu traktörün davacıdan mal kaçırmak amacıyla diğer davalı erkek kardeşi Ahmet`e devredildiğini belirterek mal rejiminin tasfiyesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 25.000,00 TL katılma alacağının, birleşen dava dilekçesinde ise katılma alacağı yönünden şimdilik 8.483,40 TL faizin davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davanın davalı … yönünden kabulü ile 18.852,00 TL katılma alacağı, 8.483,40 TL faiz alacağının tahsiline, asıl dava ve birleşen davanın davalı … yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalı …`e yönelik kısım yönünden davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa`dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.

Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222). Değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Somut olaya gelince; eşler, 15.02.2003 tarihinde evlenmiş, 20.07.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 28.01.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu traktör eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 25.11.2005 tarihinde satın alınarak davalı eski eş Hüseyin adına tescil edilmiştir. Davalı aracı 09.06.2007 tarihinde diğer davalı …`e satmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179).

Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;

Dosya kapsamından davalı eski eş …‘in, diğer davalı …‘e edinilmiş mal niteliğinde olan aracı devretmesi, TMK m. 229/2 uyarınca artık değere katılma alacağı hesabında eklenecek değer niteliğindedir. Aynı maddenin son fıkrasında (TMK m. 229/2-son) ise; bu gibi kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceği öngörülmüştür. Bu tasarruflardan kaynaklanan katılma alacağından öncelikle, davalı eski eş… sorumludur. Bu aşamada diğer davalı ile birlikte müteselsil sorumluluğu oluşmamıştır. Diğer yandan, bu gibi kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı dava açılabilmesinin koşulları da, TMK 241. maddesinde düzenlenmiştir. İşte, belirtilen bu ihbarın yapılmış olmasının yaratacağı hukuki sonuç; üçüncü kişi aleyhine sonradan aynı Kanun`un 241. maddesine dayanılarak alacak davası açıldığında, 229. maddedeki kazandırma veya devir koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yeniden araştırma konusu yapılmamasıdır.

Eşin talep hakkı, edinilmiş malın mülkiyetine yönelik bir ayni hak olmayıp, malın değeri üzerinden hesaplanan bir alacak hakkı niteliğinde olduğundan; karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve eşle birlikte üçüncü kişi davalı olarak gösterilse bile, bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından üçüncü kişi sorumlu tutulmaz. Üçüncü kişi hakkında eşle birlikte dava açılması halinde; kararda TMK. 229. maddesindeki amaç ve doğrultuda üçüncü kişi lehine kazandırma veya devir yapıldığının tespit edilmiş olması yeterlidir. İlk aşamada hüküm davalı eski eş yönünden karara bağlanacak ve davalı eski eş yanında davalı gösterilen üçüncü kişi yönünden bu dava aynı zamanda TMK.229/2-son maddesindeki ihbar işlevini de yerine getirmiş olacaktır. Bu sonuç, ancak hüküm altına alınan katılma alacağının tahsili aşamasında borçlu eşin malvarlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine eksik kalan ve kazanılan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabileceği; bir başka anlatımla, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacağına ilişkin TMK. 241. maddesi hükmüyle de uyumlu olacaktır.

Borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ise; ancak alacağın tahsili sürecinin sonunda belli olacağından; üçüncü kişinin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin kararın verildiği aşamada borçtan sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. O halde, Mahkemece, eşden kazandırma veya devralan üçüncü kişi konumundaki diğer davalı hakkındaki alacak talebi hakkında HMK 167. maddesi uyarınca üçüncü kişiye (davalı …‘e) karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eş …`den katılma alacağının tahsil edilebilme durumunun HMK.165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması, eş hakkındaki alacak davasının kesinleşmesi ve davalı eşten alacağın tahsil edilememesi halinde üçüncü kişi diğer davalının sorumluluğu doğacağı düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 21.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ Esas : 2016/1561 Karar : 2016/6822 Tarih : 2.06.2016

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup,

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı, kayden maliki olduğu 313 parsel sayılı taşınmazın cebri satış kararına dayanarak idari işlemle yolsuz şekilde davalı adına tescil edildiğini, … İcra Müdürlüğünün 2007/5522 sayılı dosyasında yapılan cebri ihale henüz kesinleşmeden icra müdürünün 22.12.2011 tarihli yazısına istinaden davalının tescil talebi mülkiyetin üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle reddedildiği halde, daha sonra genel müdürlük yazısına istinaden adına olan tapu kaydının terkin edilerek davalı lehine tescil yapıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesi isteğiyle eldeki davayı açmıştır.

Davalı, dava konusu taşınmazı usulüne uygun yapılan cebri ihale ile satın aldığını, mülkiyeti ihale tarihinde edindiğini, davacının hacizli olduğunu bilerek taşınmaza daha sonra kötü niyetle malik olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Dahili davalı, dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek iyi niyetle satın aldığını, alım gücünün bulunduğunu, dahili dava yoluyla bir kimseye taraf sıfatı verilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın ihalesinin feshi için açılan davanın …. İcra Mahkemesinin 2011/804 esas, 2011/945 karar sayılı kararıyla reddedildiğini, kararın derecattan geçerek kesinleştiğini, 313 parselin davalı … adına tescili sırasında icra dosyası kesinleşmemiş ise de ihalenin feshine yönelik talebin haksız olduğunun belirlendiği, icra müdürlüğünce yapılan işlemlerin ve tapu kaydının doğru bulunduğu; gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden ve noksanın tamamlanması yoluyla getirtilen kayıt ve belgelerden;

Çekişme konusu 313 parsel sayılı taşınmazın … adına kayıtlı iken 05.07.2007 tarihli akitle …‘e, ondan da 15.12.2011 tarihli akitle davacıya satış suretiyle temlik edildiği, daha sonra, …. İcra Müdürlüğünün 21.12.2011 tarih, 2007/5522 esas sayılı İcra Müdürlüğünün satış yazısına istinaden, davalı …‘a ihale edilmekle 10.02.2012 tarihli akitle cebri satış nedeniyle alıcı davalı … adına tescilin yapıldığı, ardından, eldeki dava açıldıktan sonra 24.04.2012 tarihli akitle ise, …`e satış suretiyle temlik edildiği, bunun üzerine son kayıt malikinin usul hükümlerine uygun olarak davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan; alacaklı…. tarafından … Bankasından keşide edilen 5 ayrı çek’e istinaden 02.11.2007 tarihinde, … İcra Müdürlüğünün 2007/5522 esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığı, anılan icra takibi sırasında dava konusu 313 parsel sayılı taşınmazın 05.07.2007 tarihinde dava dışı …`e satış suretiyle devrinin yapıldığı, daha sonra 12.03.2009 tarihinde 313 ve diğer parsellere haciz konulduğu, ardından 21.09.2010 tarihinde yapılan ihale ile taşınmazın davalıya ihale olunduğu görülmektedir.

Diğer taraftan; dava konusu taşınmazın ihalesinin feshi için borçlu …`in 27.09.2010 tarihinde açtığı davanın, … İcra Mahkemesinin 21.10.2010 tarih, 2010/834 esas, 2010/953 karar sayılı kararı ile iddianın sabit olmadığından reddine karar verildiği, kararın derecattan geçerek 28.11.2011 tarihinde kesinleştiği,

yine dava dışı … tarafından 16.09.2011 tarihinde açılan ihalenin feshine yönelik diğer davanın ise, … İcra Mahkemesinin 17.11.2011 tarih, 2011/804 esas, 2011/945 karar sayılı kararı ile davacının İcra İflas kanununun 134/2. maddesinde sayılan dava açabilecek kişilerden olmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği, kararın derecattan geçerek 21.02.2013 tarihinde kesinleştiği ve

eldeki davanın da bu davanın kesinleşmesi beklenmeden icra müdürlüğünün tapuya taşınmazın tescili için yazdığı yazı doğrultusunda yapılan tescilin yolsuz olduğu iddiasına dayanıldığı sabittir.

Ayrıca, yukarıda içeriği açıklanan icra takibi devam ederken borçlu …‘ın 313 parsel sayılı taşınmazı yeğeni …`e devrinin alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapıldığı iddiasıyla 18.12.2007 tarihinde tasarrufun iptali davası açıldığı, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.06.2008 tarih, 2007/462 esas, 2009/51 karar sayılı kararı ile, taşınmazın borcun doğumundan sonra ve zarar verme kastıyla devrinin yapıldığı gerekçesiyle …. İcra Müdürlüğünün 2007/5522 esas sayılı takip dosyasında alacak ve ferilerini karşılayacak kısmında 313 ve diğer parsellerde alacaklı tarafa cebri icra yetkisi tanınmasına karar verildiği, kararın derecattan geçip kesinleştiği, bu dosya bakımından yargılamanın yenilenmesi istendiği,

son olarak … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/396 esas, 2014/564 karar sayılı kararı ile birleştirilen dosya üzerinden verilen kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 30.06.2015 tarih, 2015/5635 esas, 2015/9319 karar sayılı kararı ile, “yargılamanın yenilenmesine dair talebin kısmen kabulü gerektiği” gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği açıktır.

Bilindiği üzere; tapu kaydındaki tescilin geçerli bir hukuki sebebinin olması gerektiğinde kuşku yoktur.

Öte yandan, hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 165. maddesi, “ bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir” hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan; İcra Tetkik Merciinde görülen ihalenin feshi davası ile taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlık irdelenmeyip, İcra Hukuku ile sınırlı olarak yapılan işlemlerin uygunluğu ve ihalenin yöntemine uygun icra edilip edilmediği değerlendirilmektedir.

Bilindiği gibi, İİK.` nun 18. inci maddesi uyarınca icra yargılaması basit yargılama usulüne tabidir. Öte yandan 134. maddenin ikinci fıkrasında öngörüldüğü üzere ihalenin feshi Türk Borçlar Kanununun 281. maddesinde yazılı sebeplerde dahil olmak üzere yalnız İcra Mahkemesinden şikayet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde istenebilir. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir şeklindeki düzenlemelerin icra hukuku ile sınırlı ve basit yargılamayı ve ihalenin hazırlanış ve ifası ile sonuçlandırması sırasında vuku bulan İcra Mahkemesinden şikayet yoluyla istenebilen fesihleri tanımlamaktadır. Bu çerçevede kalan bir soruşturma ve değerlendirmenin mülkiyet hakkının illetini teşkil eden nedenin varlığına yada yokluğuna delalet edemeyeceği kabul edilmelidir. Türk hukuk sisteminde, tapu kayıtlarının oluşumunda illilik prensibi esastır. İhalenin feshi isteğinin reddedilmiş olması keyfiyeti temelde yolsuz tescil nedenini ortadan kaldırmaz.

Eldeki davada yukarıda açıklanan iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçimi itibariyle, davanın, çekişme konusu taşınmaz kaydının davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu açıktır. Bu tür davaların mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği de kuşkusuzdur.

O hâlde, davacının yolsuz tescil iddiası bakımından mahkemece gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan ve dava konusu taşınmazın icra takibi sırasında temlikine dair tasarrufun iptali davasında yargılamanın yenilenmesine dair davanın sonucunda verilecek hükmün bu davayı etkileyeceği gözetilmeden sonuca gidilmiş olması doğru değildir.

Hâl böyle olunca; …. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/396 esas, 2014/564 karar sayılı kararın Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 30.06.2015 tarih, 2015/5635 esas, 2015/9319 karar sayılı bozma ilamına konu edilen yargılamanın yenilenmesine dair dava dosyasının eldeki dava ile birlikte değerlendirilmesi, gerekirse sonucunun beklenmesi, davacının yolsuz tescil iddiası bakımından gerekli araştırma ve ve incelemenin yapılması, tarafların delillerinin eksiksiz toplanması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; somut olaya uygun düşmeyen hukukçu bilirkişi raporundaki açıklamalar dikkate alınarak ve noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Davacının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ Esas : 2014/15608 Karar : 2016/5819 Tarih : 12.05.2016

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.

Davacı vekili, tarafların müştereken malik oldukları 863 ada 7 parsel sayılı taşınmazın öncelikle aynen taksim, mümkün olmadığı takdirde satılarak ortaklığının giderilmesini talep etmiştir.

Davalı … vekili, dava konusu taşınmazın apartman niteliğinde olup tarafların aralarında yaptıkları fiili taksim sonucu apartman dairelerini paylaştıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulü ile 863 ada 7 parsel sayılı taşınmazın ortaklığının satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.

Hükmü, davalı … vekili temyiz etmiştir.

Dava konusu taşınmaz hakkında tapu iptali ve tescil davası bulunması halinde, bu davanın sonunda pay ve paydaş durumu değişebileceğinden, ortaklığın giderilmesi davasının sonucu da bu davanın sonucundan etkilenecektir. Bu nedenle, açılan tapu iptali ve tescil davalarının 6100 sayılı HMK`nın 165/1 maddesi gereğince görülmekte olan ortaklığın giderilmesi davası için bekletici mesele yapılması gerekir.

Somut olayda da; dava konusu 863 ada 7 parsel sayılı taşınmazla ilgili … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/847 Esas sayılı dosyasıyla açılan önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davası bulunduğu, yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın reddine karar verildiği, ancak davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 23.03.2016 tarihli ve 2014/17535 Esas, 2016/3496 Karar sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiş olup davanın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Tapu iptali ve tescil davası sonucunda verilecek karar ile dava konusu taşınmazın pay ve paydaşlık durumu değişebileceğinden mahkemece, sözü edilen tapu iptali ve tescil davası bekletici mesele yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas: 2016/13312 Karar: 2017/6550 Tarih: 19.09.2017

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre; tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-)Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı sebebiyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davacı eşin maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı annenin maddi tazminat isteminin reddine, diğer maddi tazminat istemleri ile tüm davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden, iş kazasının meydana gelişinde müteveffa sigortalının %10 oranında müterafik kusurunun bulunduğu, davacı kardeş Saliye’nin 2009 yılında açtığı birleşen davanın dava dilekçesinde gösterilen davalılar arasında … İnş. … A.Ş. bulunmadığı gibi, Saliye dışındaki diğer davacılar tarafından 2011 yılında davalı … İnş. … A.Ş. aleyhine açılan birleşen davanın dava dilekçesinde gösterilen davacılar arasında davacı …‘nin bulunmadığı, gelir bağlanan hak sahiplerinin gösterildiği ilk peşin sermaye değeri tablosuna göre davacı anneye sigortalının ölümünden dolayı Kurum tarafından gelir bağlanmadığı, ancak mahkemece gelir bağlanmama nedeninin araştırılmadığı anlaşılmaktadır.

1-)İş kazası sebebiyle işçinin ölümü halinde ana ve baba yararına maddi tazminata karar verilebilmesi için ana ve babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kısa vadeli sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması gerekmektedir. Kendilerine gelir bağlanan ana ve babanın destekten yararlandığı varsayılmaktadır. Bu sebeple mükerrer ödemeyi önlemek için tespit edilen tazminat miktarından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri düşülmelidir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümü durumunda anne ve babaya ölüm geliri bağlanması koşullarının belirlenmesi ile ilgili yasal düzenlemelere baktığımızda; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 Sayılı Kanun’un hak sahiplerine gelir bağlanılması ile ilgili , İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, gereğince tespit edilecek aylık kazancının % ikinci fıkrasına göre güncellenerek hükümlerine göre gelir olarak bağlanacağı, ise hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25’i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % oranında aylık bağlanacağı kabul edilmiştir.

Söz konusu değişiklikle, ana ve babaya gelir bağlanabilmesi için birinci olarak hak sahibi eş ve çocuklara bağlanan gelirlerden artan hisse bulunması, ikinci olarak ana ve babanın her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirlerden asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklardan hak kazanılan gelir ve aylıklar dışında gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması koşulu ile toplam % 25 oranında gelir bağlanacağı kabul edilmiştir. Ayrıca ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunmasa bile ana ve babanın her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirlerden asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklardan hak kazanılan gelir ve aylıklar dışında gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması koşulu ile toplam % 25 oranında gelir bağlanacağı benimsenmiştir.

Somut olayda, zararlandırıcı olayın tahkikat sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumunca iş kazası olarak kabul edildiği ve müteveffa sigortalının eşi ve çocuklarına iş kazası sigorta kolundan ölüm geliri bağlandığı, davacı anneye Kurumca gelir bağlanmadığı, dava dilekçesindeki açıklamadan yola çıkarak mahkemece davacı annenin ölen eşinden dolayı dul maaşı aldığından bahisle davacı annenin maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği, davacı annenin gelir bağlanması için Kurum’a hiç müracaat etmemiş olması ihtimaline göre davacı anneye gelir bağlanmama nedeninin mahkemece araştırılmadığı anlaşıldığından eksik inceleme ile davacı annenin murisin desteğinden yararlanmadığı sonucuna ulaşılması hatalı olmuştur.

Yapılacak iş, maddi tazminat isteminde bulunan davacı anneye iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmama nedeninin Kurumdan sorularak, gelen yanıta göre gerekirse davacı anneye Kurum’a kendisine gelir bağlanması için başvurmak üzere süre vermek, başvurunun reddi halinde SGK Başkanlığını hasım göstererek iş kazası sigorta kolundan kendisine ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti davası açması için önel vermek, dava açılması halinde 6100 Sayılı HMK’nun 165/2. maddesi gereğince bu dava için bekletici mesele yapmak, kesinleşen mahkeme kararı ile dava reddedilmiş ise davacı annenin maddi tazminat isteminin reddine karar vermek, başvuru üzerine Kurumca davacı anneye gelir bağlanmış veya açılan tespit davası kabul edilmiş ve kesinleşmiş ise hüküm tarihine en yakın tarihteki veriler gözetilerek davacı annenin maddi zararını hesaplatırarak Kurumca davacı anneye bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerlerinin rücu edilebilecek kısımını maddi tazminat miktarından tenzil ederek, usuli kazanılmış hakları gözetip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.

2-)Mahkemece taleple bağlı olarak karar verilmesi gerektiği 74 ve ‘nun 26. Maddelerinin emredici kuralıdır. Hal böyle olunca, dosya kapsamına göre davacı …‘nin davalı … İnş. … A.Ş.’nden manevi tazminat talebi bulunmaması sebebiyle adı geçen davacı lehine hükmedilen manevi tazminat tutarından davalı … İnş. …. A.Ş.’ni de sorumlu tutmak suretiyle talebin aşılması isabetsiz olmuştur.

3-) Gerek mülga 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.06.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı çocuklar yararına hükmedilen 10.000,00’er TL manevi tazminat azdır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, Davacılar yararına takdir edilen 1.480,00TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istenmesi halinde davacılar ve temyiz eden davalılara iadesine, 19.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2014/19-1119 Karar: 2016/627 Tarih: 25.05.2016

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Taraflar arasındaki “menfi tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.12.2012 gün ve 2012/217 E., 2012/732 K. sayılı karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19.09.2013 gün ve 2013/9675 E., 2013/14260 K. sayılı kararı ile;

( … Davacı vekili, müvekkili hakkında davalı alacaklı tarafından başlatılan icra takibine konu toplam bedeli 8.000.TL olan 4 adet bono üzerindeki keşideci imzalarının müvekkiline ait olmadığını belirterek takibe konu bonolar sebebiyle müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, takibe konu bonolardaki imzaların davacıya ait olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, cevap ve toplanan deliller doğrultusunda alacaklısı davalı A. Ü. olan 4 adet bonoda borçlu olarak ismi bulunan davacıya atfen atılı imzaların davacı eli ürünü olduğu gerekçesiyle davanın reddine, takip tedbiren durdurulduğundan davalı lehine tazminata hükmedilmiş karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosya içerisinde bulunan ve davacı tarafın da müşteki olarak yer aldığı anlaşılan Mudanya Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/514 Esas,2013/39 Karar sayılı dosyasında davalının davacıya karşı tefecilik suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açıldığı ve bu dosyada görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece davaya konu bonoların tefecilik yoluyla alındığının sabit olması durumunda bononun geçerliliğinin tartışılması gerekeceğinden yukarda anılan ve görevsizlik kararı verilen dosyanın bekletici mesele yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava imza inkârına dayalı olarak, bonodan dolayı borçlu olunmadığının tesbiti istemine ilişkindir.

Mahkemece takip konusu bonolar üzerindeki keşideci imzasının davacının eli ürünü olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili temyiz dilekçesi ekinde müvekkilinin müşteki, davalının hakaret ve tehdit suçlarından sanık olarak yargılanıp mahkûm olduğu Karacabey Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2011/975 E., 2013/697 K. sayılı ilamını ve müvekkilinin de dahil olduğu on altı kişinin müşteki, davalı ile yedi kişinin sanık olarak tefecilik suçlamasıyla yargılandığına dair Mudanya Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/514 E., 2013/914 K. sayılı görevsizlik kararını dosyaya sunmuştur.

Hüküm Özel Dairece yukarda başlık bölümünde gösterilen gerekçeyle bozulmuş, mahkemece direnme kararı verilmiştir.

Hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı hakkında tefecilik suçundan açılmış ceza davası sonucunun menfi tesbit davasına konu edilen bonoların geçerliliğinin tartışılması bakımından bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği ve bu hususun davacı yanca süresi içinde ileri sürülmemesi karşısında dosyada delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tefecilik suçu hakkında bilgi verilmelidir. Tefecilik suçu, 03.06.1933 gün ve 2279 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanunun 17. maddesiyle 11.09.1981 gün ve 2520 Sayılı 2279 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3. maddesinde düzenlenmişken, daha sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 241. maddesiyle de düzenleme altına alınmıştır.

Tefecilik suçunu oluşturacak şekilde bağıtlanan tüketim ödüncü sözleşmesinin Türk Borçlar Kanununun 26, 27/I. maddeleri kapsamında yasaya ve bu arada ahlaka aykırı olduğu konusunda kuşku ve duraksama bulunmamaktadır.

Kambiyo senedi niteliğindeki bononun tefecilik sebebiyle düzenlenip, karşı tarafa verildiğini ispat edebilmek için, kural olarak, yasal deliller ( ikrar, yazılı delil ) bulunmalı veya 18.03.1959 gün ve 18/21 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki şartlar dairesinde, diğer bir ifade ile açık muvafakatle dinlenebilen tanık beyanları veya eldeki davada olduğu gibi tefecilik yaptığı iddia olunan kişi hakkında açılmış ve mahkumiyetiyle sonuçlanmış bir ceza mahkemesi kararı bulunmalıdır.

Bu aşamada yargılama sürecinde sunulmayan delillerin, temyiz dilekçesi ekinde sunulmasının mümkün olup olmadığı üzerinde de durulmalıdır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119, 129. maddelerinde6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119 ve 129. maddelerinde delillerin ileri sürülme zamanı hakkında düzenlemeler bulunmaktadır. Buna göre taraflar, kural olarak, ellerindeki delilleri dilekçeleri ekinde mahkemeye sunmalı; başka yerlerden getirtilecek belgeler için masraf vermelidir. Delillerin sunulabileceği nihai zaman dilimi, ön inceleme aşamasıdır. Ancak delil sunulması kötü niyete ya da kusura dayanmıyorsa, mahkemece izin verilmek suretiyle tahkikat aşamasında da delil sunulabilir. Somut olayda olduğu gibi konusu suç teşkil eden bir hukuki ilişkiye dair delillerin sunulması için bu kısıtlamalar uygulanmaz.

Gerçekten de davacı yanca temyiz dilekçesi ekinde belgeleri sunulan ve Özel Dairece bekletici sorun konusu yapılması istenen ceza davası, maddi vakıaların belirlenmesi ve sonucu itibariyle taraflar arasındaki borç ilişkisinin kesin hükümsüzlüğünün anlaşılabilmesi için önem taşımaktadır. Nitekim borç ilişkisinin kesin hükümsüzlüğü hâkim tarafından re’sen göz önünde tutulacak nedenlerdendir ve buna dair deliller her zaman ibraz edilebilir.

Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde; davacı imza inkârına dayanarak bonodan dolayı borçlu bulunmadığının tespitini istemiş; davanın reddi üzerine temyiz itirazlarını içeren dilekçe ekinde, yargılama aşamasında sunmadığı ve davalı alacaklı hakkında tefecilikten açılmış davaya dair belgeleri sunmuştur. Bu ceza davası sonunda tefeciliğe dair maddi vakıanın varlığı veya yokluğu netleşeceğinden, taraflar arasındaki borç ilişkisinin de kesin hükümsüzlük yaptırımı ile karşılaşıp karşılaşmadığı belirginleşecektir. Bu durumda mahkemece, belirtilen ceza dosyasının bekletici sorun yapılması Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi gereğidir.

Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyeler tarafından, davalı hakkında tefecilik suçundan düzenlenen iddianame tarihinin, eldeki davanın derdest olduğu, bir diğer ifade ile henüz karar verilmeden önceki döneme rastladığı ve davacının suç duyurusunda bulunmasına rağmen, buna dair bilgiyi süresi içinde hukuk mahkemesine sunmadığı; temyiz aşamasında delil sunulamayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

O halde mahkemece bozma ilamında belirtildiği üzere ceza davasının bekletici sorun yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 25.05.2016 gününde oy çokluğu ile karar verildi.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas: 2013/6-1683 Karar: 2015/1447 Tarih: 27.05.2015

  • HMK 165. Madde

  • Bekletici Sorun

Taraflar arasındaki “kiracılığın tespiti, muarazanın giderilmesi; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesince asıl davada davacı şirketin kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesi talebinin reddine, birleştirilen davada; el atmanın önlenmesine, 20.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen 29.03.2012 gün ve 2011/314 E.-2012/110 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 22.01.2013 gün ve 2012/14620 E.-2013/669 K. sayılı ilamı ile;

(…Asıl dava kiracılığın tespiti, muarazanın önlenmesi, birleştirilen dava ise elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir. Mahkemece kiracılığın tespitine muarazanın önlenmesine ilişkin davanın reddine, birleşen dava yönünden müdahalenin meni’ne ve ecrimisil istemine ilişkin davanın kabulüne karar verilmiş hüküm, davacı-davalı D.. Petrol Limited Şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı-davalı D.. Petrol İnşaat Nakliyat Turizm Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited şirketi vekili28.6.2008 tarihli dilekçesinde: 2008 yılında yapılan imar sonucunda 131 ada 7 parselin 901 ada 1 parsel olduğunu, imar uygulamasının iptali içinaçılan davanın Malatya İdare Mahkemesi’nin 2008/799-1377 ilamı ile iptal edildiğini, bu kararın tapuya yansımadığını, tapunun iptal edilen imar uygulaması ile yapıldığını, iptal kararından sonraihale ilesatılan taşınmazdadavalı ile birlikte Tunceli Belediyesi, Maliye Hazinesive diğer bir kısım kişilerin paydaş olduklarını, idare mahkemesi kararına göre paydaş olan 10 kişinin kardeş olup kardeşlerine vekaleten kendi adına asaleten A. G. A.’ın Tunceli 2.Noterliği’nin 25.2.2009 tarih ve 605 yevmiye nolu kira sözleşmesi ile 30.6.2020 tarihine kadar taşınmazın müvekkil şirkete kiraladıklarını, davalı dışındaki paydaşların kira sözleşmesine itiraz etmediklerini, davalı ile şifai kira sözleşmesi yapıldığını, bunlara rağmen davalı-davacı tarafından müvekkil aleyhine Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 esas sayılı dosyasında meni müdahale davası açıldığını, paylı mülkiyette ancak kendi payı için işlem yapılabileceğini, müvekkil şirketin kiracı olduğunu 10 paydaşa kira bedeli ödediğini, bizzat davalıya posta havalesi ile kira bedeli ödediğini, belirterek kiracılığının tespitini istemiştir.

Davalı-davacı M. G. ise Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 esas sayılı dosyasında 26.9.2011 tarihli dava dilekçesi ile Tunceli İcra Müdürlüğünün 2007/235 esas sayılı dosyasında yapılan ihale iledava konusu taşınmazı iktisap ettiğini, ihalenin Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, 901 ada 1 parsel nolu taşınmazın müvekkiline ait bulunduğunu tahliye için davalıya 15 gün mehil verildiğini, ancak davacının bu iyi niyetinin kötüye kullanıldığını, davalı ile her hangi bir hukuki ilişkisinin bulunmadığını, fiilen tasarrufunda tutarak zilyetliğinin gasp edildiğini, davalı tarafından kira adı altında 750 TL para gönderildiğini ve kabul edilmediğini, ihtara rağmen taşınmazı tahliye etmediğini belirterek davalının müdahalesinin menini vefazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000 TL ecrimisil bedelinin tahsilini istemiştir

Her iki dava dosyası birleştirilerekTunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/314 esas sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmüştür.

Davaya konu901 ada 1 parsel 21.11.2008 tarihinde imar sonucu oluşmuş ve tapu malikleri ve hisselerinin; Maliye hazinesi 641/2400-V. A. A. G. A. A. R. A. A. A. B. A. H. A. K. A. 11/240-S. A. Z. A. A. Z. T. Tunceli Belediyesi O. V. Y. 241/2400 oldukları anlaşılmaktadır. İmar parseli oluştuktan sonra tapu paydaşlarından A. G. A.9 kardeşinin borcu nedeniyle bu paydaşlara ait hisselerin toplamı 73/120 payın Tunceli 1 İcra Dairesinin 2007/235 sayılı dosyasında ihale ile 8.2.2011 tarihinde davalı-davacı M. G.ye satıldığı ve tapuya 23.12.2010 tarihinde M. G. adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Bu paylar satılmadan önce tapu paydaşı olan A. G. A. tarafından taşınmazın tamamı Akaryakıt istasyonu olarak Tunceli2 Noterliğinin 25 2 .2009 gün ve 605 yevmiye nosu ile düzenlenen25.2.2009 başlangıç tarihli30.6.2020 bitiş tarihli kira sözleşmesi ile D.. Petrol Nakliyat İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limitet şirketine kiraya verildiği anlaşılmaktadır. Taşınmazın paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda taşınmazın kiraya verilmesipay ve paydaş çoğunluğu ile mümkündür. Ancak paydaşlardan biri kiraya veren sıfatı ile taşınmazın tamamını kiraya vermiş ise bu sözleşme diğer paydaşlar tarafından iptal davası açılarak iptal edilmediği sürece sözleşme geçerli olup sözleşmenin tarafı olmayan malikleri bağlar. Davacının ibraz ettiği 25.2.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin iptal edildiğine dair dosyada bir belgeye rastlanılmadığı gibi bu konuda bir iddiada da bulunulmamıştır. İbraz edilen kira sözleşmesinin iptal edildiğine ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığına göre kiraya veren önceki paydaş A. G. A. ile davacı şirket arasında yapılan 25.2.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesi halen geçerli olup ayaktadır. Bu nedenle kiracılığın tespiti davasının bu kira sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

Öte yandan yeni malik M. G. tarafından açılan ve bu dava ile birleştirilen meni müdahale ve ecrimisil istemine ilişkin Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 sayılı dosyasının davacı şirket tarafından açılan kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesine ilişkin davanın sonucunun bekletici mesele yapıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu dava dosyasının kiracılığın tespiti dosyası ile birleştirilmesi de doğru değildir. Bu nedenle birleştirilen Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/210 sayılı dosyasının tefrik edilerek başka bir esasa kayıt edilmesi ve kiracılığın tesbit dosyasının sonucunun beklenilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesidoğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir….)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZEDENLER: Davacı-birleşendavalıvekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici 3.madde” atfıyla uygulanmakta olan 1086sayılı 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; kiracılığın tespiti, muarazanın giderilmesi, birleştirilen dava; elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

Mahkemece; dava konusu 901 ada 1 parselsayılı taşınmazın, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takip sonucu ihale ile alacağına mahsuben 05/03/2010 tarihinde davalı alacaklıya satıldığı, ihaleye konu taşınmazın ve müştemilatının icra yolu ile ihale alıcısı M. G.’ye teslim edildiği, davaya konu taşınmaz üzerinde bulunan petrol istasyonu ve müştemilatının davalı şirkettarafından bütünlüğü korunarak ticari müessese olarak işletildiği, akaryakıt tankları, akaryakıt pompaları ve kanopi kısımlarının, yine idare binasında market bölümünün ve aynı binada üst katta birkaç odanın fiilen işgal edildiği, tapu kaydına göre dava konusu taşınmaza 641/2400 hisse ile Maliye Hazinesi, 29/1200 hisse ile Tunceli Belediyesi, 241/2400 hisse ile O. V. Y. ve 73/120 hisse ile M. G.’nin malik olduğu, paylı mülkiyet konusu taşınmazların kiraya verilmesinin TMK’nın 691. maddesi uyarınca pay ve paydaş çoğunluğuna bağlı olup davacı tarafından pay ve paydaş çoğunluğu ile düzenlenmiş her hangi bir yazılı kira sözleşmesi ibraz edilemediği, öte yandan davalı şirketin yapılan ihale ile davalı karşı davacıya satılıp teslim olunan petrol istasyonu niteliğindeki taşınmazı ve bu amaç için yapılmış bina ve müştemilatı ticari olarak işletmek suretiyle zilyet ve tasarrufunda bulundurduğu, malik olan davacı-karşı davalı M. G.’nin kullanımına engel olduğu gerekçesiyle; 2011/210 E sayılı birleşen dosyasında davacı M. G.’nin davasının kabulü ile 901 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazda lokanta binası dışındaki bölümlerine vaki el atmasının önlenmesine,20.000,00TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına,2011/314 E. sayılı dosyasında davacı şirketin kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesi talebinin reddine karar verilmiş olup davacı-davalı D.. Petrol Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece, metni aynen yukarıda başlık bölümünde belirtilen ilam ile bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davacı- davalı şirket vekili temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kiracılığın tespiti davasında; paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazın tamamınıönceki paydaşlardan birinin kiraya vermesi halindesözleşmenin geçerli olup olmayacağı, birleştirilen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasında; öncelikle davacı şirket tarafından açılan kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesine ilişkin davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediği, bu dava dosyasının kiracılığın tespiti dosyası ile birleştirilip birleştirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle uyuşmazlığın çözümüne etkili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasına yarar bulunmaktadır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 691/1.maddesinde; “İşletme usulünün veya tarım türünün değiştirilmesi, adi kiraya veya ürün kirasına ilişkin sözleşmelerin yapılması veya feshi, toprağın ıslahı gibi önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğuyla karar verilmesi gerekir….” hükmü ile paylı mülkiyette taşınmazın ne şekilde kiraya verileceği hususu düzenlenmiştir.

06.05.1955 tarih 12/18 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının ilk bendinde ifade edildiği üzere, müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır. Buna göre paylı mülkiyette taşınmaz pay ve paydaş çoğunluğu kararıyla kiraya verilebilir. Öte yandan, paydaşlardan birinin yapmış olduğu kira akdine, 38. maddesi hükmü uyarınca diğer paydaşın icazet vermesi halinde akde değer verileceği kuşkusuzdur. Paylı taşınmazın tümünün ya da bir bölümünün paydaşlardan biri tarafından kiraya verilmesi halinde sözleşmede taraf olmayan paydaşlar kira sözleşmesini tanımayarak kiracı hakkında fuzuli işgal nedeniyle tahliye davası açabilecekleri gibi açık ya da üstü kapalı onayları ile sözleşmeye geçerlik kazandırabilirler.

Somut olayda; dava konusu taşınmaz 691/1.maddesindeki pay ve paydaş çoğunluğu olmadan kiraya verilmiş ise de sözleşmenin tarafı olmayan paydaşların kullanıma engel olduğu ya daiptal davası açtıklarıileri sürülmediğinden uyuşmazlığın sözleşme hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekir.

Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nın 165.maddesi

“(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.

(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” Hükmünü haizdir.

Başka bir ifade ile bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkeme o davanın sonuçlanmasını beklemek üzere yargılamayı erteleyebilir. O davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir.

Somut olayda; Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/314 sayılı dosyası ile görülen ve davacı şirket tarafından açılan kiracılığın tespiti ve muarazanın giderilmesine ilişkin dava sonucunda verilecek kararın, 2011/210 sayılı dosya ile görülmekte olan ve ihale ile taşınmazın paydaşı haline gelen davacı M. G. tarafından açılan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının sonucuna doğrudan etkili olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece aralarında bağlantı bulunduğundan birleştirilerek görülmüş ise de iki ayrı mahkemede açılan davalardan biri hakkında hüküm verilmesi, diğer davanın sonucuna bağlı ise mahkemenin, o davanın sonuçlanmasını beklemesi yani o davanın sonuçlanmasını kendi baktığı dava için bekletici sorun yapması gerekeceğinden, birleştirilerek görülmekte olan davaların ayrılarak kiracılığın tespitine ilişkin dava sonucunda verilecek kararın sonucunun bekletici mesele yapılıp varılacak uygun sonuç uyarınca elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası ile ilgili bir karar verilmesi gerekir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, ipotek tarihinden sonra düzenlenen kira sözleşmesine değer verilemeyeceği, uyuşmazlığın 2004 sayılı İİK’nın 135. maddesi hükümleri gözetilerek çözümlenmesi gerektiği, bir kısım üyelerce de, aralarından bağlantı bulunan davaların birleştirilerek görülmesinin mümkün olduğu, 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükünün ters çevrilmemesi gerektiği, mahkemece, geçerli olmayan kira sözleşmesine değil çaplı mülkiyete değer verilerek uyuşmazlığın çözüldüğü, kararın onanması gerektiği savunulmuş ise de bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu taşınmaz 691/1.maddesindeki pay ve paydaş çoğunluğu olmadan kiraya verilmiş ise de sözleşmenin tarafı olmayan paydaşların kullanıma engel olduğu ya dabozma ilamına kadar iptal davası açtıkları iddia ve ispat edilmemiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın kira sözleşmesi dikkate alınarak çözümlenmesi, ayrıca kiracılığın tespiti davasının bekletici mesele yapılarak elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemi hakkında bir karar verilmesi gerekir.

Aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire Bozma kararına uyulmak gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; kararın bozulması gerekir.

Sonuç: Davacı-birleşen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 27.05.2015 gününde oyçokluğu ile, karar verildi.

KARŞI OY

Davacı M. G. vekili, 28.06.2011 tarihli, dava dilekçesi ile D.. Petrol İnşaat Nakil. Turizm ve Taahhüt Ltd. Şti. aleyhine açtığı davada, müvekkilinin 05.03.2010 tarihinde, Tunceli 1. İcra Müdürlüğü’nün 2007/235 sayılı dosyasında yapılan ihale sonucu satın aldığı 901 ada 1 parsel sayılı taşınmaza davalının müdahalesinin men’i ile 20.000,00 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

D.. Petrol İnş. Ltd. Şti. vekili ise, 06.09.2011 tarihli dava dilekçesi ile, M. G. aleyhine, kiracılığın tespiti talebiyle dava açmıştır.

Mahkemece, her iki dava birleştirilerek, yapılan yargılama sonucunda, Men’i müdahale ve ecrimisil talebinin kabulüne, kiracılığın tespiti talebinin ise reddine karar verilmiştir.

M. G., taşınmazdaki pay çoğunluğunu teşkil eden 73/120 payı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takipte, ihale yoluyla, alacağına mahsuben satın almıştır. İhale, aşamalardan geçerek kesinleşmiştir. İhaleye konu, 73/120 pay 23.12.2010 tarihinde M. G. adına tescil edilmiştir. Taşınmazda Hazine, 641/2400 pay, Tunceli Belediyesi, 29/1200 pay, O. V. Y. ise 241/2400 pay sahibidir. M. G. dışındaki hissedarların, hisselerinin zemine yani arsaya yönelik olduğu açık arttırma ve şartnamesinde belirtilmiştir.

İ.İ.K 135.maddesi, “Taşınmaz alıcıya ihale edilip bedeli alındıktan sonra, alıcı namına tescil edilmesi için 134. maddedeyazılı müddete riayet edilerek tapuya müzekkere yazılır.

Taşınmaz borçlu tarafından veya hacizden evvelki bir tarihte yapıldığı resmi bir belge ile belgelenmiş bir akte dayanmayarak başkaları tarafından işgal edilmekte ise on beş gün içinde tahliyesi için borçluya veya işgal edene bir tahliye emri tebliğ edilir. Bu müddet içinde tahliye edilmezse zorla çıkarılıp taşınmaz alıcıya teslim olunur.” hükmünü içermektedir.

Alacağına mahsuben taşınmazı satın alan alacaklı M. G.’nin talebiyle, İcra Müdürlüğü’nce kiracıya tahliye emri tebliğ edilmiş ve tahliye emri kesinleşmiştir. İcra Müdürlüğü’ncetaşınmaz ve üzerinde bulanan akaryakıt istasyonunun anahtarı alıcı M. G.’ye teslim edildikten sonra, anahtarın taşınmazın içinde menkul mal olması nedeniyle A. G. A.’a yediemin olarak teslim edildiği İcra Müdürlüğü’ncedüzenlenen 18.01.2011 tarihli tutanağa yazılmıştır.

İhale alıcısı M. G.’nin, taşınmazın kendisine teslimine ilişkin ikinci talebinin, 08.02.2011 tarihinde İcra Müdürlüğü’nce reddedilmesi üzerine, Tunceli İcra Mahkemesi’ne şikayet başvurusunda bulunduğu, Mahkemece, 18.01.2011 tarihinde taşınmazın teslim edilmesi nedeniyle, ikinci kez yapılan teslim talebi yerinde olmadığından şikayetin reddine karar verilmiştir.

İhale alıcısı M. G. vekili bunun üzerine 28.06.2011 tarihinde, meni müdahale ve ecrimisil talebiyle D….. Şirketi aleyhine dava açmıştır.

Asıl ve birleşen davada, uyuşmazlığın çözümü için 135. madde hükmünün gözönünde bulundurulması gerekir.

Kiracı Şirket, fuzuli şagil olmadığını, 135/2 maddesine göre, hacizden, somut olayda ise ipotekten önce yapılmış bir resmi belge ile kanıtlayabilir.

Buhusus, Yargıtay 12.HD’nin 19.03.2007 tarih 2315/5069, 23.12.2003 tarih 21970/26171 sayılı kararlarında belirtilmiştir.

İpotek tarihi 21.11.2006, kiracı şirketin dayandığı Noter onaylı kira sözleşmesi tarihi ise 25.02.2009’dur. Kiracı şirket ihale alıcısı yeni malike karşı bu sözleşmeyi ileri süremez. Kiracı şirket ancak yeni malikin kiracılığını tanıdığını ispatlarsa tahliyesi istenemez. Bunun da kesin delillerle ispatlanması gerekir.

Şirket vekili, yeni malik ile sözlü kira akdi yapıldığını iddia etmektedir. Bu iddiasını, 18.01.2011 tarihli tutanakta belirtilen, anahtarı teslim alan M. G.’nin, yeniden anahtarı A. G. A.’ateslim etmesine dayandırmaktadır.

18.01.2011 tarihli tutanakta, ihale alıcısının anahtarı, taşınmazda menkul mallar olduğu için, yediemin olarak A. G. A.’a teslim ettiği yazılıdır. Bu yeni malik ile Şirket arasında sözlü kira akdi yapıldığını kanıtlayamaz. Ayrıca ihale alıcısına gönderilen kira bedelleri de alınmayarak iade edilmiştir. Bu durumda Şirket, yeni malik tarafından kiracılığının tanındığını da kanıtlayamamıştır.

D….. Şirketi, 135.madeye dayalı olarak gönderilen tahliye emri kesinleştikten sonra, taşınmazda fuzuli şagil haline gelmiştir. Taşınmazı tahliye etmekten kaçındığı için yeni malik ihale alıcısı M. G. vekili tarafından açılan meni müdahale davasının kabulü doğru olmakla birlikte, Mahkemenin gerekçesi doğru değildir.

Mahkeme, kiracı Şirketin dayandığı 25.02.2009 tarihli kira sözleşmesinde, pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanamadığı, sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğu gerekçesine dayanmıştır. Oysaki kira sözleşmesinde pay ve paydaş çoğunluğu vardır. Ancak sorunun çözümünde bunun bir önemi yoktur. Sözleşmenin tarihi itibariyle kiracı, ipotekten çok sonra düzenlenmiş olması nedeniyle bu sözleşmeyi, yeni malike karşı ileri süremez.

Her iki davanın birleştirilerek görülmesi de Usul hükümlerine uygundur.

1086 s.k 45. maddesi, “Aynı mahkemede görülmekte olan davalar, aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında, istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilebilir… Davaların aynı sebepten doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantı var sayılır” hükmünü içermektedir. 166. maddesi de benzer hükümler içermektedir.

Somut olaydadavalardan biri hakkında verilecek karar diğer davayı doğrudan ilgilendirmektedir. Meni Müdahale talebi kabul edildiğinde, kiracılığın tespiti davası ret olacaktır. Kiracı şirketin, yeni malikin kiracılığını tanıdığını ispatlayabilmesi halinde ise meni müdahale davasının reddi gerekecektir.

Açıkladığımız nedenlerden dolayı, Mahkemece verilen karar, sonuç itibariyle doğru olduğundan, gerekçesi değiştirilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğunbozmaya yönelik görüşlerine katılmıyoruz.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS