0 212 652 15 44
Çalışma Saatlerimiz
Hafta İçi 09.00 - 18.00

Zorla Getirme

CMK Madde 146

(1) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/20 md.) Hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan veya 145 inci maddeye göre çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir.

(2) Zorla getirme kararı, şüpheli veya sanığın açıkça kim olduğunu, kendisiyle ilgili suçu, gerektiğinde eşkâlini ve zorla getirilmesi nedenlerini içerir.

(3) Zorla getirme kararının bir örneği şüpheli veya sanığa verilir.(4) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/20 md.) Zorla getirme kararı ile çağrılan şüpheli veya sanık derhal, olanak bulunmadığında yol süresi hariç en geç yirmidört saat içinde çağıran hâkimin, mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının önüne götürülür ve sorguya çekilir veya ifadesi alınır.

(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/20 md.) Zorla getirme, bunun için haklı görülecek bir zamanda başlar ve hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından, sorguya çekilmenin veya ifade almanın sonuna kadar devam eder.

(6) Zorla getirme kararının yerine getirilememesinin nedenleri, köy veya mahalle muhtarı ile kolluk görevlisinin birlikte imzalayacakları bir tutanakla saptanır.

(7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/20 md.) Çağrıya rağmen gelmeyen tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçi ile ilgili olarak da zorla getirme kararı verilebilir.



CMK Madde 146 Gerekçesi

Madde, ihzar kurumunun içeriği ve uygulanması bakımından, usul hukukumuz itibarıyla önemli değişiklikler getirmiş bulunmaktadır. Birinci fıkraya göre, ilke olarak, hakkında tutuklama kararı verilebilmesi veya yakalama müzekkeresi kesilebilmesi için yeterli nedenler bulunan şüphelinin veya sanığın ihzarına karar verilebilecektir. Uygulamada önemli olan husus ihzar müzekkeresinin yerine getirilmesidir; bu nedenle son fıkra, ihmalleri ile ihzarı gerçekleştirmeyen sorumluların saptanmasını olanaklı kılmak üzere, yerine getirmemenin nedenlerinin saptanmasını ve bunların, köy veya mahalle muhtarları ile kolluk görevlisi tarafından düzenlenecek bir tutanağa geçirilmesini öngörmüş bulunmaktadır.

İhzar müzekkeresinin içeriği ikinci fıkrada belirlenmiştir: Müzekkerede şüpheli veya sanığın açıkça kim olduğu, kendisi ile ilgili suçu, gerekiyorsa eşkali (fiziğini belirleyen özellikleri) belirlenecek ve asıl önemlisi, zorla getirilmesine neden olan hususlar belirtilecektir. Bu müzekkerenin bir örneği şüpheli veya sanığa verilecektir. Bu nedenle müzekkere kopyalı olarak kolluk görevlisine gönderilmelidir. Böylece düzenlenecek müzekkerenin hangi süre içinde geçerli olacağı maddenin beşinci fıkrasında yer almıştır; ihzar belirli ölçüde zor kullanmayı gerektirebileceğinden geçerli olduğu sürenin belirlenmesi, özgürlüklerin korunması yönünden önemlidir. Esasen dördüncü fıkra, bu bakımdan diğer bir teminatı da içermektedir: İhzar edilen şüpheli veya sanık, ilke olarak derhâl, olanaklı bulunmadığı takdirde, yol süresi hariç en geç yirmidört saat içinde çağıran mercilerin önüne götürülecek ve yine derhâl sorguya çekilecek ve ifadesi alınacaktır.

Süreye gelince, beşinci fıkraya göre ihzar, getirme bakımından haklı sayılacak bir saatte başlayacak ve çağıran mercilerin sorguyu yapmaları veya ifade almaları ile sona erecektir.


CMK 146 (Zorla Getirme) Emsal Yargıtay Kararları


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2007/542 Karar : 2007/595 Tarih : 5.02.2007

  • CMK 146. Madde

  • Zorla Getirme

Cinsel istismar suçundan dolayı G. Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2006/16511 sayılı soruşturma sırasında, müşteki ifadesi alınmak üzere usulüne uygun çağrı kağıdı ile çağrılmasına rağmen Cumhuriyet Savcılığına gelmemesi sebebiyle zorla getirilmesine karar verilmesi talebinin, Cumhuriyet Savcısının zorla getirme yetkisi olduğu, bu hususta mahkeme kararı gerekmediğinden bahisle reddine dair, G. I.Sulh Ceza Mahkemesinin 3.10.2006 gün ve 2006/2095 değişik iş sayılı kararma yönelik itirazın reddine ilişkin G. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 6.10.2006 gün ve 2006/122 müteferrik sayılı kararının;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre soruşturma işlemlerinin yapılmasından Cumhuriyet Savcısı sorumlu olmakla birlikte, Cumhuriyet Savcısının soruşturma sırasında ne şekilde hareket etmesi gerektiğini belirten kuralların anılan Kanunun birinci kitabında düzenlendiği, bu düzenlemelerden bazılarına göre gözlem altına alma için 74, moleküler genetik inceleme için 79, yakalama emri için 98, el koyma için 127. maddeleri gereğince hakim kararı arandığı, keza anılan Kanun’un 233/2. maddesine göre çağrıya rağmen gelmeyen mağdur ve şikayetçi için tanıklara ilişkin hükümlerin uygulanacağının belirtildiği. Kanun’un “çağrıya uymayan tanıklar” başlıklı 44/1.maddesinde usulüne uygun olarak çağrılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıkların zorla getirileceğinin hüküm altına alınmış olması karşısında, hürriyeti kısıtlama sonucunu doğurabilecek zorla getirme emri için hakim kararı gerekmesinin tabii olduğu, dolayısıyla ifadesine başvurulmak üzere çağrı gönderilen müştekinin gelmemesi üzerine zorla getirilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 233/2 ve 44/1.maddeleri gereğince mahkemece zorla getirme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza- Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi gereğince bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 28.11.2006 gün ve 056019 sayılı kanun yararına bozmaya atfen C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

İfadesine başvurulmak üzere çağrı gönderilen müştekinin gelmemesi üzerine, zorla getirilmesi yetkisi 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasanın 20. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK.nun 146.maddesinin 4. ve 5.fıkralarıyla ve eklenen 7.fıkrasıyla C. Savcısına da tanınmış olduğu ve bu nedenle G. 1.Asliye Ceza Mahkemesinin itirazın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşılması karşısında,

Kanun yararına bozma isteyen düşünceye iştirak edilmediğinden talebin CMUK.nun 309.maddesi gereğince ( REDDİNE ), dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2006/9178 Karar : 2006/19581 Tarih : 4.12.2006

  • CMK 146. Madde

  • Zorla Getirme

Yaralama ve tehdit suçlarından şüpheli hakkında Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2006/148 sayılı soruşturma sırasında, çağrı tebliğine rağmen gelmeyen tanık hakkında vukubulan zorla getirilmesi talebinin, adı geçenin, ikamet ettiği yer ve nüfusa kayıtlı olduğu yerden adresinin araştırılıp neticesine göre yakalama istenmesi gerekirken, şüphelinin bulunabileceği yerler araştırılmaksızın yakalama müzekkeresi çıkarılmasının usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle reddine dair, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.05.2006 tarihli ve 2006/621 sayılı müteferrik kararına karşı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 44. maddesi gereğince tanık hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da zorla getirme kararı verebileceği cihetle, itirazın keza reddine ilişkin, Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.05.2006 tarihli ve 2006/125 müteferrik sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 26.09.2006 gün ve 43554 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası C. Başsavcılığının 13.10.2006 gün ve 2006/233190 sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekle okundu;

Mezkur ihbarnamede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa göre, soruşturma işlemlerinin yapılmasından Cumhuriyet Savcısı, sorumlu olmakla birlikte Cumhuriyet Savcısının soruşturma sırasında ne şekilde hareket etmesi gerektiğini belirten kuralların anılan Kanunun birinci kitabında, düzenlendiği bu düzenlemelerden bazılarına göre gözlem altına alma için 74. moleküller genetik inceleme için 79. yakalama emri için 98. el koyma için 127. maddesi hükümleri gereğince hakim kararı alındığı nazara alındığında, hürriyeti kısıtlama sonucunu doğurabilecek zorla getirme emri için hakim kararı gerekmesinin tabi olduğu dolayısıyla ifadelerine başvurulmak üzere çağrı gönderilen şüphelilerin gelmemesi üzerine zorla getirilmeleri için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 146. maddesi gereğince mahkemece zorla getirme kararı verilmesi gerekeceği gibi aynı kanunun 44. maddesine göre usulüne uygun olarak çağrılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıkların zorla getirileceğinin belirtilmesi karşısında, tanık hakkında da hürriyeti kısıtlama sonucunu doğurabilecek zorla getirme emri için hakim kararı gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

Gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma istemindeki düşünce, dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden,

Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden itiraz üzerine verilip kesinleşen 23.05.2006 gün ve 2006/125 müt. sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4. fıkrasının a bendi uyarınca ( BOZULMASINA ), gereği için dosyanın mahalline ( GÖNDERİLMESİNE ), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas : 2006/7064 Karar : 2006/15110 Tarih : 11.10.2006

  • CMK 146. Madde

  • Zorla Getirme

Tehdit ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından şüpheli hakkında zorla getirme kararı verilmesine yönelik Adana Cumhuriyet Başsavcılığı talebinin reddine dair, Adana 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 5.6.2006 tarihli kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilip kesinleşen 6.6.2006 tarihli karar aleyhine Adalet Bakanlığının 18.7.2006 gün ve 33306 sayılı kanun yararına bozma isteğini içeren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.9.2006 gün ve 177515 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası daireye gönderilmekle incelendi ve gereği görüldü:

Tebliğnamede “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, soruşturma işlemlerinin yapılmasından Cumhuriyet Savcısı sorumlu olmakla birlikte, Cumhuriyet savcısının soruşturma sırasında ne şekilde hareket etmesi gerektiğini belirten kuralların anılan Kanun’un birinci kitabında düzenlendiği, bu düzenlemelerden “bazılarına göre gözlem altına alma için 74, moleküler genetik inceleme için 79, yaralama emri için 98, el koyma için 127. maddesi hükümleri gereğince hakim kararı arandığı nazara alındığında, hürriyeti kısıtlama sonucunu doğurabilecek zorla getirme emri için hakim kararı gerekmesinin tabii olduğu, dolayısıyla ifadelerine başvurulmak üzere çağrı gönderilen şüphelilerin gelmemesi üzerine zorla getirilmeleri için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 146. maddesi gereğince mahkemece zorla getirme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Zorla getirme, ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında yapılacak yargısal işlemlerin, yerine getirilebilmesi amacıyla yapılan çağrıya uymayan, şüpheli sanık ve tanıkların gerektiğinde zor kullanılarak, yetkili adli makamların önüne çıkarılmasını sağlayan bir tedbirdir. Anılan işlem, kısa süreli de olsa kişilerin özgürlüğünü sınırlayıcı nitelik taşıdığından, hakim kararının gerekliliği sonucuna ulaşmak isabetli bir değerlendirme olacaktır. 5271 sayılı CMK. nun 146/1 maddesinde, zorla getirme kararı verilmesi nedenleri yönünden tutuklama ve yakalama emri hükümlerine, gönderme yapılmıştır. Aynı yasanın 98. ve 100. maddelerinde belirtilen nedenlerin varlığının saptanması durumunda tutuklama kararı verebilecek ya da yakalama emri düzenleyecek merciin sulh ceza hakimi olduğu, anılan Yasanın 98/1. ve 101/1. maddelerinde açıkça belirtilmiştir. Zorla getirme kararının da nedenleri yönünden gönderme yapılan işlemleri gerçekleştirecek sulh ceza hakimi tarafından verilmesi, benzer ceza yargılaması işlemleri arasında uygulama birliği sağlayacaktır. 5271 sayılı CMK. nun 98/1. maddesinde “Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılmayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir…” hükmü yer almaktadır. Aynı Yasanın 146. maddesindeki zorla getirme kararı da anılan Yasanın 98/1. maddesinde yer alan yakalama emri düzenlenmesi işlemi ile aynı niteliktedir. Bu işlemlerden birisini yapmak açısından sulh ceza hakimi açıkça yetkili kılınmışken diğeri yönünden açık hüküm bulunmadığı gerekçesiyle farklı bir merciin yetkili olduğunu kabul etmek kişilerin özgürlüklerinin anayasal güvence altında olması ilkesine de ters düşecektir. Zira T.C.Anayasasının 19. maddesinde “ Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.” denildikten sonra aynı maddede şekil ve şartları kanunda gösterilen bazı hallerde kişinin hürriyetinden yoksun bırakılabileceği belirtilmiş ve anılan maddenin başka bir fıkrasında yer alan “ Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.” hükmüyle de kişi özgürlüğü, anayasal ve yargısal güvenceye kavuşturulmuştur.

Konu eski ve yeni CMK. larındaki düzenlemeler açısından irdelendiğinde de aynı sonuca ulaşmak olanaklıdır. 1412 sayılı CMK. nun 154/4. maddesi, Cumhuriyet Savcısına olayın sanık ve tanıklarının yapılan işleme ait evrakla birlikte hazır edilmeleri konusunda zabıta kuvvetlerine talimat verme yetkisi tanımışken, 5271 sayılı CMK. nun Cumhuriyet Savcısının görev ve yetkilerini düzenleyen 161. maddesinde bu tür bir yetkiden bahsedilmemiştir. Kanunda açıkça düzenlenmeyen bir yetkinin kullanılmayacağında kuşku yoktur. Yasa koyucu, Cumhuriyet Savcısına genel olarak vermediği bu yetki açısından istisna oluşturan bir düzenlemeye 5271 sayılı Yasanın 251. maddesinde yer vermiştir. Anılan maddenin 6. fıkrasında “250 nci madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda kolluk, soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı Ağır Ceza Mahkemesi veya Başkanın, Cumhuriyet Savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan hakimin emirleriyle belirtilen gün ve saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur.” denilmektedir. Bu yasal hüküm de kanunda açıkça öngörülmeyen bir yetkinin Cumhuriyet Savcısınca kullanılmayacağı yolundaki görüşü destekler niteliktedir. Bu durumda, çağrıya uymayan şüphelinin, ifadesinin alınabilmesi için Cumhuriyet Savcısının, 5271 sayılı Yasanın 162.maddesi gereğince Sulh Ceza Hakiminden aynı Yasanın 146. maddesinde belirtilen zorla getirme kararı verilmesini veya anılan Yasanın 98/1 maddesine uygun olarak Sulh Ceza Hakiminin yakalama emri düzenlemesini istemesi yasal bir uygulama olacaktır. İncelenen dosyada, 5271 sayılı Yasanın 250. maddesinde sayılan suçlardan birisini işlemeyen şüphelinin çağrıya karşın Cumhuriyet Savcılığına gelip ifade vermediği ve bu nedenle Sulh Ceza Hakiminden zorla getirme kararı istendiği görülmektedir. Yasaya uygun isteğin, Sulh Ceza Hakimince Cumhuriyet Savcısının bu konuda yetkisi bulunduğundan bahisle reddedilmesi hukuka aykırıdır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlenen tebliğnamedeki düşünce, yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görüldüğünden, Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 6.6.2006 tarih ve 2006/150 D. İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına ( BOZULMASINA ) sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına, oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2006/7741 Karar : 2006/15580 Tarih : 26.09.2006

  • CMK 146. Madde

  • Zorla Getirme

Kasten yaralama suçundan şüpheli hakkındaki soruşturma evresi sırasında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 145 ve 146. maddeleri uyarınca zorla getirilmesine yönelik Adana C. Başsavcılığının talebinin, anılan maddeler gereğince C. Savcısının zorla getirme yetkisi bulunduğu ve bu hususta mahkeme kararı gerekli olmadığından bahisle reddine dair Adana 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.06.2006 tarihli ve 2006/1138 müt.sayılı kararına karşı vuku bulan itirazın reddine ilişkin Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.06.2006 tarihli ve 2006/149 müt. sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 10.07.2006 gün ve 31720 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak kesinleşen kararına ilişkin dava dosyası C. Başsavcılığının 10.08.2006 gün ve 2006/172413 sayılı ihbarnamesiyle daireye gönderilmekle okundu;

Mezkûr İhbarnamede;

Dosya kapsamına göre, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun C. Savcısının yetkilerini düzenleyen 154. maddesinin karşılığını oluşturan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161. maddesinde zorla getirme kararı verme yetkisine, yer verilmediği gibi, aynı Kanunun 146.maddesinde de bu konuda C. Savcısına yetki verilmediği nitekim, şüphelinin zorla getirilmesini düzenleyen 146. maddesinin 4.fıkrasında yetkiyi kullanacak olan hakim ve mahkeme gibi makamlar bakımından “çağıran tabiri kullanılmış iken, açıklamalı davetiye üzerine şüpheliyi getirtmesi gereken C. Savcısı yönünden ise “isteyen” kelimesinin kullanıldığı, böylece kanun koyucunun, şüphelinin zorla getirilmesi maksadıyla C. Savcısının yetkili hakimden “istemde” bulunmasını öngördüğünün anlaşıldığı, diğer taraftan 5271 sayılı Kanun’un 142.maddesinde de hakim tarafından yapılması gereken soruşturma işlemlerinin, bu işlemin yapılacağı yer sulh ceza hakiminden istenileceği hükmünün yer aldığı cihetle, anılan Kanun`un 145.maddesi uyarınca sanığa çağrı yapılamadığının anlaşılması karşısında, şüphelinin zorla getirilmesi için mahkemece zorla getirme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK. nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulmadı” lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak, ihbar olunmuştur.

Gereği düşünüldü:

Kanun yararına bozma istemindeki düşünce, dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden Adana 8.Asliye Ceza Mahkemesinden itiraz üzerine verilip kesinleşen 06.06.2006 gün ve 2006/149 müteferrik sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 4. fıkrasının ( b )bendi uyarınca ( BOZULMASINA ), gereği için dosyanın mahalline ( GÖNDERİLMESİNE ), oybirliği ile karar verildi.


YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ Esas: 2009/6183 Karar: 2009/16651 Tarih: 02.11.2009

  • CMK 146. Madde

  • Zorla Getirme

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık B. A.’ın 3167 sayılı Kanun’un uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin T. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.10.2008 gün ve 2008/317 esas, 2008/552 karar sayılı hükmüne karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 09.03.2009 gün ve 2419/13141 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 01.04.2009 gün ve 2009/72044 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, Dosya kapsamına göre, sanığın sabıka kaydında yer alan ilamlardan hangisinin tekerrüre esas alındığı belirtilmeden ve söz konusu ilamların kesinleşme ve infaz tarihlerini gösterecek şekilde onaylı birer örneği celbedilmeden, sanığın mükerrir olduğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde,

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 22.12.2008 tarihli ve 2008/17373-19216 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, atılı suç yönünden yapılan yargılamada; aynı suçtan mükerrir olmayan sanıklara, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 195. maddesinde belirtilen açıklamanın yer aldığı duruşma çağrı kağıdının, Tebligat Kanunu hükümlerine uygun şekilde tebliğ edilerek, duruşma gününden ve gelmese bile yokluğunda duruşma yapılacağından haberdar edilmesi ve bu tebligata karşın duruşmaya gelmemesi durumunda da yokluğunda duruşma yapılarak hüküm kurulması; aynı suçtan mükerrir olan sanıklar yönünden ise, 5271 sayılı Kanun’un 145. maddesinde belirtilen açıklamanın yer aldığı davetiye tebliğ edilerek ve tebligata karşın duruşmaya gelmemesi halinde 146. madde uyarınca zorla getirilerek sorgusunun yapılması gerektiği gözetilmeden, sanığın sorgusu yapılmadan hakkında hapis cezasına hükmedilmesinde,

İsabet görülmemiştir. denilerek, anılan hükmün bozulması istenmiştir.

Sonuç: Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 17.04.2009 tarihli ve 4767/23839 sayılı yazıları ekindeki, aynı Mahkemenin 24.03.2009 tarihli yazılarında, katılan vekilinin 13.03.2009 tarihli dilekçesi ile sanık hakkındaki şikâyetten vazgeçildiğinin belirtilmiş olması karşısında, 3167 sayılı Kanunun 16c maddesinin 4. fıkras 4. fıkrası hükmü gözetilerek gereğinin takdir ve değerlendirilmesi için dosyanın incelenmeksizin Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına TEVDİİNE, 02.11.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


UYARI

Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.

Makale Yazarlığı İçin

Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd@gmail.com adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

Paylaş
RSS